<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198</id><updated>2012-01-28T09:15:07.126+02:00</updated><title type='text'>fotografik kalem ve kelam</title><subtitle type='html'>profesyonel fotoğrafçının web günlüğü - mustafa turgut</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>32</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-1843335770153890992</id><published>2009-11-06T12:33:00.002+02:00</published><updated>2009-11-06T12:41:01.533+02:00</updated><title type='text'>Işıl Özgentürk'ün Domuz gribi ve sağlık endüstrisi üzerine makalesi</title><content type='html'>Işıl Özgentürk / Cumhuriyet / 01-10-2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki istatistiklere bir göz atarsanız, silah şirketlerinden sonra en büyük kârın ilaç şirketlerinde olduğunu görürsünüz, arkasından gıda gelir. Şimdi bu bilgiyi bir yana koyalım ve devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette, sağlık alanında teknolojinin de yardımıyla gelişen, insan yaşamını daha kaliteli kılan hiçbir şeye karşı değilim.. ama bu alanın pirüpak olduğunu da kimse iddia edemez. Öte yandan dünyadaki katliamlara özellikle seyirci kalan -Saraybosna ve Ruanda katliamlarını anımsayın- Batı’nın sağlık alanındaki sicili de pek temiz değildir. Bu nedenle ülkemizdeki bazı bilim adamlarının sürekli uluslararası referanslar vererek, henüz ne olduğu tam bilinmeyen domuz gribi aşısını savunmaları bana pek inandırıcı gelmiyor; pek çok kişiye de gelmediğini biraz soruşturursanız siz de anlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz sağlık alanındaki açığa çıkmış uluslararası oyunlardan ve hepimizin koşa koşa kan verdiği Oktay Babuna olayından söz edelim. O zamanlar kan verenler varsa biraz bozulacaklar.. Eh ne yapalım kendi düşen ağlamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uluslararası birkaç örnek:&lt;/strong&gt; Hepimizin bildiği gibi AIDS hastalığı nedeni maymunlar değil, onlar bu işte masum; dünyanın en saygın araştırma kurumlarından biri olan ve &lt;span style="color:#990000;"&gt;kâr amacı gütmeyen Pastör Enstitüsü, AIDS hastalığına neden olan HIV virüsünün laboratuvarda üretilmiş bir virüs olduğunu ispatladı&lt;/span&gt;, bununla ilgili çok önemli belgeseller yapıldı. &lt;span style="color:#990000;"&gt;İşte bu laboratuvarda oluşturulan virüsün neden olduğu hastalığın tedavisi için kullanılan ilaçlar çok, ama çok pahalı.&lt;/span&gt; Öte yandan bu ilaçları her ülke kendi laboratuvarlarında yapabilir ama, çok astronomik bir telif hakkı ödemeniz gerekiyor. &lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;Peki AIDS hastalığının son derece yaygın olduğu Brezilya ne yaptı? Anayasasındaki halk sağlığıyla ilgili bir maddeye dayanarak, telif ödemeden AIDS ilaçlarını yaptı&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;ve hastalara bedava dağıttı; bunu gören Hindistan da, “Ben de böyle yapacağım” dedi ve ilaç firmaları bu çok pahalı ilaçları üç kuruşa Hindistan hükümetine satmayı kabul ettiler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim bizdeki meşhur Oktay Babuna olayına. Bu Oktay Babuna, 1999 yılında lösemi hastası olduğunu söyledi, yalvararak ilik istedi, ona uygun iliği bulmak için millet sıraya girdi, kanını verdi. Bu kanların büyük kısmı da, Türkiye’deki laboratuvarlar incelemeye yeterli olamadığı için, Amerikan laboratuvarlarına gitti. Güya oralarda incelemeye alındı ve bizden dünyanın parası istendi.. o zamanlar Sağlık Bakanı olan Osman Durmuş, “Bu durumda Türk insanının genleri tümüyle incelemeye açık” dedi, bunun bir oyun olduğundan söz etti. O zamanlar aşırı milliyetçi bulduğumuz bu söylem bugün doğrulandı. Oktay Babuna turp gibi yaşıyor ve bizim, Amerikan laboratuvarlarına intikal eden kanlardan haber yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir es verelim.. bu satırların yazarı bir gün bir haber okudu, dördüncü sayfada küçücük bir haber; haberde bir gazeteci CIA başkanına soru soruyordu: “Neden Sırpları durdurmakta geciktiniz?” ve CIA başkanı çok net bir yanıt veriyordu: “Sırpların genetik kodlarını çözmekte zorlandık, gecikme bundandır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki genetik kodlar nereden anlaşılır? Hepimiz pek çok Amerikan dizisi izliyoruz, DNA’yı öğrenmek için kandan daha iyi ne olabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylediklerim gerçekten bilimkurgu değil, genleriyle oynanmış bitkilerin söz konusu olduğu bir dünyada para için neler yapıldığını pek bilemiyoruz.. bunlar açığa çıkanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık sektörünün bir başka kolu olan kozmetik sanayiinde, cenin ve genç insanların soyulmuş hücrelerinin kullanıldığı artık herkes tarafından bilinen bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey korku filmi gibi değil mi?.. “Kuş gribi” dediler, binlerce kümes hayvanını ve Mardinli Ahmet’in gözü gibi baktığı güvercinlerini öldürdük; şimdi “domuz gribi” diyorlar ve Türkiye gibi kendi aşısını kendi yapamayan ülkeler bu domuz gribi aşısı için inanılmaz paralar ödeyecekler ve bu para kimin cebine gidecek? Doğrudan ilaç firmalarının...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Her yıl ülkemizde 30 ila 40 bin civarında grip vakası görülmekte ve bu vakaların 10 bini ölümle sonuçlanmaktadır. Bunun için şimdiye dek hiçbir şey yapılmadı. Bu durumda domuz gribine gösterilen ilgi size biraz garip gelmiyor mu? Ayrıca ilk aşıların sağlık personeliyle, hacca gidecek kişilere yapılacağını öğrendik... Bari burada biraz insaflı olun, ilk aşılar sağlık personeliyle, çocuklarındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bir musibet bin nasihattan iyidir; belli ki, sağlık alanında oynanan oyunları bozmak için kendi aşımızı kendimiz yapmaya başlamamız gerekiyor.. 10 bin yetişmiş doktoruyla Küba bu alanda olumlu bir biçimde başı çekmeye başladı. Amerikalıların Kanada üstünden Küba’ya gidip tedavi gördükleri biliniyor. Allah aşkına sürekli Batı’yı referans verip durmayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-1843335770153890992?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/1843335770153890992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=1843335770153890992&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/1843335770153890992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/1843335770153890992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2009/11/isl-ozgenturkun-domuz-gribi-ve-saglk.html' title='Işıl Özgentürk&apos;ün Domuz gribi ve sağlık endüstrisi üzerine makalesi'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-1442636194030903090</id><published>2009-11-06T12:09:00.006+02:00</published><updated>2009-11-06T12:25:47.171+02:00</updated><title type='text'>Perulu bir doktordan meşhur grip üzerine bir yazı..</title><content type='html'>Bugün üyesi olduğum MSÜGSÜ haberleşme grubundan bir e-posta geldi. Gelen e-postayı olduğu gibi bloğa aktarıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Grip veya asrın soygunu... &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;HALKLARIN EN GÜZEL GÜNLERİNDE SOYULMASI&lt;br /&gt;Dünyada 2000 kişi domuz gribine yakalandı tüm dünya maske takma yarışında. &lt;br /&gt;25 milyon insan AIDS e yakalandı kimse prezervatif kullanmak istemiyor...&lt;br /&gt;ÇIKAR SALGINI&lt;br /&gt;Domuz giribinin arkasındaki ekonomik çıkarlar nelerdir ?&lt;br /&gt;Dünyada her sene milyonlarca insan malaryadan ölüyor halbuki basit bir tül sineklik onları koruyabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor! Dünyada her sene 2 milyon çocuk ishalden ölüyor halbuki 23 cc lik bir serum onları kurtarabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor! Kızamık ve zature ve diğer hastalıklardan her sene 10 milyon insan ölüyor. Tum bu insanlar daha ucuz ilaçlarla kurtulabilir. Gazeteler bunlarda dabahsetmiyor! &lt;br /&gt;Bundan yaklaşık 10 yıl önce kuş gribi çıktığında, bütün gazeteler bizi bilgiye boğdu...Bütün diğer salgınlardan daha tehlikeli... Dünyayı tehdit eden salgın!Gazeteler sadece bu tavukların korkunç hastalığından bahsediyordu.. Buna rağmen toplam insan kaybı 10 sene de 250. Yani senede 25! Normal grip senede yarım milyon can alıyor. 25'e karşı YARIM MİLYON!&lt;br /&gt;Ama bir saniye: Niçin kuş gribinden bu kadar bahsedildi? Çünkü bu tavukların arkasında bir adet horoz vardı, büyük ibikli bir horoz. Uluslararası Roche ilaç grubu Asya ülkelerine milyonlarca doz Tamiflu sattı, İngiltere hükümeti halkını korumak için 14 milyon doz satın aldı. Kuş gribi sayesinde Roche ve Relenza, iki büyük ilaç grubu milyonlarca dolar kar elde ettiler.&lt;br /&gt;Dün tavuklarla, bugün domuzlarla. Evet bugün domuz gribi psikozu başlatıldı. Tüm dünya medyası sadece bundan bahsediyor. Ekonomik global krizden bahseden, Guantanamodaki işkencelerden bahseden yok! Sadece domuz gribinden ve domuzlardan bahsediliyor... Kendi kendime soruyorum: Eğer tavukların arkasında bir horoz varsa, domuz gribinin arkasında büyük bir domuz olmasın? Kuzey Amerikan Gilead Sciences Tamiflunun lisans sahibi. Bu işletmenin en büyük hissedarıysa Donald Rumsfeld. George Bush dönemi savunma bakanı. Irak savaşının stratejisti... Roche ve Relenza hissedarları milyonlarca dolarlık Tamiflu satışı nedeniyle ellerini oğuşturuyorlardır. Gerçek pandemi (dünyayı etkileyen büyük salgın) çıkar salgınıdır, sağlık paralı askerlerinin çıkarları. Çeşitli ülkelerin aldığı önlemleri inkar etmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burası bam teli (tecüme edenin düşüncesi) Eğer domuz gribi söylendiği gibi gerçekten dünyayı tehdit eden büyük bir salgınsa (pandemiyse) dünya sağlık örgütünün başındaki o kadar bu hastalıktan tedirgin oluyorsa(Margaret Chan adında bir çinli) neden o zaman bu hastalığı dünya sağlığını tehdit eden bir hastalık olarak ilan edip, hastalığa karşı savaşmak için jenerik türevlerinin üretilmesini önermiyor? Roche ve Relenzanın lisanslarının iptalini isteyip yerine her ülkenin kendi üreteceği jenerik türevlerini üretmiyorlar?&lt;br /&gt;Herkes bu büyük salgının arkasındaki gerçeği görsün.Çünkü medya sadece kendi sponsorlarının haberlerini veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Carlos Alberto Morales Paitán, Pérou &lt;br /&gt;Türkçe tercüme: xerxesgunes&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-1442636194030903090?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/1442636194030903090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=1442636194030903090&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/1442636194030903090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/1442636194030903090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2009/11/perulu-bir-doktordan-meshur-grip.html' title='Perulu bir doktordan meşhur grip üzerine bir yazı..'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-6975672438041822138</id><published>2009-09-18T13:52:00.014+03:00</published><updated>2009-09-18T14:02:30.848+03:00</updated><title type='text'>"Fotoğrafçıların Gözüyle İstanbul" kitabı yayımlandı.</title><content type='html'>İstanbul fotoğraflarından oluşan “Fotoğrafçıların Gözüyle İstanbul” adlı fotoğraf albümü, “EMPA Electronics” sponsorluğunda Fotografevi tarafından yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SrNnUNNpfmI/AAAAAAAAAEo/wrY9bt_Z-Tc/s1600-h/istanbul.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 143px; height: 98px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SrNnUNNpfmI/AAAAAAAAAEo/wrY9bt_Z-Tc/s400/istanbul.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382759576479825506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2010 yılında “Avrupa Kültür Başkenti” olmaya hazırlanan İstanbul'u farklı renkleri ve zamanlarıyla belgeleyen kitabın editörlüğünü Photo Digital ve Fotoğraf Dergisi Yayın Yönetmeni Ömer Serkan Bakır üstlendi. “Fotoğrafçıların Gözüyle İstanbul”da, Bakır'ın çalışmalarının yanı sıra Adnan Sokol, Çetin Ergand, Ercan Arslan, Halim Kulaksız, İbrahim Zaman, Muhsin Divan, Mustafa Turgut, Nadir Ede, Oktay Çolak, Sabit Kalfagil ve Uğurhan Betin'in fotografları bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fotoğrafçıların Gözüyle İstanbul  / &lt;/span&gt;Adnan Sokol, Çetin Ergand, Ercan Arslan, Halim Kulaksız, İbrahim Zaman, Muhsin Divan, Mustafa Turgut, Nadir Ede, Oktay Çolak, Ömer Serkan Bakır, Sabit Kalfagil, Uğurhan Betin&lt;br /&gt;Fotoğrafevi Yayınları, 23x17 cm / 152 sayfa / Kasım 2008&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-6975672438041822138?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/6975672438041822138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=6975672438041822138&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6975672438041822138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6975672438041822138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2009/09/fotografclarn-gozuyle-istanbul-kitab.html' title='&quot;Fotoğrafçıların Gözüyle İstanbul&quot; kitabı yayımlandı.'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SrNnUNNpfmI/AAAAAAAAAEo/wrY9bt_Z-Tc/s72-c/istanbul.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-6847059113853311360</id><published>2009-07-25T15:44:00.050+03:00</published><updated>2009-09-18T14:33:08.696+03:00</updated><title type='text'>Çocukluğumuz..</title><content type='html'>25/07/2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç gün önce benim doğum günümdü.. 42 yaşıma girdim galiba, yoksa bitirdim mi? Çocukluğumda bu yaş meselesini ve bir an önce büyümeyi çok ömemserdim, ama şimdi keşke diyorum hep o yaşlarda kalsaymışım.. Ne kadar dertsiz, temiz ve güzel bir dünyamız varmış. Haylaz, kirli, dizleri sürekli yaralı ama mutlu çocuklarmışız. Bunu bugün farkediyorum.&lt;br /&gt;Geçen gün üye olduğum "e-posta" gruplarından bir mail geldi. İçerisindeki metinle birlikte gelen fotoğraflar çok güzellerdi. Birden çocukluk zamanlarıma döndüm. Sonra yazıyı okurken hafifçe içim kıvılcımlandı. Sonra şimdilerde 14'ünde olan kızımın bunların hiçbirini yapamadığını düşündüm. Sonra da içim burkuldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ve fotoğraflar aşağıda...Fotoğrafları kim çekmiş, yazıyı kim yazmış bilmiyorum.. Ama her kim yaptıysa ellerine sağlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SmsLFgkbYHI/AAAAAAAAAEY/Z5Xy72SRRmc/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 135px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SmsLFgkbYHI/AAAAAAAAAEY/Z5Xy72SRRmc/s400/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362391970584682610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bir zamanlar, bizler ve dünyadaki diğer çocuklar böyle eğlenirdi(k)!...&lt;br /&gt;Yazık; "sanal" bir dünyada büyüyen şimdiki kentli küçüklere, ve onların "sistemin kölesi" ana-babalarına!...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama, evinin camında temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum. Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem. Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri. Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok. Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar.. Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz.. Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir. Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana. Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder. Nedir bunlar? Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk. Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk. İyi de neden böyle olduk ? Biz mi istemiştik?  Yoksa hak mı ettik?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı. Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. Hatta babanım bile anahtarı yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem evimizin bir parçası gibiydi, çoğunlukla evdeydi. Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki. En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani. "Cafe"lerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik. Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi. Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi. Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi, susayınca girer evlerine su içerdik. Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik. Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi. Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi. Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırılırdık.  Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmazdı; onlar nedir bilmezdik bile; asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık. Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SmsLVospglI/AAAAAAAAAEg/jGGYOSTkVZ4/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 258px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SmsLVospglI/AAAAAAAAAEg/jGGYOSTkVZ4/s400/2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362392247644553810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-6847059113853311360?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/6847059113853311360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=6847059113853311360&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6847059113853311360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6847059113853311360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2009/07/cocuklugumuz.html' title='Çocukluğumuz..'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SmsLFgkbYHI/AAAAAAAAAEY/Z5Xy72SRRmc/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-6582224416558675962</id><published>2008-04-18T11:09:00.011+03:00</published><updated>2008-12-11T03:41:31.613+02:00</updated><title type='text'>Pamuk Eller Cebe, İstanbul 2010'da Kültür Başkenti olacakmış !!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SAhZMMXX8gI/AAAAAAAAABU/Pmr_qyVClgg/s1600-h/benzin_protestosu.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SAhZMMXX8gI/AAAAAAAAABU/Pmr_qyVClgg/s400/benzin_protestosu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190496636557062658" /&gt;&lt;/a&gt;Son haftalarda “bu nasıl iştir yahu” diyen bir sürü arkadaşımla karşılaştım ve tartıştık. Ülke ekonomisi, yeni SSK yasası, ekonomideki spekülasyonlar, işlerdeki bozulma, sokaklardaki terör, Düzce'de öldürülen İtalyan gelin, hayat pahalılığı, benzin zammı ve en son da ampulcülerin Kamer Genç'i tartaklamaları vs vs.. Ülkenin gündemi o kadar sık değişiyorki, bazı arkadaşlarım da takip edememekten ve bazılarını kaçırmaktan muzdarip olmuşlar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba kullanırkan her zaman radyo dinlerim. Sürekli değişerek dinlediğim 3-4 radyo kanalım vardır. Kimisini haber aralarında iyi müzik yayınladıkları için, kimilerini de gündemi iyi takip ettikleri için dinlerim. Ama sabahları Alem FM'de yayınlanan Nihat'la Curcuna programı varki; yayınladıkları müzikler pek benim müzik zevkime uymasa da, programcısı ve ülke meselelerine yaklaşımı ile bu meseleleri “tiye” alışı nedeniyle dinliyorum. Arabanın içinde katılarak güldüğüm zamanlar da sıklıkla oluyor. Bir de akşam iş dönüşü yayınlanan Nihat'la Sivrisinek var, o program da sabahkiyle aynı karakterde yapılıyor. Bu arada Alem FM'in frekansı 89.2 ve sabah 7 ila 9 arası akşamda 18-20 arası dinlemenizi öneririm.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Nihat Bey ve arkadaşları; Başbakan, Maliye Bakanı, Cumhurbaşkanı'nın  mahdumlarının “ticari” faaliyetleri ve özellikle de Maliye Bakınının oğlunun yaptığı gıda maddeleri spekülasyonları ile öyle uğraşıyor ki. Hem eğleniyorsunuz hem de ülkenin yolsuzluk gündemini takip edebiliyorsunuz. Ve ilginçtir ki neredeyse programın tüm ülkeden sıkı takipçileri olduğu programa gelen mesajlardan anlaşılıyor. Hükümet şakşakçılığı yapan medyaya inat, acaba başka bir ülkeden mi yayınlanıyor diye düşünmenize neden oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Nihat Bey ve arkadaşları uzunca zamadır programlarında ülkemizdeki benzinin pahalılığından ve “dünyanın en pahalı akaryakıtını” tükettiğimizde yakınıp duruyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta bir de akaryakıta, İstanbul'un Kültür 2010 yılındaki Kültür Başkenti olması nedeniyle ve bu meseleyle ilgili yapılacak harcamalara kaynak yaratmak bahanesiyle litre başına 1,5 ya da 2 kuruşluk bir ek zam -ne derseniz adı o olabilir- yapılacağını bas bas bağırıyorlar. Ve tüm Türk halkını, hem gerçek anlamda vergilerden kaynaklanan fahiş akaryakıt fiyatlarını ve bu “kültür“ vergisini protesto etmeye çağırıyorlar. Bu arada İstanbul'un kültür başkentliğiyle ilgili mesele de ayrı bir mesele.. Bir “dükalık” kurulmuş ki akıllara ziyan. Bu meseleyle ilgili de yazacağım zaten.. Önümüzdeki hafta pazartesi gününden itibaren yani 21 Nisan 2008'den itibaren her sabah saat 7:45'te araçlarında bulunan herkesi 1 dakika süreyle araçlarının kornasına basmaya davet ediyorlar. Ayrıca araçların antenlerine siyah kurdele de bağlanmasını tavsiye ediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal şartlarda evden sabah 8 gibi çıkıyorum. Eşimi 8:20'deki Kadıköy-Bakırköy deniz otobüsü için vapur iskelesine bırakıp işime gidiyorum. Bu sabah eşim protestoya katılmak için evden 20 dakika erken çıkmayı önerdi. Yani 1 dakikalık bir protesto için iskelede 30 dakika beklemeye razı.. Eşim biraz protest karakterlidir anlayacağınız :=) Tabii ben de.. Yani; protestoya katılmak ve 1 dakikalığına kornaya basıp, sadece akaryakıt fiyatlarını değil; özellikle hükümeti protesto etmek için artık evden 20 dakika erken çıkacağız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl benzer şekilde benzinin pahalılığı tüketici derneklerinin de desteğiyle protesto edilmişti ama çok da ses getirmemişti. Ben de kendi arabama yapıştırmak için bir grafik yapıp yapıştırmıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer geçen yıl yaptığım grafiği “günün anlam ve önemine” uygun olarak değiştirdim ve daha organize bir şekilde adres defterimdeki adreslere gönderdim. Tabi Nihat Bey ve arkadaşlarına da gönderdim. Umarım kullanılır ve umarım bu seferki protesto ses getirir. Yaptığım grafiği burada görebiliyorsunuz zaten ancak kendi printerinizde daha büyük ve kaliteli basabilmeniz için aşağıdaki linke de PDF dosyasını yükledim. Dosyayı istediğiniz gibi dağıtabilir ve yayabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.nisan.com.tr/download/protesto.pdf"&gt;PDF protesto grafiği dosyası burada&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;Farenizin sağ tuşuyla tıklayıp farklı kaydet yaparsanız, dosya kolayca bilgisayarınıza iner..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen indirip, basın ve arabanıza yapıştırın. Siyah kurdeleyi de unutmayın..&lt;br /&gt;Uyuyan koyunlar olmamak dileğiyle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Turgut, 18 Nisan 2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-6582224416558675962?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/6582224416558675962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=6582224416558675962&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6582224416558675962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6582224416558675962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2008/04/istanbul-2010da-kltr-bakenti-olacakm.html' title='Pamuk Eller Cebe, İstanbul 2010&apos;da Kültür Başkenti olacakmış !!!'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/SAhZMMXX8gI/AAAAAAAAABU/Pmr_qyVClgg/s72-c/benzin_protestosu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-4683406135566912313</id><published>2008-02-20T18:23:00.000+02:00</published><updated>2008-02-20T18:24:00.508+02:00</updated><title type='text'>İstanbul fotoğrafları</title><content type='html'>&lt;div id="ibpv-47bc52e8472e54.74779477"&gt;&lt;script type="text/javascript" src="http://www.trekearth.com/images/misc/photoviewer.js?id=ibpv-47bc52e8472e54.74779477&amp;thid=9735&amp;uid=78046"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="ibpv-links"&gt;See more &lt;a href="http://www.trekearth.com/themes.php?thid=9735" class="ibpv-photos-link"&gt;photos: Istanbul Photos by Mustafa Turgut&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://www.trekearth.com" class="ibpv-site-link"&gt;TrekEarth&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-4683406135566912313?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/4683406135566912313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=4683406135566912313&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4683406135566912313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4683406135566912313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2008/02/istanbul-fotoraflar.html' title='İstanbul fotoğrafları'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-2680003585223341528</id><published>2008-02-20T18:21:00.000+02:00</published><updated>2008-02-20T18:23:22.675+02:00</updated><title type='text'>Peru fotoğrafları</title><content type='html'>&lt;div id="ibpv-47bc5307403513.31124529"&gt;&lt;script type="text/javascript" src="http://www.trekearth.com/images/misc/photoviewer.js?id=ibpv-47bc5307403513.31124529&amp;thid=9734&amp;uid=78046"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="ibpv-links"&gt;See more &lt;a href="http://www.trekearth.com/themes.php?thid=9734" class="ibpv-photos-link"&gt;photos: Peru Photos by Mustafa Turgut&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://www.trekearth.com" class="ibpv-site-link"&gt;TrekEarth&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-2680003585223341528?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/2680003585223341528/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=2680003585223341528&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/2680003585223341528'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/2680003585223341528'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2008/02/peru-fotoraflar.html' title='Peru fotoğrafları'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-4454667033797498241</id><published>2008-02-07T09:12:00.000+02:00</published><updated>2008-02-07T09:21:13.188+02:00</updated><title type='text'>cameraaaaaaa !!!</title><content type='html'>Bu mektuba cevap yazmamak olmazdı, &lt;br /&gt;İlham bır kaç kere hatırlattı, &lt;br /&gt;Ben bir kitap hazırladığım için atladım.&lt;br /&gt;Yaptığım ayıp kaçtı...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Diyerek cevabıma bir maniyle mazuratımı arzuhal ederek başlayayım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İhtiyaçların ve alacağım makine konusunda bir miktar araştırma yaptım aslında çünkü senin ihtiyaç duyduklarının aynılarından bana da lazımdır. Çünkü her zaman el altında olacak ama fazla da yer tutmayacak şeyler olmalı.. Elbette kaliteleri iyi fiyatları da makul olmalı...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu nedenle video kamera konusunda bir Sony önereceğim. Bana göre video ikinci derecede önemli olduğu için fekat almışkene çekim kalitesi iyi olan bir şey almak gerektiği için bir Sony diyorum. Ayrıca bu herifler fotoğraf çekme opsiyonunun da eklemişler kameraya, bir deneme fırsatı olursa fotoğraf makinesinden yırtabilirsin gibime geliyor. Ama dediğim gibi deneme yapmak şart. &lt;a href="http://www.sony.com.tr/view/ShowProductCategory.action?site=odw_tr_TR&amp;category=HDD+AVCHD+Hard+Disk+Drive"&gt;Bu linkte bulunanlardan bütçene uyanı seçebilirsin.&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Fotoğraf makinesine gelince biraz karışıkcana &lt;br /&gt;Bu makeneyi benim bir arkadaşım kullanıyor. &lt;a href="http://www.dpreview.com/reviews/specs/Pentax/pentax_optioa30.asp"&gt;Fotoğrafları bayağı etkileyici.&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ben de gözüme &lt;a href="http://www.dpreview.com/reviews/specs/Panasonic/panasonic_dmclx2.asp"&gt;bunu&lt;/a&gt; kestirdim. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Her ikisinde de ürün sayfalarında "sample gallery" denen yere tıklarsan örnek fotoları görebilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dpreview.com/reviews/specs/Panasonic/panasonic_dmcfz18.asp"&gt;Bunu da inceleyebilirsin&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dostum gerçekten bu kompak zımbırtılar konusunda senden farkım yok. Çok iyi tanıdığım makineler değiller. Ama ben de kendime bunlardan birini alacağım. Bu sitede her markanın karşılaştırmalı testlerini inceleyebilirsin.Diğerlerine de göz atmanı öneririm.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Selamlar&lt;br /&gt;Mustafa Turgut&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-4454667033797498241?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/4454667033797498241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=4454667033797498241&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4454667033797498241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4454667033797498241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2008/02/cameraaaaaaa.html' title='cameraaaaaaa !!!'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-480477094083320205</id><published>2008-02-07T09:10:00.000+02:00</published><updated>2008-02-07T09:11:52.764+02:00</updated><title type='text'>cameraaaaaa !!!</title><content type='html'>Saygıdeğer üstadım; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamera ve fotoğraf makinası konusundaki arayışımı sürdürüyorum. Bu kapsamda forumun birine şöyle bir yazı yazdım. Senin düşüncelerini de almak isterim :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de bir süredir fotoğraf makinası ve kamera arayışındayım. Başlangıçta "iki ayrı cihaza ne gerek var? Alırım video kaydeden bir fotoğraf makinası, iki işi de görürüm" diyordum. Böylece ilave masraftan da kurtulmuş olurdum. Ancak biraz araştırınca fotoğraf makinasının video kamerayı kolay kolay ikame edeceğini anladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususu bir de sizin değerlendirmenize sunmak isterim. Şöyle ifade etmeye çalışayım: Örneğin ~500 YTL'ye bir fotoğraf makinası ve ~1.000 YTL'ye bir HDD kamera almak yerine (toplam maliyet ~1.500 YTL); ~900 YTL'ye video kaydetme özelliği gelişmiş bir fotoğraf makinası alsam olmaz mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamera almayı neden gereksiz görüyorum? : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.) İlave masraf çıkaracak. &lt;br /&gt;2.) Fotoğraf makinası her halukarda alınacak. Bir de kamera gelince cihaz kalabalığı olacak. Her an ikisini de elinin altında bulundurmak, yanında taşımak lazım. Bir de hangi durumda hangisini kullanacağının kararını vermek kolay olmayabilir (özellikle ani gelişen durumlarda). &lt;br /&gt;3.) Çekilen videolar genellikle sonradan unutulur, sıklıkla seyredilmez. Özellikle uzun görüntü içeren videolar, çekilirken ilginç gelir ve heyecan verir de insan sonradan başına oturup seyretmeye üşenir. Kısa enstantanelerin seyri daha kolay gelir insana (klip tarzı). Bu tür görüntüler de fotoğraf makinası ile rahatlıkla çekilir. Evet, belki çocuğunuzun sünnetini veya diploma törenini fotoğraf makinası ile değil ancak kamera ile komple kaydedebilirsiniz ama kaydettikten sonra üç saatlik düğünü veya iki saatlik töreni baştan sona seyretmek cazip gelir mi size? Bunun yerine önemli anları kısa kısa kaydetmek daha verimli olmaz mı? Zaten sünnet, düğün, diploma töreni gibi uzun soluklu organizasyonların tamamını sizin yerinize çeken bir profesyonel mutlaka vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamera almayı neden gerekli görüyorum? : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.) Hiçbir fotoğraf makinası kamera kalitesinde ve süresinde kayıt yapamaz (mı acaba???). &lt;br /&gt;2.) Kameranın loş ortamlarda ve gece karanlığındaki performansı tatminkardır. Fotoğraf makinasının hareketli görüntü kaydı bu tür ortamlarda oldukça kalitesiz hale gelir. &lt;br /&gt;3.) Kameralar aydınlatma ışığına sahiptir. Fotoğraf makinası hareketli görüntü kaydederken ışık desteği sunmakta tamamen veya kısmen yetersiz kalır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ben ne kalitede bir görüntü arayışındayım? Mümkün olduğunca net bir görüntü isterim ama mevcut teknolojinin sağlayabileceği en iyi görüntünün peşinde de değilim. Mevcut ve beklenen bilgisayar, monitör, TV vb. teknolojilerine uyum göstersin, gözümün fark edeceği düzeyde kalite kaybına uğramasın yeter... Örneğin; HD kalitesinde olmasa da olur ancak halen bilgisayarımın monitöründe veya televizyonumda bulduğum "TATMİNKAR" düzeyin gerisine düşmesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne bileyim işte, kafam karışık… Bu arada, az önce web sitene şöyle bir göz attım; süper site yapmışsın vallahi! Acayip yetenekli adamsın vesselam, ne diyeyim?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler, iyi çalışmalar. Biraz daha ısınsın havalar; mutlaka bekliyoruz AnGara’ya…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Niyazi KABADAYI&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-480477094083320205?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/480477094083320205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=480477094083320205&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/480477094083320205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/480477094083320205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2008/02/cameraaaaaa.html' title='cameraaaaaa !!!'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-6394165693987471719</id><published>2007-11-13T08:43:00.001+02:00</published><updated>2007-11-13T08:50:36.182+02:00</updated><title type='text'>Facebook...</title><content type='html'>Facebook ta harcadigim zaman artiyor. Son 13 yildir hic gormediklerimin resimleri var orada. Cocukken teyze ve amca diye baktiklarim benim bir zamanlarki sevgilim, okul arkadasim yada birlikte calistigim insanlar olmuslar. Kisi kendini hergun aynada gordukce yuzu ve vucudundaki degisimleri o kadar fark etmiyor. Peki neden 25 yildir gorusmedigim bir arkadasimi bulmak beni bu kadar mesgul ediyor? Yada yan masamda oturan arkadasimin listemde olmasi beni bu kadar ilgilendiriyor? Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gunku arkadaslarim ile eglenirken, uzun zamandir haber almadigim insanlari bulmak beni bir o kadar huzunlendiriyor. Onlarin hayatlari ve su anda ki ruh halleri ilginc geliyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha birde uzakta olmanin verdigi, kacirdiklarim sendromu var. Yinede resimleri gormek guzel, umarim herkez mutludur, bir iki satir da olsa yalniz olmadigimizi bilmekte hos...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selim Soytemiz, Sydney&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-6394165693987471719?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/6394165693987471719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=6394165693987471719&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6394165693987471719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6394165693987471719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/11/facebook.html' title='Facebook...'/><author><name>Selim S.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08530411619108095906</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_4ERlkaArmMw/SlSNOr0AzHI/AAAAAAAAA0U/RKKOM6Uvh74/S220/Picture+2.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-5567637234109117835</id><published>2007-08-24T17:09:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T03:41:32.006+02:00</updated><title type='text'>* Fotograf ve Video</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_4ERlkaArmMw/Rs7oYF83dRI/AAAAAAAAAng/Nz4lKxFxCjo/s1600-h/B0001805.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5102270928469325074" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4ERlkaArmMw/Rs7oYF83dRI/AAAAAAAAAng/Nz4lKxFxCjo/s200/B0001805.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Belgesel seyrederken bazen akan görüntü donar ve görüntü bir fotoğrafa dönüşür. Sonra kamera o görüntü üzerinde yavaşça zoom yapar. Belkide saatlerdir seyrettiğimiz film bir fotoğraf karesinde özetlenmiş gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf ve video (akar görüntü, film) arasındaki fark telefonda konuşmakla, mektup yazmak arasındaki fark gibidir. Birinde düşünmek için zaman, diğerinde anlatılması gereken için kurulan daha uzun tümceler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben videoyu da, fotoğrafida seviyorum. Bazen içerikli ve güçlü bir fotoğrafı gösterdiğimde, suçun tanımlandığı bir delil gibi etki bıraktığını biliyorum. Film'de ise anlatılanı aktarmak için zamana ihtiyacımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki hangisini üretmek daha kolay, tabiki (none of the above) hiçbirini! Ben kolay olan birsey bilmiyorum. Aksiyon içeren hersey zordur. Zor ile kolay arasında ki fark, yine bizim neyi nasıl gördüğümüz ve yorumladığımıza bağlı değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domino taşlarını dizerek rekorlar kitabına giren insanların o taşları doğru dizmek için harcadıkları zamanı düşünsenize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2006 da ilk kisa film deneme mi yaptım. “Üst Kat” (&lt;a href="http://ustkatupperfloor.blogspot.com/"&gt;http://ustkatupperfloor.blogspot.com/&lt;/a&gt;) bana zor ile kolay arasında ki farkı yeniden yaşattı. Fotoğrafla anlatmayı başardığımı sandığım birçok şeyin, video (film) le ne kadar zor anlatıldığını gördüm. Benim için zor tabiki görece birsey, sizin için belki kolay olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su anda dünyada kaç tane fotograf çekildiğini düşündüm. Albümlerin arasında, filmler üzerinde, ya da binlerce hard disk te saklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;S. Soytemiz, Sydney&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-5567637234109117835?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/5567637234109117835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=5567637234109117835&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/5567637234109117835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/5567637234109117835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/fotograf-ve-video.html' title='* Fotograf ve Video'/><author><name>Selim S.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08530411619108095906</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_4ERlkaArmMw/SlSNOr0AzHI/AAAAAAAAA0U/RKKOM6Uvh74/S220/Picture+2.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4ERlkaArmMw/Rs7oYF83dRI/AAAAAAAAAng/Nz4lKxFxCjo/s72-c/B0001805.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-6782042105200548782</id><published>2007-08-24T12:08:00.001+03:00</published><updated>2007-08-24T12:40:47.852+03:00</updated><title type='text'>* Köfte ve mangal üzerine...</title><content type='html'>Ülkemizin klasikleşmiş et yemeklerinden köfte ve mangal spesiyalı olan ızgara et yeme kültürü başka bir şeydir. Üzülerek söylüyorum ki; İstanbul'da bunun her ikisini de layıkıyla pişirmeyi beceren - güney illeri kaynaklı olanların dışında, (çöp şiş, adana, urfa, vb.)- lokanta neredeyse yok. Güney kebapçıları gerçekten iyi ustalarla çalışıyorlar ve iyi restoranlar var.  Nedense İstanbul'lu yurdum insanı, köfteyi salt kıymadan ibaret görüyor :=) Bu nedenle de baharatlı ve tadı tuzu yerinde köfte yok. Gittiğiniz o meşhur köftecilerde yediğiniz, saman tadında köftelerin dışında çok alternatifiniz yok. Biraz daha cesur köfteciler, içine bir miktar o da anlaşılmayacak kadar az baharat koyuyorlar ki; canım çektiğinde ben onlara gidip yiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köfte nasıl olmalı ? Burada bahsettiğimiz köfte nasıldır ?&lt;br /&gt;Köfte eti, danadan ve yağlıca olmalıdır. Harcına mutlaka, bayat ekmek içi, maydonoz, karabiber, kimyon, soğan ve çok az sarımsak konulmalıdır, tabi tuz da. İsteğe bağlı başka baharatlar da ekleyebilirsiniz (pul biber, köfte baharı vb.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim mangallık ete...&lt;br /&gt;Izgara mangal eti konusunda ise etin cinsinin ve terbiyesinin öneminin çok önemli olduğunu sanırım belirtmem gereksiz. Sırasıyla işlemi anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce eti aldığınız kasap önemli... Dürüst, helal süt emmiş ve sizi tanıyan biri olması önemli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer yağsız et yemek istemiyorsanız biraz kartlaşmış bir dananın bonfilesini alacaksınız ki terbiyeye gelsin. Çok az dövdürüp etin birazcık çürümesini sağlayacaksınız. (Bu dövdürme işlem bütün ızgaralık etler için geçerli) Fakat unutmayın yağı az olduğu için biraz lezzetsizce olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer lezzetli bir et yeyim diyorsanız antrikot alacaksınız. Benim favorim antrikottur. Ama yine yağsızını alırsanız sert olma ihtimali oldukça yüksektir.&lt;br /&gt;Hem yumuşak hem de lezzetli olmasını istiyorsanız, orta yağlıdan biraz daha yağlıca ve iri olanından almalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim terbiyesine... Zeytinyağı, kekik, kırmızı pul biber, tuz ve karabiber değişmez aktörlerimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bonfile terbiyeliyorsanız, bunlara, tecrübe ile saptanmış bir miktar ezilmiş sarımsak ve soğan ekleyin ki hafifçe lezzetlensin.&lt;br /&gt;Antrikot terbiyeliyorsanız, biraz da yoğurt ekleyebilirsiniz. &lt;br /&gt;Püf noktaları: Tuz ve biberlerden korkmayın, kekiği fazla kaçırmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim mangala...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mangalınız markette satılan, telmaşa cinslerden biriyse tüm yaptıklarınızın ve okuduklarınızın üstüne bir bardak su içebilirsiniz.&lt;br /&gt;Mangal söyle iyice bir şey olmalıdır. Tercihan altında havalandırma ayar kapısı olan bir şey ateşi kontrol etmenizi kolaylaştıracağı için tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;Kömürleriniz de meşe kömürü olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mangalınızın ateşi et pişirme kıvamına gelinceye harlı ateşte kadar iri kırmızı biberleri, domatesleri ve soğanları pişirin. Sonra kuru soğanla etlerden önce ızgarayı temizleyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köfte pişiriyorsanız oluklu ızgara, et pişiriyorsanız tel ızgara olmalı.&lt;br /&gt;Her ikisini birdan yapacaksanız olukluyu tercih edin çünkü köftenin yağı eti biraz daha lezzetlendirecektir. Pişirirken de etin lezzetini tam alabilmek için sakın yakma derecesinde fazlaya kaçmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ette özellikle hafifçe kırmızılık ölünce ve kahverengileşmeye başlayınca pişirmeyi bitirmelisiniz ki lezzetini kaybetmesin. Yani yağlar birez erisin yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afiyet olsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-6782042105200548782?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/6782042105200548782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=6782042105200548782&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6782042105200548782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6782042105200548782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/kfte-ve-mangal-zerine.html' title='* Köfte ve mangal üzerine...'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-2972287937298019220</id><published>2007-08-22T13:25:00.000+03:00</published><updated>2007-08-24T12:06:57.258+03:00</updated><title type='text'>* Fatma'nın daveti ve takip eden yazışma - Peru Grubu Toplantısı II</title><content type='html'>Peru seyahatinden sonra seyahati birlikte yaptığımız grup üyeleri olarak, seyahat dönüşünde çekilen fotoğrafları izlemek üzere benim stüdyomda bir araya gelip, akşamda Nevizade'ye kafa çekmeye gitmiştik. Tokat'lı doktorumuz Fatih'in daveti ve teşviğiyle daha Peru'dayken planlamaya çalıştığımız Tokat gezisiyle ilgili zamanlamayı başaramamış olmamız ve muhabbetin tadı herkesin damağında kalmış olmalı ki, tekrar biraraya gelmek üzere herkesin bir plan içerisinde olduğu Fatma'dan gelen davet üzerine ortaya çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu davet üzerine yapılan e-posta trafiği aşağıda...&lt;br /&gt;Sanırım yazışmalar grubun eğlenceli yaratıcılığı ile ilgili fikir verebilecek durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FATMA'dan gelen davet mesajı...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevgili arkadaşlar,&lt;br /&gt;Bugün Özge'nin telefonundan sonra maillerimin Serpil dışında kimseye ulaşmadığına karar verdim çünkü kimseden ses soluk çıkmadı...&lt;br /&gt;Sonuç olarak 25 ağustosta  sizleri Alemdağ-Reşadiyede ki yazlık eve mangal partisine bekliyorum.  Lütfen programı uygun olanlar kaleye mum diker mi ? Aslında bu çağrı bir hafta öncede yapılmıştı..&lt;br /&gt;Fatma&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Davete cevap olarak gelen ilk mesaj – Ümit'ten...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevgili Fatma kardeş,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanım herhalde daha okumadı ama teoride biz varız. &lt;br /&gt;Bu hafta sonluk bir Erdek kaçamağımız var. &lt;br /&gt;Sonrak hafta Kuru Ailesi müsait.&lt;br /&gt;Mohitolar benden (taze nane senden ama !!) &lt;br /&gt;Yanlız bizi biraz dağ taş gezdirecen one göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Kuru&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. mesaj – Özge'den...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Fatmacım, &lt;br /&gt;Mailin hala bana ulaşmamış ama bana da uygun. &lt;br /&gt;Ayağım iyileşmezse birileri beni alır heralde :)&lt;br /&gt;sagol, sevgiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özge&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÜMİT'ten...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevgili Özge,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağına ne oldu bakalım ? &lt;br /&gt;Bizsiz gezerseniz bu olur işte. &lt;br /&gt;Sana izmir'li doktor bakmadı değil mi ? &lt;br /&gt;Fama'nın mailleri bulk mailler arasında çıkıyor ondan alamamışsındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. mesaj – Stella'den...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Arkadaşlar selam,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Her zaman bilgisayara bakamıyorum. &lt;br /&gt;Bazen adada kalıyorum, bazen de torunumla ilgileniyorum. &lt;br /&gt;Ama baktım ciddi bir hareket var. Ne oluyor bir bakayım dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerlerde buluşursak çok iyi olur. &lt;br /&gt;Nerede ne zaman onu anlayamadım. &lt;br /&gt;Uyarsa çok sevinirim. &lt;br /&gt;Fatma'nın mail'i bana gelmedi. &lt;br /&gt;Görüşmek üzere Sevgiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stella&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4. mesaj – Benden...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Fatma teşekkür ederiz, sanırım bu davete icabet etmek gerek. &lt;br /&gt;Fakat;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat kaçta gelmeliyiz ?  &lt;br /&gt;Mutfağa girmek serbest olacak mı ? &lt;br /&gt;Ne içilecek ? &lt;br /&gt;Ümit, Mojito ile kandıramazsın, bizi kesmez... &lt;br /&gt;Rakı olacak mı ? Olursa markası ne olacak ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mangalda ne pişecek ? Mangal oluklu ızgaralı mı, tel ızgaralı mı ?&lt;br /&gt;Köfte pişecekse yanında kayık tabakta salata ve piyaz olacak mı ? &lt;br /&gt;Her ikisine de soğan konulacak mı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salata ve piyaz; &lt;br /&gt;zeytinyağı+limon, zeytinyağı+sirke veya zeytinyağı+limon+nar ekşisi kombinasyonundan hangisi ile soslanacak ? &lt;br /&gt;Zeytinyağımız halis ve sızma mı ? &lt;br /&gt;Sirkemiz gerçek sirke mi ? &lt;br /&gt;Nar ekşimiz yoğun mu ? &lt;br /&gt;Her halukarda salata ve piyaza taze nane filizi eklenecek mi eklenmeyecek mi ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Et pişecekse; büftek, kontrafile, bonfile yada antrikot hankısı olacak ?&lt;br /&gt;Antrikot olması halinde yağsız mi, orta yağlı mı, yağlı mi olacak ? &lt;br /&gt;Her durumda terbiyesi nasıl yapılacak ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda salata ve piyazin etkisiz kalacağı düşünülürse; etin yanında mangalın harlı ateşinde pişirilmiş iri kırmızı biber, körpe yeşil biber ve enine kalın dilimlenmiş iri domates ile; yine enine kalın dilimlenmiş kuru soğan olacak mı ? Bütün bunlarin yanına içine sarımsak eklenmiş acılı ezme salata olacak mı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gibi çok önemli bazı durumların açıklığa kavuşması gerek :=)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese sevgiler selamlar,&lt;br /&gt;Mustafa&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÜMİT'in cevabı...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevgili Mustafa, ürkutme Fatma'yı.  &lt;br /&gt;Hele bir gidelim gerisi kolay. &lt;br /&gt;Hatta bir hafta bile kalırız diye düşünüyorum sen çaktırma.  &lt;br /&gt;Mohito'ya gelince...  &lt;br /&gt;Bak ikinci bardağı istersen vermem ona göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÜMİT'ten...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevgili Özge,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kız yanlış dikiş atmıştır. &lt;br /&gt;Bacaklar çarpılmıştır. &lt;br /&gt;Allah bundan sonra kolaylık versin !!! Görüşmek üzere. &lt;br /&gt;Sen genede Reşadiye için bu yaramaz doktoru da kandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit&lt;br /&gt;Fatihim allah için bir yanıt ver kardeşim.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÖZGE'den...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;evet Ümit abi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru ailesi olmadan gezince kuru ağaçlar bileğimi kesti. &lt;br /&gt;İzmir'li doktorum bana şahane baktı,&lt;br /&gt;yokluk ortamında iki güzel dikiş attı. &lt;br /&gt;Garibime bütün tatillerde iş çıkartıyorum.&lt;br /&gt;Şimdi iyiyim, bileğim de iyileşiyor; &lt;br /&gt;İnşallah... Yakın zamanda gorüşmek üzere. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özge&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5. mesaj – Fatih'ten....&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Can Dostlar,&lt;br /&gt;Aha da cevap yazıyorum... &lt;br /&gt;Biraz sessiz durdum ki bakalım, &lt;br /&gt;beni seviyo musunuz diye... &lt;br /&gt;Anladım ki seviyorsunuz.  &lt;br /&gt;Hiç iletişim de kurmamış değilim aslında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir düşüneyim şimdi: &lt;br /&gt;Özge ile telefonla görüştük iki kez, &lt;br /&gt;Mustafa'yla mailleştik, &lt;br /&gt;bana fotoğraf gönderecek dergiye kapak için. &lt;br /&gt;Serapla telefonlaştık, &lt;br /&gt;yanlış gönderilen bir sesli mesaj sayesinde.&lt;br /&gt;Sonra Fatma beni aradı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğünüz gibi iletişime devam etmişim. &lt;br /&gt;Zaten aksi mümkün olamaz. &lt;br /&gt;Sizleri gerçekten ama gerçekten çok seviyorum. &lt;br /&gt;Tek üzüntüm uzak olmam. &lt;br /&gt;Siz grupta böyle planlar yaparken, &lt;br /&gt;benim içim gidiyor ve kıskanıyorum. &lt;br /&gt;Bu aralar müdürlükte yalnız kaldım &lt;br /&gt;ve işler başıma yığıldı, bir yere ayrılamıyorum. &lt;br /&gt;Sizleri bekliyorum artık buraya, &lt;br /&gt;benim İstanbul'a gelebileceğim yok gibi.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada grup mesajları iletilmiyor, alamıyorum şikayetleri var ama grupta hiçbir sorun yok. Az önce yine kontrol ettim, bounce olma durumunda mesaj alınamaz ama hiç birimiz bounce değiliz. Bir de sadece Hotmail adresi gruplarda hep sorun çıkarıyor onu söyleyebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize iyi bakın, &lt;br /&gt;ve İstanbul'da ki dokuz kişi,&lt;br /&gt;lütfen ara ara bir araya gelin.&lt;br /&gt;Emin olun bir parçam, &lt;br /&gt;sizlerle olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FATİH&lt;br /&gt;NOT: Özge'ciğim geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FATİH'ten....&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yapmayın şöyle kardeşim,&lt;br /&gt;Böyle ayrıntılı, &lt;br /&gt;ballandırarak anlatıyorsunuz &lt;br /&gt;aklımız kalıyor.. &lt;br /&gt;Yapmıyorum moderatörlük falan.. &lt;br /&gt;Kendi aranızda yazışın, &lt;br /&gt;bari de ben görmeyeyim.. :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka bir yana, gördüğüm kadarıyla davete herkes icap ediyor.. Sizler adına mutlu olduğumu belirtiyorum.. Kendinize çooook iyi bakın..&lt;br /&gt;FATİH&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6. mesaj – Serpi'den...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Merhaba,&lt;br /&gt;Fatma daha Mustafa’nın mesajını okumamıştır. &lt;br /&gt;Valla benim bildiğım Fatma’yı korkutmak zordur. &lt;br /&gt;Artık ne yaparsa onu yiyeceksiniz. &lt;br /&gt;Sizlere kılavuzluk ben yapacağım. &lt;br /&gt;Nasıl buluşacağımızı önümüzdeki hafta konuşuruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selamlar, Serpil&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FATMA'in cevabı...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevgili arkadaşlar, &lt;br /&gt;Mail trafiğiniz ya hiç yok &lt;br /&gt;yada çok bunun ortası yok mudur? &lt;br /&gt;Benim üzerimden bazı yorumlar yapılıyor &lt;br /&gt;ama canım arkdaşım beni iyi tanımış.&lt;br /&gt;Sizleri krallar gibi ağırlarım, &lt;br /&gt;elinizi sıcak sudan soğuk suya sokturmam. &lt;br /&gt;(çok iddalı oldu napcaz yaaa)  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka bir yana mutfak, banyo, bahçe her bişey serbest, kullanıma açık. &lt;br /&gt;Yalnız Mustafa ve Ümit beni korkuttu. &lt;br /&gt;Duymadığım et çeşitleri ne öyle acayip isimler. &lt;br /&gt;Allah ne verdiyse yersiniz artık, &lt;br /&gt;üstelik 7 geceli konaklama düşünülürken... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direkt olarak gelmeyi düşünenler için(yani Serpil le buluşmadan) adresi  daha sonra yazacağım.&lt;br /&gt;selamlar.. Fatma&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BENİM cevabım...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Fatma bizi en iyi şekilde ağırlayacağından kimsenin şüphesi yoktur, &lt;br /&gt;yanlış anlaşıldıysa affola...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette, misafir bulduğunu yer ancak; &lt;br /&gt;bulduğunu mıncıklayamaz diye bir kural da tarihte görülmemiştir, &lt;br /&gt;bu böyle biline... &lt;br /&gt;Önceki mailde yazdığım üzere;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;etin terbiyesi, &lt;br /&gt;salatanın ve bilumum sosların, &lt;br /&gt;imalatı konusunda &lt;br /&gt;yardımcı olmak istenmiştir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilumum lezzetçilerin tavsiyesi, &lt;br /&gt;eğer ızgara et yenilecekse, &lt;br /&gt;etin antrikot olanı &lt;br /&gt;ve biraz yağlıcası seçilmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mümkünse terbiyesinde yoğurt, kekik, &lt;br /&gt;orta acılı pul kırmızı biber, karabiber &lt;br /&gt;ve tuzla terbiye edilmelidir ki, &lt;br /&gt;lezzeti tam ola...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yanına da salata değil, &lt;br /&gt;mangalın harlı ateşinde pişirilmiş iri kırmızı biber, &lt;br /&gt;körpe yeşil biber ve enine kalın dilimlenmiş iri domates ile&lt;br /&gt;yine enine kalın dilimlenmiş kuru soğan; &lt;br /&gt;ve rakının daha nefasetli içilebilmesi için, &lt;br /&gt;içine sarımsak eklenmiş acılı ezme salata &lt;br /&gt;ve sert ama tatlı bir Kırkağaç kavunu olması, &lt;br /&gt;tüm lezzetçi ve içiciler tarafından önerilir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bulduğunu mıncıklama konusunda...&lt;br /&gt;Ümit ve benim cansiperane,&lt;br /&gt;yardımlarımızı esirgemeyeceğimizi, &lt;br /&gt;mutfakta bütün bunlarla ilgili, &lt;br /&gt;müdahalelerde bulunmayı vaat ederim. &lt;br /&gt;Bu vesile ile herkese saygı ve sevgilerimi iletirim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mustafa&lt;br /&gt;Fotoğrafçı, lezzetçi, aşçı yamağı...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÖZGE'nin cevabı...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ben mercimek köfte getiririm. &lt;br /&gt;(söyledim söyledim bi türlü yapamadım, içimde kaldı) &lt;br /&gt;ya da bulgur köftesi. &lt;br /&gt;Bence alışverişi gitmeden hep beraber yapalım, &lt;br /&gt;orda da herkes bir ucundan tutar, &lt;br /&gt;hem daha keyifli olur; kamp gibi... &lt;br /&gt;Fatma da cok yorulmaz hem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seraaaap, bak cok guzel olacak hadi sen de gel!!! &lt;br /&gt;Fatih tabii olanağın varsa sen de. &lt;br /&gt;Hazır bir şeye karar verebilmişken....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özge&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FATMA...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Özge ciğim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimsenin birşey getirmesine gerek yok. &lt;br /&gt;Senin mercimek köfteyi başka zaman yeriz, &lt;br /&gt;sen yorulma ben önceden hazırlayacağım, &lt;br /&gt;siz gelin yeter.&lt;br /&gt;Umarım Serap ve Fatih te okuyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FATMA'nın adres tarifi :))...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Arkadaşlar,&lt;br /&gt;Size uzun bir adres tarifi yazıyorum. Mailim ulaşanlar bir "ce" desin. Saat 14 00 ten sonra uygundur diye düşünüyorum ama erken gelenleride kapıda bekletmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evettt. &lt;br /&gt;E-6 dan gelirken Şile yoluna gir. &lt;br /&gt;Solda BJK tesislerini geç, Çekmeköy'ü geç, &lt;br /&gt;sağda Peugeut ugeçtikten sonra bir göbeğe geliyorsun oradan hafif sol yapıp sağa dönerek ALEMDAĞ-TAŞDELEN yoluna giriyorsun. &lt;br /&gt;1,5-2 km kadar düz gidiyorsun ALEMDAĞ-REŞADİYE tabelasını görünce hafif sol yapıyorsun sağda Atatürk benden önce sizi gülerek karşılıyor ve doğru yolda olduğunuzu söylüyor. &lt;br /&gt;Orası Jandarma çocuk merkezi. &lt;br /&gt;Düz git ALEMDAĞ-REŞADİYE BELEDİYE BAŞKANLIĞI tabelasından sola dön.&lt;br /&gt;Belediyeyi geç yol ayrımında CUMHURİYET-POLENEZ tabelasından sağa sap.&lt;br /&gt;Sağda ASKERİ HAVA SAVUNMA MERKEZİ (asker burnunu sokmasa olmaz) Reşadiye Kışlası geçiniz. &lt;br /&gt;Solda ŞİRİN market geç. &lt;br /&gt;İleride sağda YENER kasap (etleri buradan alıyorsunuz) &lt;br /&gt;Çaprazında YASİN market kalacak şekilde sola gir. &lt;br /&gt;Sağdan hiç biryere sapmadan POLENEZ-REŞADİYE tabelasını takip et. &lt;br /&gt;Solda TOTAL benzin, GREENLAND evlerini geç sapmadan devam et. &lt;br /&gt;Reşadiye köyüne girmeden solda ISTANBUL RESTAURANT. &lt;br /&gt;Sağda REŞADİYE VETERİNER olacak şekilde sağa gir.&lt;br /&gt;Sokağın adı ŞEHİT MURAT cad.&lt;br /&gt;Düz devam et solda KUTAY inş.tabelası ileride sağda cami&lt;br /&gt;(2 rekat namaz kıl,yağmur duası yap) yoluna devam et.  &lt;br /&gt;İleride yol ikiye ayrılıyor.&lt;br /&gt;Sağda MURAT market(bakkal) soldaki kütü yola!!!!! (toprak yol) girin .. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolun bittiği yerde vaha görünüyor. &lt;br /&gt;Sağda iki adet sarı ev..&lt;br /&gt;Biz evde yokuz. Geçmiş olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ümit'ten&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Serpil kardeş,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Fatma'nin evi anladığım kadarı ile gecekondu bölgesinde bir yerde. &lt;br /&gt;Belki de şu kaçak yapılan yerlerden. &lt;br /&gt;Yani bizim gibi sosyetikler oraları pek bulamaz. &lt;br /&gt;Bir yerde buluşup cumbur cemaat gitsek diyorum. &lt;br /&gt;Kestane kebap acele cevap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Kuru&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazışma şimdilik burada son buluyor, buluşmadan sonra da buralara bir şeyler eklenecek gibi görünüyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-2972287937298019220?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/2972287937298019220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=2972287937298019220&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/2972287937298019220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/2972287937298019220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/fatmann-daveti-ve-takip-eden-yazma-peru.html' title='* Fatma&apos;nın daveti ve takip eden yazışma - Peru Grubu Toplantısı II'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-6937310714930379440</id><published>2007-08-20T10:18:00.000+03:00</published><updated>2008-12-11T03:41:32.351+02:00</updated><title type='text'>* Peru Seyahat Günlüğü...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/Rs_jIyiUepI/AAAAAAAAAA0/o22YEvVfmHQ/s1600-h/machupichu1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5102546642978241170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/Rs_jIyiUepI/AAAAAAAAAA0/o22YEvVfmHQ/s200/machupichu1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Peru ve İnka uygarlığının ve lamaların; ilk kez çocukluğumda babamın Cumhuriyet Atlası'nın fotoğraflarına bakarken çok ilgimi çektiğini hatırlıyorum. Atlasta ve o yıllarda nereden bulduğumuzu şimdi hatırlayamadığım oyun kartlarımızda da fotoğrafı bulunan lamalar, çocukluktan çıkana kadar en favori ve sevdiğim hayvan olarak kalmıştı. Atlasta, Machu Pichu fotoğraflarının bulunduğu bölümü ise hiç gidemeyeceğim bir yer olarak hayal edip ayraçladığımı hatırlıyorum. Bir de Maya'larla ilgili bölümü. Bu yıl başında gezenti bir arkadaşım Peru'ya gideceklerini söylediğinde, içten içe kıskanıp acaba fırsat bu mudur diye kendi kendime düşünmüştüm. Ve nihayet Birkaç gün ölçüp biçtikten sonra tur şirketine gidip tereddüt etmeden satın aldım. Pasaportlar tur şirketine gittikten bir süre sonra eşimin sağlık nedeniyle seyahati yapmasının riskli olabileceği ile ilgili belirsiz bir durum çıktı ortaya. Gidemeyeceğimiz için o kadar üzülmüşüm ki; eşim birkaç gün sonra “ben gelemezsem de sen gidersin” dediğinde ona çaktırmadan sevindim. Fakat aynı zamanda da acayip bir suçluluk duydum. Neyse ki sonradan eşimin de tehlikeli durumu ortadan kalkınca sırtımdan bir yük kalktı sanki. Böylece Peru maceramız başladı. Eşim tarafından ilk önce internetten Peru ile ilgili bilgiler özenle toplandı, notlar alındı. Sonra ilk kez okyanus ötesine uçacağımız için uçuş ve riskleriyle ilgili bilgiler ve önlemler sık uçan arkadaşlardan öğrenildi, internetten araştırıldı. Yapılması ve yapılmaması gerekenler öğrenildi derken gün geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peru'daki ilk durağımız başkent Lima. 28 milyonluk ülkede 8 milyon bu şehirde yaşıyor. Lima'ya Turkiye'den ulaşım Amsterdam üzerinden aktarma ile yapılabiliyor. İstanbul'dan Lima'ya varış; 3 saat 15 dakikalık Amsterdam uçuşu ve Amsterdam'dan 12 saatlik bir aktarmanın ardından 15 saat civarinda sürüyor. 12.000 km mesafe var. Uçakta Çin yemeği servisi yapıldığı için kayınvalidenin yaptığı peynirli poğaçaların bir kısmı imdadımıza yetişiyor, birazını da Amsterdam'da yemiştik. Bu arada gruptan da kuruyemişler ve pestiller dökülmeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peru ile Turkiye arasında 8 saat fark var. Hepimiz ters yüz olduk doğal olarak. Neyse ki heyecanla kimse bunu çok önemsemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz seviyesinde olan Lima, Paracas ve kısmen Nasca haricinde haricinde genel olarak gezi parkurlarımız 3000-3800 mt. arasında. Cuzco'dan itibaren akut dağ hastalığı denilen, nam-ı diğer yükseklik hastalığı riski oldukça yüksek olan bir bölgeye, biz bunu bilmeden gittik. Meğerse, bu yüksekliklere çıkıldığında ilaç ve kondisyon bakımından hazırlıklı olmak gerekirmiş. Neyseki 10 kişi olan gezi ekibimizde 4 doktor vardı da, bilgilenme ve önlemler konusunda şansımız yaver gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peru iklim olarak da, coğrafya olarak da üç bölgeye ayrılıyor. Pasifik Okyanusu boyunca uzanan kıyı şeridi subtropikal iklim nedeniyle çöllerle kaplı. Başkent Lima'nın da içinde bulunduğu bölge bu nedenle hemen hiç yağmur almıyor. Sürekli bulutlu bir gökyüzü ancak tek damla yağmur yok. Kıyı şeridinin hemen arkasında 3.000-3.800 metrelik sürekli karlı zirveleriyle And Dağları silsilesi ve onun yarattığı dağ iklimi hüküm sürüyor. İnkaların ve İnka öncesi uygarlıkların mesken tuttuğu bu bölge arkeolojik anlamda ülkenin en zengin bölgesi aynı zamanda. Peru'yu kuzeyden güneye yaran bu kütlenin hemen arkasında ise Amazon yağmur ve bulut ormanları bulunuyor. Bu şekilde doğu-batı yönünde ilerlediğinizde üç farklı iklimle karşılaşıyorsunuz.&lt;br /&gt;Yaklaşık 300 yıl İspanyol sömürgesi olan Peru'nun tarih içersinde geçirdiği dönemler de birbirinden oldukça farklı. İlk insan yerleşimleri, milattan önce 10 bin yıllarından itibaren başlıyor, bu topraklarda İnka hakimiyetinden önce birbirinden bağımsız, kabile yaşamı süren birçok kültür barınıyor. İnkalar ülkenin tümünü ele geçirdiklerinde bu kültürleri yok etmeyip bugüne kadar gelmelerini sağlıyorlar. İnkalardan çok önce var olan Keçua ve Aymara dillerinin bugün hâlâ kısmen de olsa konuşuluyor olması bunun bir kanıtı.&lt;br /&gt;İS 15. yy'dan 17. yy'a kadar Cuzco şehrinin çevresinde yaşayan kabilelerden biri olan İnkalar 1438 yılında İmparator Pachacuti'nin başa geçmesiyle yayılma ve ele geçirme politikalarına başlıyorlar. Yazıyı ve tekerleği keşfedememiş olmalarına rağmen, mükemmel taş işçiliği ve üst düzey matematik bilgisiyle İnkalar, çok kısa sürede Ekvator'dan Şili'ye kadar, ülkeyi baştan aşağıya yollarla donatacak yeteneğe sahipler. İnkalara ait olduğu bilinen ve o dönemin muhasebe sistemini oluşturduğu düşünülen, iplere atılan düğümlerle kullanılan sistem hala esrarını koruyor.&lt;br /&gt;Ünlü İspanyol “conquistador/zaptedici, fatih” Fransisco Pizarro, efsane altın ülkesi Eldorado'yu ararken 1532 yılında 150 adamıyla beraber Peru'nun Batı kıyısına ayak basıyor. O tarihlerde ülke, İmparator Huayna Capac'ın iki oğlu Huascar ve Atahualpa arasında taht kavgasına sahne oluyor. Bu karışıklıktan yararlanmak isteyen Pizarro daha güçlü olan Atahualpa ile bir buluşma ayarlar ve İnka ordusu ile 150 İspanyol bir meydanda karşı karşıya gelirler. Bir rahip Atahualpa'ya giderek elindeki İncil'i gösterir ve “Bu Tanrının sözleridir” der. Atahualpa İncili eline alır, sallar ve sonra “Bundan hiçbir ses gelmiyor” diyerek kitabı yere atar. Bu hareket İknaların sonunu getirir, çılgına dönen İspanyollar ateşli silahlarının yardımıyla Atahualpa'yı esir alırlar. Pizarro, Atahualpa'nın içinde tutulduğu hücreyi dolduracak kadar altın getirilirse imparatoru serbest bırakacağını söyler. İknalar tapınaklarından söktükleri altınlarla odayı doldurmalarına rağmen Pizarro gene de Atahualpa'yı öldürerek, 300 yıl sürecek İspanyol sömürüsünün sürecini başlatır. 1820 yıllarında devrimci lider Simon Bolivar önderliğinde bağımsızlığına kavuşan Peru'nun o tarihten bugüne siyasi yaşamı darbelerle ve siyasi çalkantılarla dolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lima şehri Francisco Pizarro tarafından ticaret şehri olması için kurulmuş. Pizarro, önce ulusal birliği yıkarak, bir kral oğluna karşı diğer kral oğlunu kullanarak tüm İnka medeniyetini klasik&lt;br /&gt;“böl ve yönet” taktiği ile yokedebilmiş olması çok ilginç. Sonraları Lima büyük bir depremle alt üst olmuş çok az sayıda ev ayakta kalmış. Bu nedenle koloniyal mimariden fazla örnek görmek çok olası değil. Kalanlar çok güzel korunarak ve restorasyon geçirerek turistik binalara dönüştürülmüş.&lt;br /&gt;İspanyollar İnkaları misyonerlik faaliyetleriyle kontrol etmeye çalışmışlar. Ama İspanyollara inat İnka'ların torunları Avrupa'nın diğer kiliselerinin aksine, İnkalarca kutsal sayılan güneş, ay, dağ figürlü etekli meryem, toprak ana figürlerini kiliselerde sağa sola işlemişler. Diğer bir sav da İspanyolların İnka kutsal değerlerini kiliseye katarak hristiyanığa dönen İnka sayısını arttırmak için bu yöntemi kullandıkları yönünde. Lima'daki İlginç yerlerden birisi San Francisco manastırı. Bu manastır altında 1800'lü yıllarda kulanılan şehir mezarlığı var. Yaklaşık 100,000 iskelet bulunduğunu tahmin ediyorlar. Ayrıca İspanyol talanından arta kalan altınların sergilendiği aynı zamanda bir kilise olan Altın Müzesi'de görülmesi gereken yerlerdan biri. Kilise ihtişamını ve görkemini artırmak adına bugün dahi restorasyonunu gerçek altın kullanarak yaptırıyor. Restorasyonun sponsorunun ise Avrupa menşeli bir banka olması ise ayrı bir ilginç konu.&lt;br /&gt;Lima Ulusal Müzesinde, İnka öncesi ve sonrası tüm Peru uygarlıklarını görmek mümkün. İnkalar öncesi yaşamış olan Muche adlı bir uygarlığa ait eserler ilginç. Abartılı erotik figürler yanında, hastasını muayene eden doktor büyücü tasvir edilmiş. Nasca'da daha sonra göreceğimiz yeryüzüne yapılmış olan figürler kalıntıların üzerine daha o dönemlerde resmedilmiş. Yine İnka'lardan kalan dokumalar ve daha eski uygarlıklardan kalan mumyalar çok enteresan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezimizin ikinci günü Peru'nun Galapogos'u olan Ballestas Adaları'nı görmek üzere çok erken bir saate (03.00) kalkıp midibüsle Paracas'a varmak üzere yola düşüyoruz. Neredeyse hiçbir yerde tabela görmemiş olmamız çok ilginç. Bina duvarlarına boyanmış halde devasa büyüklükte, koca puntolu yazılar heryerde karşımıza çıkıyor. Ülke adeta topyekün grafiti alanı gibi. Yörede taksi çolo dedikleri üç tekerli motosikletle triport karışımı ulaşım araçlarının üzerleri de aynen duvarlar gibi. Araçların yanları, arkaları ve ön camları yazılarla dolu.&lt;br /&gt;Lima'dan uzaklaşıp kırsala doğru uzaklaştıkça, savaştan yeni çıkmış bir ülkedeymişim gibi hissetmeye başladım. Lima ile Paracas arasındaki bölge ve daha sonra Paracas'tan Nasca'ya kadar olan bölge kocaman bir getto alanı gibi. Yoğun kerpiç evler ve düzensiz yapılaşma var. Binaların neredeyse tamamında çatı yok ve sıvasızlar. Rehberimiz bu durumun, 10 yıl önce Şili ile yaptıkları bir savaşın sonucu olduğunu anlatınca taşlar yerine oturdu. Peru sınır komşuları olan Bolivya ve Şili ile sürekli bir çekişme halinde imiş. Bolivya sürekli okyanusa ulaşmaya uğraştığı için, Şili'de tarihteki İnka istilalarıyla ilgili olsa gerek. Çünkü yükseliş dönemlerinde İnkalar Şili'nin orta bölgelerine kadar inmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ballestas Adalarına Paracas balıkçı limanından 16-18 kişilik sürat tekneleriyle gidiliyor. Rehberimiz, günün diğer zamanları Pasifik çok azdığı için ve küçük tekneler için tehlikeli olduğundan dolayı çok erken saatlerde gidilmesi gerektiğini anlatıyor. Saat 7 gibi tekneye biniyoruz. Yaklaşık 45 dakikalık bol sulu ve hızlı bir seyahatten sonra penguenler ve pelikanlarla dolu adalara varıyoruz. Benim boynumda bulunan fotoğraf makinesi hatırına, tekne görevlisi beni öne oturttuğu için siperlikten korunan benim dışımdakilerin hepsi teknenin süratinden dolayı sıçrayan sulardan ıslanıyorlar.&lt;br /&gt;Ballestas Adaları, Humbolt penguenleri, pelikanlar, deniz kuşları ve ayı balıklarıyla adeta doğa müzesi gibi. Adaların birisinde bulunan El Conbelabro şamdanını görüyoruz. Bu şamdan da Nasca çizgileri gibi bir yeryüzü şekli. Penguenler ve ayı balıkları adeta poz veriyorlar.&lt;br /&gt;Dönüş yolunda dalgalar arttı ve teknemizin motorunda bir problem var. Mazot kokusu, gübre kokusu, bir o yana bir bu yana fotoğraf çekmek için dönmekten alt üst olduk hepimiz. Bu sırada denizin azmasından dolayı tekne kaptanı acele ediyor. Doğal olarak arka taraf banyo yapar gibi neredeyse. Ve teknenin motoru stop ediyor. Teknemizin kaptanı Hektor, 15-20 dakika uğraştıktan ve tekne de biraz sürüklendikten sonra motoru düzeltiyor ve arka taraf ıslanmasın diye mavi bir branda çıkıyor ortaya. Branda yolcular “daha fazla ıslanmasınlar” diye üzerlerine seriliyor. Mazot ve pasifiğin yoğun kokusuna bir de brandanın naylon kokusu karışıyor.&lt;br /&gt;Karaya dönüşümüzde, kahve, ananas suyu ve bira falan derken ekip kendine geldi. Paracas'tan Nasca'ya gitmek üzere hareket ediyoruz. 2 saat sonra oradayiz ama grup küçük ve kafa dengi, hele bir de rehberin bastan çıkmaya meyli olunca yerel rehberi de kolaylıkla ayartıp Paracas Ulusal Koruma Parkına sapıyoruz. Burada MÖ 7000 yıllarına giden yaşam izlerinin bulundugu bir müze var. Küçük, tek bir geniş odadan ibaret ama İnka öncesi bu bolgedeki uygarlıklara ait çok sayıda kalıntılar var. Uzun kafaları olan insanların kafataslarını görüyoruz. Kafataslarındaki deliklerden o dönemde beyin ameliyataları yapıldığını anlatıyor rehberimiz.&lt;br /&gt;Bir başka ilginç durumsa ölülerini fetus pozisyonunda ve dik olarak gömmeleri. Daha sonra Paracas Ulusal Parkı içinde deniz kıyısında bir lokantada “La Tia Fela”/ “Teyzenin Yeri” restoranda okyanus balığından oluşan öğle yemeğimizi yerken hemen yanımızda ilerde sıkça karşılaşacağımız Peru'lu yerel müzesyenlerin çaldığı şarkıları dinledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezimizin üçüncü durağı ve kesinlikle görülmesi gereken Nazca çizgileri. Nazca'ya akşamüzeri 3 saatlik yolculuk sonunda varıyoruz. Çöl içerisinde bizim Anadolu'daki orta büyüklükteki kasabalar gibi. Akşam güneş batarken Nasca'da küçük bir gezinti yapıyoruz. Sokaklar çok canlı ve kalabalık. Saat 8 olmasına rağmen kasabanın ilkokulu yeni dağıldı.&lt;br /&gt;Ertesi sabah doğal olarak erken başlayan bir kasaba fotoğraf turu yapıyorum. Güneş doğmadan daha şehir uyanmış. Sokaklarda içinde muhtelif tropik meyvelerin ve karışımların olduğu suların satıldığı işporta arabaları her köşe başında. Birisinden içmeye cesaret ediyorum. Sadece portakal suyu istememe rağmen, kaşla göz arasında başka bir şeyler daha karıştırdı içine. Henüz kahvaltı yapmadığımdan keskin meyve suyunun ancak yarısını güçlükle içebildim. Çorbacıların önlerinde masalar ve içerden yerel radyo neredeyse bağırıyor... Satıcılar yavaş yavaş tezgahlarını sokak aralarından çıkartıp yerleşiyorlar.&lt;br /&gt;2 saatlik fotoğraf turunun ardından otele dönüp ağırlıklı meyvelerden oluşan kahvaltımızı yapıyoruz. Sonra da Nasca çizgileri üzerinde uçmak üzere yerel havaalanının yolunu tutuyoruz. Havaalanında 8-10 tane Cesna var. Yüksek sezonda rehberimiz sıra kapmak için saçlı başlı kavgalar yaptıklarını anlatıyor. Biz yüksek sezonda gitmediğimiz için şanslıyız.&lt;br /&gt;Havaalanına girer girmez görevliye uçağın penceresini açıp açamayacağımı sorup aldığım yanıta biraz üzülüyorum. Camın arkasından fotoğraf çekmem gerekecek. Sıradaki ilk uçağa eşim, ben ve yabancı bir turist hanım birlikte biniyoruz. Ben yabancı hanımı hemen pilotun yanına yardımcı pilot filan bahanesiyle atıp arkaya bindim. Çünkü arkada hem sağ hem sol açım olacak. Gerçekten de hava biraz puslu olmasına rağmen seyir ve fotoğraf için uçtuğunu bilen bir pilotla uçmak çok keyifli. Pilotumuz neredeyse her figürün üzerinde bana çok temiz açılar sağlıyor. Bu arada aşağıda yerel rehberimiz Ursula, diğer arkadaşlara iyi fotoğraf çekmek için pilotun yanına oturmalarını önermiş. Bizden hemen sonraki ikinci uçağa binen fotoğraf meraklısı doktormuz Ümit'de öneriye uymuş. Aşağıya indiğinde herşyi çekemediği için dövünüyordu. Ben tabi gülüyorum. Sonraki gruplarda binen fotoğraf çekecek arkadaşlara arkaya binmelerini söylüyorum.&lt;br /&gt;Nazca Çizgileri günümüzde hala gizemini koruyor. Hiç şüphesiz dünyanın en gizemli yerlerinden bir tanesi. Çöl toprağı üzerinde kilometrelerce uzayıp giden paralel çizgiler, onlarca metre büyüklüğündeki hayvan figürleri, mükemmel daireler ve sarmallar hâlâ esrarını koruyor. Yer seviyesinden görülmesi imkansız olan ve ancak uçakla 500-600 metreden görülebilen bu figürlerin niçin ve nasıl yapıldığı hâlâ çok çeşitli spekülasyonlara yol açıyor.&lt;br /&gt;Nazca çizgileri ilk defa 1920'lerde su kanallarının izini süren iki arkeolog tarafından keşfedilmiş. Çizgilerin çölün orasında bulunması ve fark edilmelerine olanak sağlayacak hiçbir yükselti bulunmaması, bu kadar geç keşfedilmelerine neden olmuş. Bu çizgiler, çöl toprağının okside olup renk değiştirmesi ve hemen hiç yağış olmaması sayesinde günümüze ulaşmış. Nazca çizgilerini görmek için iki ya da dört kişilik Cessna tipi uçaklara biniliyor. Yarım saatlik bir tur boyunca, 180 metrelik kertenkele, 46 metrelik örümcek, mükemmel sarma kuyruğuyla 90 metrelik maymun, 53 metrelik pelikan, bir dağ yamacında bulunan astronot ve daha birçok figürün üstünde dolaşıyor uçak. Çizgilerin nasıl yapıldığı bilinmese de, niçin yapıldığı üzerine birçok teori var.&lt;br /&gt;Bunlardan en ünlü ikisi: Maria Richie ile Von Daniken'in savları. Hitler Almanya'sından kaçarak, 1932'te Peru'ya çocuk bakıcılığı yapmaya gelen Alman matematikçi Maria Reiche, 1940'da tanıştığı Nazca çizgilerenen kaşifi olan arkeolog Paul Kosok'un yardımcılığını yapmaya başlamış. 1946'da ise bölgeyi haritalamaya başlamış. 1948'de Kosok araştırmayı bıraktığında Reich işe 1998'de ölene kadar parasının önemli kısmını bölgenin korunması ve araştırmaları için harcayarak, çalışmalarına devam etmiş. Çizgilerin güneşin doğuşunu ve batışını, mevsimleri, ayın hareketlerini gösteren tarımsal amaçlı güneş takvimi ya da astronomik bir takvim oldukları teorisi üzerine oluşturmuş. Ünlü UFO araştırmacısı Erich Von Danken ise çizgilerin uzaylılar tarafından yapıldığını ve bu bölgenin UFO' için bir havaalanı olarak düzenlendiğini öne sürüyor. Von Daniken'in piyasaya çıkmış Nazca üzerine bir de kitabı bulunmakta.&lt;br /&gt;Sonuçta her ne kadar teoriler çok çeşitli olsa da, hiçbiri günümüzden bin yıl önce, bu insanların çizdikleri figürleri görme olanağı bile olmadan nasıl bu kadar mükemmel yapıtlar ortaya koyduklarını açıklayamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçuş sonrasında midibüsle Lima'ya dönüş yoluna çıkıyoruz. 2 saat sonra yemek molası için çölde bir yere giriyoruz. Gittiğimiz restoranın önünde sonradan çöl safarisi için kullanıldığını öğrendiğimiz; kalın su boruları konstrüksüyonlu tuhaf arabalar var. Kişi başı 15 USD karsılığı çöl turu yaptırıyorlar. Grubun gönlu en genci nufus kağidi en yaşlısı Stella herkesi örgütlemiş. Ben midibüsten makine çantamı almak üzere şöforümüzü ararken baktım ki eşim ve benim dışımda kalan 9 kişi birisine kurulmuşlar bile. Bize de 3 kişilik küçük bir arabaya binmek kaldı. Eşim önce arabayı beğenmedi, küçük filan dediyse de ikna edip biz de bindik. Bu kadar surati, bu şartlarda, bu tuhaf arabayla nasıl yaparlar anlamak zor tabi. Diğer araçtan çığlıklar yükseliyor, az sonra söfor arabayı çöl tepesine sürüp 90 derece asağıya salınca biz de bağırmaya başlıyoruz.&lt;br /&gt;Ben fotoğraf çekmek için arabadan fırladım. Çöl kumuna çıplak ayakla basmak için ayakkabımı ve çoraplarımı çıkartmaya uğraşırken gruptaki faliyet ve hareketlilik dikkatimi çekiyor. Söfor amca elinde bir tahta -sunboard deniliyormuş- bir şeyler anlatiyor. Ne oluyor demeden kızlardan biri tahtanın üzerine yatıp tepenin üzerinden aşağıya kaymaya başladı. Diğer kızlardan biri daha diğer bir boarda atladı. 8'i kadın 11 kişiden kişiden geriye 3 erkek kaldık. Eşime fotoğraf makinesini verip bende atladım tahtaya... Ne keyifli bir işmiş yahu. Dönüşte çölde bir vahanın başında durup biraz fotoğraf çekiyoruz. Vaha çölün altından kaynayan bir sudan besleniyormuş doğruysa. Lima'ya dönüş yolculuğumuz yaklaşık 4 saat sürüyor. Bu arada grupta herkesin konuştuğu tek konu yükseklik hastalığı. 4 kişilik doktor ekibimiz; irtifadan dolayı akut dağ hastalığı riskine karşı, yüksekliğe çıkmadan önce başlamak şartıyla Diazomid tablet, ağrı kesiciler az ve yavaş hareket, bol sıvı hafif gıdalar almamızı ve bob bol coca çayı içmemizi öğütlüyor. Ertesi sabah için rehberimiz Güneş sabah 4'de kalk verdiğinden yarımşar tablet diazomid içip erken yatıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lima'dan Cusco'ya 50 dakikalık bir uçuş sonrasında vardık. Havaalanına indiğimizde ne yalan söyleyeyim şu yükseklik hastalığı meselesinden dolayı biraz tedirgin oldum. Hemen ortaya çıkmayan 24-36 saat arasında belirtileri oluşan bir durum olduğu için tedirginliğimiz 1-2 gün sürdü. Neyse ki kimsede bir şey ortaya çıkmadı ama gerçekten de o yükseklikte nefes almak bile zor. Ben bir de sırtımda 20 kiloluk bir fotoğraf çantasıyla geziyorum ortalıklarda. Eşim sürekli tetikte...&lt;br /&gt;Cuzco, 3200-3400 mt. yükseklikte yer alan bir sehir. İspanyolların gelişiyle mimari açıdan İspanyol hakimiyetine giren kentte her şeye rağmen sokak aralarındaki evlerin duvarlarında İknaların muhteşem taş işçiliğinin izlerini görmek mümkün. Birkaç dağ sırasının ortasındaki bir vadide kurulmuş. Keçua dilinde Cuzco “Göbek Deliği” demekmiş. Tabi hemen şehir turuna çıkıyoruz. Her yerde Peru'ya geldiğimizden beri nezaman göreceğiz diye düşündüğüm yerel giysili Peru'lular var. Kadınların kafalarında mutlaka bir şapka ve panço var. Ve nihayet öğreniyoruz ki fotoğraf çekmenin karşılığı 1 sol. Etrafımızda bir anda “One photo one sol” diye bağıran onlarca çocuk. Eğer fotoğraf çektiğinizi farkederlerse kurtulmanız imkansız, kadınlı çocuklu peşinizden sol'u alana kadar ayrılmıyorlar. Sokak satıcıları, seyyar ressamlar, meydanda dolaşan yerel halk... Meydan bir karnaval yeri gibi. Meydanin ismi her zamanki gibi Plaza des Armes. İspanyollardan kalma katedral ve diğer kiliselerle ev sahipliği yapiyor. İnkalar MS 1200'lerde Cuzco da ortaya çıkıp Cusco'yu başkent yapıyorlar. Cuzco sehrinden itibaren İnkaların izlerini sürmeye başlıyoruz. Cusco çevresinde Kenko, Pucapucara, Tambomachay, Sacsayhuaman gibi kısmen ayakta kalan kale veya gözlemevi gibi İnka kalıntılarının bulunduğu yerler. Elbette giriş ve çıkışlarda elinde lamasının ipini tutan çocuk ve kadınlarla fotoğraf çektirme seansları çok eğlenceli. Etrafta bizim dışımızda yanında lama veya bir hayvan olmayan kimse yok. Genellikle lamalarla dolaşıyorlar, bazen de bir horoz veya köpek yavrusu... Bu arada bir restoranda yemek için oturuyoruz. Dişimize göre bir yemek yok ne yazık ki. Her yerde makarna yemekten bıkmış vaziyetteyim. Gelen garsona domates olup olmadığını soruyorum. Bir önceki gün gittigimiz restoranda yediğimiz domatesler çok lezzetleydi. Garson gülerek “Si” diyor. Ben domates, peynir ve ekmek istiyorum. Meğerse herkes aynı dertten muzdaripmiş, geriye kalanlar da aynısından istiyorlar. Böylece üç gündür ilk defa hatırı sayılır lezzette domatesleri ve tuzsuz da olsa peyniri ve çıtır ekmeği çay ile yiyerek karnımızı bir güzel doyuruyoruz. Herkes yemek seçimimden memnun. Hakkını vermek lazım meyveleri, domatesleri ve ekmekleri çok lezzetli. Yarın sabah Kutsal Vadi'ye doğru yola çıkacağımız ve ben sabah erken saatlerde bugünden gözüme kestirdiğim aleminütçü meslektaşlarımın fotoğraf çekeceğim için erken yatıyorum.&lt;br /&gt;Sabah 4'de kalkıyoruz, bugün İlham'da (eşim) gelecek fotoğraf çekmeye. Sokakları dolaşırken sürekli katedralin önüne gelip meslektaşlarımın gelip gelmediklerini kontrol ediyorum. 7 gibi geliyorlar, önce uzaktan biraz etraflarında geziyorum, biraz fotoğraf çekiyorum ve bizi farketmelerini istiyorum. Nihayet birisi farkediyor. Tepki göstermemesinden cesaret alıp yanlarına yanaşıyoruz. 3-5 kelimelik İspanyolcamızla anlaşmalya çalışıyoruz, sonra vazgeçip el kol hareketleriyle bizim aleminütüyle fotoğrafımızı çekmesini istediğimi anlatıyorum. El kol hareketlerinden anlıyoruz ki makineyi kullanmıyor. Arkadan bir polaroid makine çıkartıp onunla çekmek istiyor. Ben de onu istemiyorum. İlle de aleminüt ve siyah-beyaz olacak diye tarif ediyorum. Tabi amaç o değil aslında biraz ahbap oluyoruz. Makinelerimi ve çantamın içini incelemelerine izin veriyorum. Sonra da doğal olarak çekmek istediğim fotoğrafları çekmeye başlıyorum. Melektaşlarım çok iyi poz veriyorlar.&lt;br /&gt;Herkes otelde bizi bekliyormuş; biraz mırıldanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen minibüse doluşup yola çıkıyoruz. İlk olarak, İnkaların Kutsal Vadi olarak adlandırdığı bölgede; İnka kalesinin bulunduğu ve İnkaların deneysel tarım yaptıkları Pisac'a giriyoruz. Değişik teraslar var. İnkalar teras sistemini geliştirmişler. Bitkileri yüksekliğe uyum sağlamaları için teraslara aşağıdan başlayarak ekiyorlarmış. Farklı türden teras yapılması da rüzgar ve nem açısından önemli imiş. Bütün bunlar sonucu 200 üzerinde patates çeşiti ve 50’den fazla mısır türüne ulaşmışlar. Burada terasların başında bir flütçü görüyoruz. Flütten çıkan neredeyse sihirli ezgiler tüm vadiyi ve terasları dolduruyor. Grup flütçü etrafında fotoğraf çektiriyor. Fakat benim daha işim var. Grup ayrıldıktan sonra başlıyorum flütçünün etrafında dolaşmaya. Çok güzel fotoğraf veriyor. Ve sonunda çektiğim fotoğraflar karşılığında; 20 sol verip flütçüden bir CD almak şart oluyor.&lt;br /&gt;Pisac dönüşü yerel bir pazardan biraz alışveriş yapıp Urubamba yolunda bir Lama çiftliğine giriyoruz. Burada geleneksel yöntemlerle Lama ve alpaka yünü imal ediliyor ve dokumalar yapılıyor. Her yerde lama, alpaka ve aynı soydan gelen yünleri yerlere kadar sarkan hayvanlar var. Elinizden ot yiyecek keder evciller. Tabi herkes tükürük riskine karşı biraz uzak duruyor. Ben yere yatmış vaziyette dokuma tezgahını ve dokuyan adamın fotoğrafını çekmeye çalışırken -bu arada dokuma tezgahları çok küçük ve önemli bir bölümü ustanın kucağında- bir lama yavrusu bana doğru geliyormuş, iyice yanaşmış, adamın gülmeye başlamasına uyanıp lamayı farkettiğimde lensi kokluyordu. Ben doğrulunca sevmeye fırsat vermeden hemen kaçıverdi. Ama lamanın adını “beni öpen lama” koydum. Kutsal vadi boyunca devam eden Urubamba dağları ve Urubamba nehri boyunca seyahatimizin sonunda Ollantaytambo denilen küçük bir kasabaya varıyoruz. Lama onuruna yapılmış bir şehir olduğunu anlatıyor rehberimiz. Yine dağlar içinde oluşmuş bu kasabanın sırtlarında inka kalesi ve terasları ve İnkaların yiyecek deposu olarak kullandıkları taş yapılar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turumuzun dördüncü -bence en güzel- durağı ve yolculuğu Machu Pichu. Cuzco'dan her gün Machu Picchu'ya tren kalkıyor. Fakat biz Ollantaytambo'ya kadar olan mesafeyi gezerek geldiğimiz için trene buradan bineceğiz. Yine sabah erken saatte Ollantaytambo tren istasyonuna geliyoruz. İstasyon bayram yeri gibi. Seyyar satıcılar, sabit satıcılar, midibüsten iner inmez kolumuza yapışıyorlar. İstasyonda bineceğimiz treni beklerken bolca fotoğraf çekiyorum. En çok ilgimi çeken sırtında elindeki ekmeğini kemiren çocuğunu taşıyan bir satıcı kadın. İnsanların yüzünde hüznü ve buruk umudu aynı zamanda görmek biraz içini burkuyor insanın. Machu Pichu'ya giden üç çeşit tren var. İlki yerel halkın da kullandığı; lama, tavuk, ördek ve bilumum hayvanla birlikte yolculuk yapılan en ilkel tren. İkincisi bundan biraz daha hallice. Üçüncüsü de lüks turist treni. Ben aslında tavuklu ördekli halk trenine bineceğimizi düşünürken; -çocukluğumda seyrettiğim bir belgeselden bu treni hatırlıyorum- biz uçak lüksüne sahip tavanı camdan, lüks turist trenine biniyoruz. Bu duruma biraz bozuldum ama konforlu bir yolculuk yaptığımız da aşikar. Lüks Trenimizle kutsal nehir de denilen ve biraz daha ilerde Amazon'a katıldığını öğrendiğimiz Urubamba nehri boyunca dağlarla çevrili yolumuzda Andlardaki buzulları ve azgın nehri seyrederek; 1,5 saat süren keyifli bir yolculuktan sonra Machu Pichu eteklerinde bir kasabaya ulaşıyoruz. Oradan da dolmuş minibüsle, birbirleriyle karşılaştıklarında birinin durup diğerine yol verdiği kadar dar bir dağ yolundan yarım saatlik bir yolculukla Machu Pichu'ya vardık.&lt;br /&gt;And Dağlarının zirvesinde yer alan Machu Picchu 1911 yılında Amerikalı mimar Hiram Birgham tarafından tesadüf sonucu keşfediliyor. Aslında başka bir şehri arayan Bingham, kısa sürede daha önce kimsenin hatta yerlilerin bile varlığından habersiz olduğu, yeni bir keşif yaptığını anlıyor. İnkaların klasik teraslı mimari tarzıyla dağın zirvesine oturtulmuş olan kent, aslında bir bir tapınak kompleksi. Muhteşem manzarasıyla herkesi büyülen Machu Picchu hergün dünyanın dört bucağından binlerce insan tarafından geziliyor. Kent tanrılara kurban sunmak ve adak adamak amacıyla yapılmış birçok tapınaktan oluşuyor. İknalar çok önemli olan bu arazide teraslı tarım tekniğiyle yetiştirebildikleri ürünlerin (mısır, coca, patates) en yüksek kalitede olanlarını bu tapınaklarda tanrılara sunuyorlar. Bu nedenle zirvenin etekleri teras şeklinde tarlalarla kaplı. Machu Picchu aynı zamanda dağların zirvelerinden geçerek ülkeyi baştan başa kat eden İnka Kraliyet Yolu'nun da son noktası. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen yürüyüşçüler, trenden 88. kilometre adı verilen yerde inerek Machu Picchu'ya bu yoldan ulaşıyorlar.&lt;br /&gt;Machu Pichu inka dilinde (aslinda Keçhua dilinde) eski dağ demek. Bir de tam karşısında Wayna Pichu var bu da yeni dağ demek. Fotoğraflarda kalıntıların arkasında görünen Wayna Picchu. Biz çok belirsiz bir havada Machu Pichu'ya tırmanmaya başlıyoruz. Yerel rehberimizin havanın sürekli değişken olabileceği ve yanımıza yağmurluklarımızı almamızı tembihlemesi biraz canımızı sıkıyor. Gökyüzü şimdilik yoğun bulutla kaplı ve kasvetli bir hava var. Tırmanacağımız en yüksek teraslar bulunduğumuz yerden 600-700 mt. yukarıda olduğunu tahmin ediyorum. Aynı zamanda dağcı olan Türk rehberimiz Güneş'de beni doğruluyor. Yükseklik hepimizin gözünü biraz korkutuyor. Peru'lu rehberimiz bize kalıntıların ortalarına kadar mihmandarlık ederek, anlatıyor ve sonra kayboluyor. Meğerse anlatılacaklar bitmiş... Bundan sonra 2 saat vaktimiz var, yerel rehberin bizi bıraktığı yerle panoramanın fotoğrafını çekmeyi gözüme kestirdiğim noktanın arasındaki dik yokuş yaklaşık 500 mt. Yukarı tırmanmak için gruptan yanıma ortak arıyorum. 3-4 kişi vazgeçip dönüyor. Cevval doktorlar, rehberimiz Güneş hemen fırlıyorlar. İlham (eşim olur kendisi) koluma asılıyor. Kendimi yoracağımdan ve yükümün ağırlığından filan bahsedip vazgeçirmeye çalışıyor. Ama başarılı olamayıp peşimize takılıyor mecburen... Yıllardır fotoğraflarını gördüğüm, çekmeyi hayal ettiğim yerdeyim. Oraya kadar gitmişim, o fotoğrafı çekmezsem kahrolurum. Yarım saat içinde 4-5 kez durup nefeslenerek sonunda kestirdiğim noktaya çıkıyoruz. Nefes nefese dinlenmeye çalışırken bulunduğumuz tüm bölgeyi kapatan bulut biraz aralanıyor. Bakıyorum ve heyecanlanıyorum, bulut daha da açılıyor ve kalıntıların bulunduğu bölgeye doğru bulutların arasından bir işik huzmesi hızla hareketediyor. Heyecanla fotoğraf çekecek herkese bağırıyorum. Tam doğru noktada nefis bir ışık kalenin tam orta noktasını aydınlatıyor. Herkesin nefesi kesilmiş durumda... Kitapçılarda gördüğümüz fotoğraflarda bile olmayan bir ışık; bazen dağı, bazen kalıntıları, bazen terasları, bazen yamaçları aydınlatıyor. Abartmadan oraya bir ışık seti kurmaya kalksam ancak bu kadar aydınlatabilirim. Heyecandan kendimi kaybediyorum, İlham'ın seslenmesiyle biraz duruyor ve seyrediyorum. Nefis bir ışık ve nefes kesen bir manzara var karşımızda...&lt;br /&gt;Bulunduğumuz noktanın tam karşısında ve arkasında biraz daha yüksek (500 mt. kadar daha yüksekte) iki nokta var. Kitaplarda gördüğümüz fotoğrafların arkamızdaki noktadan çekilmiş olduklarını farkediyorum. Fakat oraya çıkmaya ne gözüm kesiyor ne de zaman var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin yine heyecanlanarak beklediği diğer bir yer ise deniz seviyesinden 3800 mt. yüksekte bulunan dünyanın büyük teknelerin ulaşımına olanak veren en yüksek gölü sıfatına sahip olan Titikaka. Titikaka gölu 8300 km2 alanı kaplıyor. 170 km. uzunluğu 64 km genişliği var. En derin yeri ise 258 mt. imiş. Titicaca, taş puma, gri puma demekmiş. Bu büyük gölü 25 tane nehir besliyor ve bir nehir de bu gölü boşaltıyormuş. Adam akıllı bir yağmur da göl 2 mt kadar&lt;br /&gt;yükseliyormuş. Peru'nun güney batısında yer alan bu göle hem Peru'nun, hem de Bolivya'nın kıyısı var. Hatta Bolivya'nın suyla tek bağlantısı bu göl olduğundan Bolivya donanması da burada bulunuyormuş. Titikaka Gölü Perulular için kutsal. Kutsallığın gerisindeki efsane ise İnkalar'a dayanıyor. İnka inanışında en yüce varlık, en büyük tanrı güneş. Mitolojiye göre güneş tanrı oğlu Manco Capac'ı insanları aydınlatması için gökyüzüne gönderiyor. Ay-tanrı da kızı Mama Oclo'yu Manco'ya eşlik etmesi için gönderiyor. Bu ikisi bugün göl üzerindeki Güneş Adası ve Ay Adası üzerinde beliriyorlar ve efsaneye göre birlikte bugünkü Cuzco'nun bulunduğu yere gelip İnka Uygarlığını başlatıyorlar. Yerel rehberimiz Ünlü Fransız araştırmacı Custo'nun da İnkalarin hazinelerini aramak üzere 1968'de burada araştırma yapmıs ama sadece bir kurbaga türü bulmuş.&lt;br /&gt;Titikaka'ya ulaşım Lima'dan uçakla Juliaca denen bir şehire uçakla gidiyoruz. Juliaca Peru'nun Tahtakalesi imiş. Her türlü ürünün korsan kopyasının üretildiği bir sanayi kenti olduğunu anlatıyor yerel rehberimiz ama kentten çok bir köyde geziyor gibiyiz. Sokaklarda motorsuz taksi çololar var. Çin'deki gibi bir sürücü pedal çeviriyor, iki kişiyi taşıyabiliyorlar. Biz yürürken nefes almakta zorlanırken adamlar iki kişiyi taşıyarak pedal çeviriyorlar. Yollarda bu araçlardan dolayı felaket bir trafik sıkışıklığı var ve umursamıyorlar bile. Nasca'da, Cuzco'da ve Lima'da olduğu gibi motorlu motorsuz araçların kornaları birbirine karışmış durumda.&lt;br /&gt;Juliaca'dan otobüsle Puno'ya geçtik. Sabah gün ağarmadan tekneye binerek Titicaca gölüne açılıyoruz. Sabah erkenden kalkmaya herkes mızırdanıyor ama gündüzün çok sıcak ve kavurucu olduğunu öğle saatlerinde anlıyoruz. Ben sürekli fotoğraf çekmek için arkada kaldığım için gruptakiler mırıldanıyorlar. Önce 1,5 saatlik yolculukla Taquila adasına çıkıyoruz. Bu adanin sahibi 70 yıl oncesine kadar bir İspanyol ailesi imiş. Daha sonra buranın yerlileri (Mestizolar) adayı bu aileden satın almışlar. Adada çok güzel panoramalar var. Adada 34 resmi görevli varmış ve bu görevliler sadece evli erkekler arasından, meydanda ada sakinleri tarafından el ile işaret edilerek seçilirlermiş. Geleneklere göre evlendikten sonra kadının, erkeğin 2 mt. arkasından yürümesi gerekirmiş. Adanın tepesine ulaşmak için 375 merdivenli bir yolu yürümek gerekiyor. Yükseklik 3800 mt. Yine dura kalka, sürünerek tepeye tirmanıyoruz. Malum nefes darlığı çekiliyor. Tırmanırken de yolda gördüğümüz çoluk, çocuk ve kadınların fotoğraflarını çekmeye çalışıyoruz. Elbette Soller burada da sağa sola uçuşuyor. Bu adanın erkeklerinin örgü örmeleri meşhur. Satıcılar yerel el işlerini satıyorlar ama erken gittiğimiz için henüz ortalıkta tezgah yok. Sadece bir kadın -ne sattığı belli degil- Doktor Ümit makineyi doğrultunca önce yüzünü sepetin altına gömüyor. Fakat Ümit ısrarlı... kadın yumuşayıp poz vermeye başlıyor. Yine sol konuşuyor.&lt;br /&gt;Geldiğimiz yolun dönüşünde adının ters tarafından yaklaşık aynı sayıda merdiveni bu sefer biraz daha kolay iniyoruz. Hedefimiz Uros adalalarina doğru dümen kırıldı.&lt;br /&gt;Bölge yerlilerinin başlıca geçim kaynakları balıkçılık ve sazdan yapılma ürünler. Burası sazdan yapılma kayıklarıyla ve gene sazdan yapılma adalarıyla ünlü. Uros Yüzer Adaları adındaki bu adalar tamamen insan yapımı, sazdan üretilmiş ve göl tabanıyla bağlantısı olmadığından kendi kendine yüzer durumda bulunuyorlar. Önce balyalar halinde dikine sazlar bağlanıyor, sonradan yatay şekilde oluşan balyalar birbirine bağlanarak adanın oluşması sağlanıyor. Ada sakinleri sazlar çürümeye başlayınca kendilerine yeni bir ada yapıp eski adalarını göle terk ediyorlar. Bu adalarda 15-20 kişilik gruplar halinde yaşıyorlar. Genellikle herkes birbirini akrabası. Turizm sezonunda, çoğunlukla kendi ürettikleri dokuma ve minik hediyelik eşyalar satıyorlar. Sezon bittiğinde ise adalarını kıyıya yanaştırıp yine ada üzerinde tarım yapıyorlarmış. Hükümet bu insanlardan vergi alamadığı için de adalar bu insanlar için öncelikli yaşam bölgesi olmaya devam ediyormuş. Doğal olarak da adaların sayısı sürekli artıyormuş.&lt;br /&gt;Yanaştığımız yüzen adanın adı Tata İnti, yani Güneş Adası. Teknemiz adaya yanaştığında birden ada halkı hareketleniyor ve teknenin bağlanmasına yardım ediyorlar. Çoluk, çocuk, kadın erkek herkes seferber olmuş durumda. Hepimiz şaşkın şaşkın bir sağa bir sola koşturup fotoğraf çekiyoruz. Ben sazdan yapılmış evlerden birisinin kapasına yanaşıyorum. Yakınlardan bir kadın dikkatlice bana bakıyor, sanırım evin sahibi olsa gerek. Sonra yanıma bir erkek yanaşıp istersem içeriye girebileceğimi anlatmaya çalışıyor. Kafamı kapıdan içeriye uzatıyorum, 2-3 yaşlarında üç tane çocuk var fakat içerideki ağır kokuya dayanamayıp kendimi açık havaya atıyorum. Başka bir evin önünde bizimkilerin heyecanlı bir şekilde bana sesleniyorlar. O tarafa yöneliyorum. Herkes fotoğraf çekiyor. Bakıyorum içerde 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu kırmızı bir plastik leğenin başında elinde bıçak patates soyuyor. Ben fotoğraf çekmek içim birkaç kere makineyi doğrultuyorum fakat içerden gelen kesif kokuya dayanamıyorum, midem bulanıyor, öğürüyorum. Nefesimi tutup birkaç defada -aralıklarla nefes almak için geri çekilerek- kızın fotoğrafını çekiyorum. İlkinde ve ikinci denememde bıçağı ve patatesleri bırakıp el sallamaya başlıyor. Halbuki ben işine devam etmesini istiyorum. Ara veriyorum tekrar gittiğimde işinin başına dönmüş olduğunu görüyorum, çok farkettirmeden yanaşıp istediğim fotoğrafları çekeyi başarıyorum. Sonra küçük kıza Birkaç sol veriyorum, seviniyor. Peşinden yine öğürtü elbette.&lt;br /&gt;Heyecanımız dindikten sonra alışveriş başlıyor. Bir ada sakini kolumdan tutuyor, Marta diyor. Anlıyorum ki kendi ismi, tanışıyoruz, el sıkışıyoruz, sonra kocasıyla tanıştırıyor ve çocuğuyla. Tombul, oldukça esmer, güleç bir kadın. Bunun alışverişin kendilerinden yapılması için bir atak, satış politikası olduğunu anlıyoruz sonra. Hemen tezgahının başına götürüyor bizi. Biz de tabi tanışıklık hatırına alişverişimizin önemli bir kısmını Marta'dan yapıyoruz. Ama pazarlık çok sıkı... Adadan ayrılma vakti geldiğinde ada sakinleriyle birlikte grup fotoğrafı çektiriyoruz. Tekemize binip ayrılırken ada sakinlerinin tümü kıyıya gelip el sallayıp şarkı söylemeye başlıyorlar. Meğerse burada adet böyle imiş... Yolcu ederken güle güle şarkısı. Göl ve adalar gezisinden hepimiz memnunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş yavaşça dönüyor, öğleni aştık ve rehberimiz Güneş hava kararmadan Bolivya'ya geçmek istiyor. Sınıra minibüsle gideceğiz ve yaklaşık 3 saatlik yolumuz var. Bolivya'ya geçmek üzere doğru hareket ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada tüm gezi boyunca 4 farklı yerel rehberimiz oldu; Lima ve Nasca'da Ursula; sonra Cusco ve Kutsal Vadi'de bölgenin uzmanı Yanet, havaalanında karşıladı bizi. Aynı şekilde Juliaca'ya geldiğimizde ise Minton, Bolivya'da ise Eduardo. Mesafeler çok uzun olduğu için yerel acente böyle bir ayarlama yapmış. Türk rehberimiz Güneş ise İstanbul'dan beri bizimle birlikte. Hem Türk hem de yerel rehberimizin olmasından çok menmunuz. Yerel rehberlerimizin hepsi eğitimli ve gerçekten de iyi rehberler. Turu istediğimiz gibi olmasa da pazarlık şansımızı olabildiğince zorlayarak beğendiğimiz yerlerde esnetmeye çalışıyoruz.&lt;br /&gt;Dönüş yolunda, daha önce Lima'nın kırsalında, Juliaca ve Puno'da gördüğümüz taksi çololara binmek istiyoruz ama rehberimiz Minton vakit yok diyor. Pedallılarından sınırda da olduğunu ve sınırı onlarla geçebileceğimizi söylüyor. Herkes kabul ediyor mecburen. 3-3,5 saat sonra sınırdayız...&lt;br /&gt;Benim aklımda çololar var ama minibüsten inince karmaşadan ve karışıklıktan ben bile korkuyorum. Valiz kaybetme, çaldırma, peşinden koşmak gibi durumlar film şeridi gibi geçiyor gözümün önünden. Fotoğraf makinesini bile çıkartıp fotoğraf çekmiyi korkuyorum. Meğerse herkes aynı korkuyu duymuş. Çoloya binmekten vazgeçip yürümeye karar veriyoruz. Yine de elimizde taşımamamız için Minton valizlerimizi iki çoloya yükletiyor ve başından ayrılmıyor. Biz Peru sınır karakoluna girip pasaportlarımızı işletiyoruz. Göç beyannameleri veriliyor mühür vuruluyor. Minton çok dikkatli olmamızı söylediğinde, hepimizde endişe biraz daha artıyor. Pasaport telaşı bittiğinde etrafa biraz bakabiliyorum. Sınır çok ilginç, kalınca bir urgan bir köprüyü ortasından ikiye ayırıyor. Yeril halk ve çololar, herhangi bir kontrola tabi tutulmadan pasaportsuz sınırın diğer tarafına geçebiliyorlarmış. Gerçekten de ortalıkta ne bir polis ne de bir gümrük memuru görünmüyor. Valizlerimizi taşıyan çololar önde biz arkada yürümeye başlıyoruz. Köprüyü ikiye ayıran urganın altından eğilerek sınırı geçiyoruz. Gözümüz bir taraftan çololarda... Neyse ki Bolivya'lı rehberimiz Eduardo çoloları alıp otobüse gidiyor biz de metruk, sıvaları dökülmüş bir bina olan Bolivya sınır karakoluna giriyoruz. İçerisi toz pislik içinde. Göç beyannameleri dolduruluyor yine ve sıraya giriyoruz. Hırsızlık ve yankesicilik olabileceği konusunda Minton'un uyarıları sonucunda herkes pür dikkat; yanımıza yanaşıp kalem satmaya çalışan çocuklardan dikkatle sıyrılıyoruz. En nihayetinde sıra bize geliyor ve memurların bulunduğu odaya giriyoruz. Duvarda devlet başkanı olduğunu düşündüğüm birinin fotoğrafı asılı. Çerçevenin kenarları yer yer kırılmış ve varakları dökülmüş. İçerde kesif bir koku var ama ne kokusu olduğunu ta ki memurun arkasında duran fotoğrafın biraz altında bulunan “WC” yazısını görene kadar anlayamıyorum. Memurlar asık suratlı ve mutsuzlar. Oldukça yavaş hareketlerle göç beyannamelerini ve pasaportlarımıza inceleyip, mekanik ve rutin bir hızla pasaportlara giriş damgasını basıyorlar. Dışarıya çıktığımda içerdeki kokudan bunaldığımı hissediyorum. Ekşi soğan kokan havadan biraz temiz nefes almaya çalışıyorum. Farkediyorum ki acıkmışız ve erzağımız da yok. Neyse ki Eduardo'nun otobuste sandeviç servisi yapacağını öğreniyoruz. Otobüse binip yola düştüğümüzde sandeviçler uçuşuyor havada ama yemek ne mümkün, sadece meyve suyunu ve krakeri yiyebiliyoruz. Bu arada grubun ikmalcisi Fatma kaşla göz arasında; bavulundan kuru üzüm, kuru kayısı ve pestil, bizim hanımda incir vesaire çıkartmış. Hep birlikte kuruyemişlerle midemizin susmayan gıcırtısını bastırıyoruz.&lt;br /&gt;Minibüsümüz La Paz'a doğru Titikaka gölünün kenarından yola düşüyor. La Paz'ın kurulduğu coğrafya enteresan. 3800 metre yüksekliğinde yaklaşık 70 km. lik bir platonun sonunda; Andların üzerinde bir efe gibi duran 6438 metre yüksekliğindeki İllimani Dağı’nın eteklerinde, Chuquiago kovuğunda bulunan La Paz uzaktan görünmüyor. Kentin çevresinde ağırlıklı işçilerin oturduğu uydukent El Alto’yu geçip platonun sonuna gelindiğinde; koca bir çukurun içinde eskiden başkent olan La Paz karşımıza çıkıyor. Kovuk diyorlar ama koca platonun içinde oluşmuş Chuquiago, kovuktan çok adeta bir deprem göçüğü gibi. La Paz'da aynen Lima gibi İspanyol sömürgeciler tarafından, değerli metal madenlerine yakın olması nedeniyle bu bölgede kurulmuş. Bolivya bağımsızlığını tekrar kazanana kadar uzunca bir süre, İspanyollar bu bölgeden altın, gümüş, kalay gibi madenleri çıkartarak götürmüşler. Zaman içerisinde çukura sığmayan şehir, tepelere ve platoya doğru yayılmaya başlamış. Platoda bulunan El Alto denilen yeni şehir tamamıyla getto gibi. Şehrin yoksul ve emekçi kesimini barındırıyor. Gece ve gündüz arasındaki yüksek ısı farkından dolayı da metrpollerin aksine zenginler şehrin çukurunda yaşıyorlar. İstanbul'un Ulus'u ya da Etiler'i gibi bir başka şehir, bir başka yaşam oluşmuş. Ortalama gelir seviyesi 150-300 $ aralığında olmasına rağmen zengin bölgede ev fiyatları 2 milyon $'lara çıkıyor. Şehrin en yüksek noktasıyla en alçak noktası arasındaki yükseklik farkı 1000 metreye yakın. Bu yüzden de 1950'lerden kalma kamyonlar dolmuşlara dönüştürülmüş. Kapılardan sarkan kadınlı erkekli çığırtkan değnekçileriyle Topkapı'dan surdışına gidilen hatlarda olduğu gibi balık istifi toplu taşımacılık yapıyorlar. Lima'da da toplu taşımanın böyle olduğunu hatırlıyorum aniden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin ilginç coğrafyasına rağmen ben sadece La Paz'ı göreceğimiz ve 2 gün kalacağımız için, Peru'dan sonra Bolivya'nın yavan geleceğini düşünüyorum bir taraftan. Gerçekten de öyle oluyor. Peru'daki renkli insanları pek göremiyoruz etrafta. Otele yerleştip yemeğimizi yedikten sonra eşimle şehir turuna çıkıyoruz. Sokaklar çok pis ve çöp kokuyor. Bir süre sonra sokaktaki büfe ve lokantalardan gelen ağır yemek kokuları midemi bulandırıyor. Benim için Bolivya bitti...&lt;br /&gt;Ertesi gün uydum kalabalığa kabilinden çevre gezisine ilgim pek yok. İnka öncesi bir uygarlık olan Tiwanaku harabelerini geziyoruz. M.Ö 1500 ile M.S. 1200 yılları arasında varolan bir uygarlıkmış. Sırasıyla, müzeyi ve antik kentte; en eski heykel olduğu söylenen Kontiki'yi, üzerinde Virakocha figürünün bulunduğu güneş kapısını, Ponse heykelini ve Kawanaki bölümlerini görüyoruz. La Paz'dan ve şehirdeki kokulardan dolayı oluşmuş yargılarım burada da değişmiyor. Hala “ne işimiz var burada” diye mızmızlanırken birden İlham'ın çimdiğiyle irkiliyorum. Kalıntıların peşinden Büyücü Çarşısına gideceğiz, belki burası ilginç olur diye kendimi avutuyorum ama, pazar 5-6 tezgahtan oluşuyor. Kötü kokan kurutulmuş hayvan fetusları ve Tiwanaku kültürüne ait heykelciklerden başka bir şey yok.&lt;br /&gt;İnsanlar da aksi... Para pek işlemiyor burada fotoğraf çekerken. Birden kızıp bağırmaya başlıyorlar ve fotoğraf çekilmesinden hoşlanmıyorlar. İyice moralim düşüyor. Takım taklavatı toplayıp çantaya koyuyorum. Bolivya'yı gezi defterinde bir anda siliyorum. Sonra gittiğimiz bizim Kapadokya'nın 100 basacağı; Ay Vadisi denilen yerde, bir banka oturup sinirli sinirli “ne işimiz var burada” diye söylenip milletin geri dönmesini bekliyorum. İlham biraz yatıştırıyor beni. Neyse ki yarın sabah Lima'ya döneceğiz. İlk başta pek sevmediğim Lima'ya dönünce birden eski neşem yerine geliyor. Lima'da 1,5 gün daha kalacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lima'ya dönüşümüzde Ursula karşılıyor bizi yine, eski bir dostu görmüş gibiyiz. Lima'nın en gözde lokantasına götürüyor bizi. Menü ağırlıklı deniz ürünü ve Çin yemekleri. Millet çiğ balık yiyor, ben et... Et neredeyse köseleye yaklaşmış kıvamda, çaresiz açlık hatırına yeyip, balık kokusundan kurtulmak için dışarıya deniiz kenarına çıkıyorum. Antalya'nın falezlerine benziyor kıyı. Falezin üzerinde parasailing yapanları seyrediyorum. Bir de şehrin üzerinde uçan kartallar var. Dönüşte okyanus kıyısında geziyoruz. Yorgunluk ve geç olan saatten dolayı makine çantamı yanıma almadığıma pişman oluyorum. Okyanusta yüzenler, sörf yapanlar iştahımızı kabartıyor ama otele gidip mayo almak için zaman kalmadı güneş akşama doğru dönüyor. Hiç değilse ayaklarımızı Pasifiğe sokalım derken gruptan çatlak sesler çıkmaya başlıyor. Kıyıdan birkaç yüz metre yüksekte olduğumuz için o mesafeyi inip tekrar çıkmayı kimsenin gözü almıyor. Yorgunluk ve alışveriş Pasifiğe tercih ediliyor. Tabi biz de aynı tembelliğe düşüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke ayağımı Pasifiğe soksaydım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05/2007&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-6937310714930379440?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/6937310714930379440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=6937310714930379440&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6937310714930379440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/6937310714930379440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/peru-seyahat-gnl.html' title='* Peru Seyahat Günlüğü...'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GgnzRsE7vDM/Rs_jIyiUepI/AAAAAAAAAA0/o22YEvVfmHQ/s72-c/machupichu1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-8245719966484032265</id><published>2007-08-17T18:41:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:44:31.802+03:00</updated><title type='text'>* Düğün Fotografınız ve Fotografçı Seçiminiz için Öneriler...</title><content type='html'>Tarzınızı belirleyin, kendinizi tanıyın;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf tarzınızı belirleyin.&lt;br /&gt;Bulabildiğiniz kadar çok düğün fotoğrafı inceleyin. Gelin dergilerinden, web sayfalarından, evli arkadaşlarınızdan... Kısacası fotoğraf bulabileceğiniz her kaynağı araştırın. Fotoğraf tarzınız, kişiliğinizi yansıtmalıdır. Resmi düğün fotoğrafları, samimi fotoğraflar, siyah-beyaz fotoğraflar, renkli fotoğraflar vb tarzlar ve klasik, doğal, romantik, uçuk,  gösterişli gibi yaklaşımlardan birisi mutlaka sizi daha iyi anlatacaktır.. Doğru tarzı belirlemenizdeki en önemli etken,  kim olduğunuz ve kişiliğinizde neleri yansıtmaktan hoşlandığınızdır. Fotoğraflarınızın, düğün temasını, düğün heyecanını, sizin ve sevdiklerinizin mutlu anlarını yaşatması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütçenizi belirleyin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize, düğün planınız içinde fotoğrafların ne kadar önem teşkil ettiğini sormanız gerekir. Bu noktada unutmamanız gereken, düğününüz ne kadar mükemmel olsa da bir gün bunun bir gün belleğinizden silineceği ve yıllar boyu bunun fotoğraflarda yaşatılabileceğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğün mekanınızdaki detayları öğrenin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğün yapacağınız mekanda, fotoğraf veya video çekimlerinde kısıtlama olup olmadığını sorun.  Mekan düzenlemesi içerisinde fotoğraf çekimleri için özel bir hazırlık gerekli olup olmayacağını öğrenin.  Mekanın ışıklandırması nasıl, çekimler için uygun mu?  Çekim mekanı olarak alternatifler mevcut mu,  yoksa başka bir mekan mı ayarlamak gerekir ? Mümkünse nikah seremonisini gün ışığının olduğu saatlerde ayarlamaya çalışın. Unatmayın konuklarınız ve davetliler sizin için orada bulunacaklar. Ve iyi bir ışıkla nikahınızdaki bütün detaylar, insanlar, olaylar ve aksiyonlar daha iyi fotoğraflanacaktır. Bunun için fotoğrafçınızın fikrini sorun. Fotoğrafçınız size daha önceki deneyimlerine dayanarak mutlaka tavsiyelerde bulunacaktır. Düğün günü planlaması sizin için olduğu kadar fotoğrafçınız için de çok önemlidir. Mutlaka planlamanızla ilgili detayları fotoğrafçınıza da anlatın. Düğün gününüzün hangi bölümlerinde olması gerektiğini ve ne tür fotoğraflar istediğinizi anlatın. Fotoğrafçınız çekim planını sizin gün planınıza göre ayarlayacaktır. Fotoğrafçınızı düğün gününüzün tamamına dahil edebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru fotoğrafçı kimdir ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızda ölümsüzlüğüne inandığınız anları yakalayabilen kişi sizin için doğrü fotoğrafçı olacaktır. Bu kişiyi bulmak için bütçenizi, düğün mekanı ve yerini dikkate alarak hareket etmelisiniz. Çalışma ücretleri, farklı ebatlardaki baskılar, farklı stillerde  çekimler ve fotoğrafçının mekanda geçireceği süreye göre çeşitlilik gösterecektir. Geçmiş çalışmalarını, düğün albümlerini incelemek, referanslarını öğrenmek ve tarzının size uygunluğunu anlayabilmek için randevu ayarlayın. Düğün mekanını fotoğraflarını, fotoğrafçıya gösterin. Fotoğrafçınızın düğün mekanında uyması gereken kurallar ve kısıtlamalar hakkında bilgilendirin. Beğendiğiniz fotoğraf tarzından örnekler gösterin.  Düğün günü, süresi, mekan, yakın akraba ve davetli sayısını gibi bilgileri verin. Tarzınızı açıkça belli edin. Fotoğrafçının gerçekten sizi dinleyip anladığından emin olun... Fotoğrafçınızın, sizi anladığına inandığınız ve aynı dili konuşuğunuza inandığınız kişi olması çok önemlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-8245719966484032265?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/8245719966484032265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=8245719966484032265&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8245719966484032265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8245719966484032265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/dn-fotografnz-ve-fotograf-seiminiz-iin.html' title='* Düğün Fotografınız ve Fotografçı Seçiminiz için Öneriler...'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-4092370288161890958</id><published>2007-08-17T18:37:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:44:45.192+03:00</updated><title type='text'>* Fotografçılığın Örgütlen-eme-me Sorunu</title><content type='html'>Fotografçılık halen “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik” çerçevesinde ve aşağıda görüleceği üzere tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜ SINIF GAYRİSIHHÎ MÜESSESELER &lt;br /&gt; 4- KİMYA SANAYİİ&lt;br /&gt; 4.1- Saf su ve asitli su üretim yerleri,&lt;br /&gt; 4.2- Fotoğraf filmi renklendirme ve boyama yerleri,&lt;br /&gt; 4.3- Kolonya ve benzeri tuvalet malzemeleri üretim yerleri,&lt;br /&gt; 4.4- Zirai mücadele ilaçları, ve benzeri maddelerin perakende satış yerleri,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotografçılık doğası gereği yetenek ve ehliyet gerektiren bir meslek dalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21/09/2006 'da yürürlüğe giren  5544 sayılı Mesleki Yeterlilik Kanunu, ulusal ve uluslararası meslek standartlarını temel alarak, teknik ve meslekî alanlarda ulusal yeterliliklerin esaslarını belirlemek; denetim, ölçme ve değerlendirme, belgelendirme ve sertifikalandırmaya ilişkin faaliyetleri yürütmek için gerekli ulusal yeterlilik sistemini kurmak ve işletmek üzere Meslekî Yeterlilik Kurumunun kurulması, çalışma usûl ve esaslarının belirlenmesi ile ulusal yeterlilik çerçevesiyle ilgili hususların düzenlenmesini sağlamak üzere çıkartılmıştır. Tabiplik, diş hekimliği, hemşirelik, ebelik, eczacılık, veterinerlik, mühendislik ve mimarlık meslekleri ile en az lisans düzeyinde öğrenimi gerektiren ve mesleğe giriş şartları kanunla düzenlenmiş olan meslekler bu Kanun kapsamı dışında bırakılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani mesleğe giriş şartları kanunla düzenlenmiş ve lisans eğitimini gerektirmeyen tüm meslekler bu kanun kapsamında değerlendirilmesi öngörülmüştür. Yine aynı yasaya dayanarak yasada tanımlanmış görevleri yapmak üzere Mesleki Yeterlilik Kurumu kurulmuştur. Kurumun görev ve yetkileri aşağıda sıralanmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Ulusal meslekî yeterlilik sistemi ile ilgili yıllık gelişme planlarını hazırlamak, geliştirmek, uygulamasını yapmak veya yaptırmak, denetlemek; bunlara ilişkin düzenlemeleri yapmak.&lt;br /&gt;2.Standartları belirlenecek meslekleri belirlemek ve bu standartları hazırlayacak kurum ve kuruluşları tespit etmek.&lt;br /&gt;3.2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa tâbi teknik ve meslekî eğitim veren yüksek öğretim kurumlarında ulusal meslek standartlarına uygun eğitim ve öğretimin yapılabilmesi için Yükseköğretim Kurulu ile; orta öğretim düzeyindeki meslekî ve teknik eğitim veren öğretim kurumlarında ulusal meslek standartlarına uygun eğitim ve öğretimin yapılabilmesi için Millî Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yapmak.&lt;br /&gt;4.Ulusal meslek standartlarını temel alarak, teknik ve meslekî alanlarda ulusal yeterliliklerin esaslarını belirlemek.&lt;br /&gt;5.Ulusal meslekî yeterlilikler alanındaki eğitim ve öğretim kurumlarını ve programlarını akredite edecek kurumları belirlemek.&lt;br /&gt;6.Sınav ve belgelendirme sistemi kapsamında; yeterliliği belgelendirecek yetkilendirilmiş kurumları belirlemek ve sınavlarda başarılı olanlara sertifika verilmesini sağlamak.&lt;br /&gt;7.Türkiye'de çalışmak isteyen yabancıların sahip oldukları meslekî yeterlilik sertifikalarının doğruluğunu belirlemek.&lt;br /&gt;8.Ulusal meslekî yeterlilik standartlarını dünyadaki ve teknolojideki gelişmelere uygun olarak geliştirmek, yeterlilik standartlarını yükseltmek ve uluslararası alanda tanınmalarını sağlamak.&lt;br /&gt;9.Meslekî alan ve sektörler arasındaki yatay ve dikey geçişler için gerekli yeterliliklerin belirlenmesini sağlamak.&lt;br /&gt;10.Diğer ülkelerdeki benzer kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak, hizmet satın almak, projeler geliştirmek ve uygulamak, eğitim, araştırma, konferans, seminer ve yayın faaliyetlerinde bulunmak.&lt;br /&gt;11.Hayat boyu öğrenmeyi desteklemek ve teşvik etmek.&lt;br /&gt;12.Faaliyet alanına giren sair her türlü çalışmayı yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yasa 9.ncu maddesi yönetim kuruluna aşağıdaki görevleri yerine getirme yetkisi vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Meslek standardı geliştirmek, sınav ve belgelendirme faaliyetinde bulunmak üzere başvuruda bulunan kuruluşların başvurularını incelemek ve sonuçlandırmak.&lt;br /&gt;2.Standardı tespit edilerek, sınav ve belgelendirme uygulaması yapılacak meslekleri belirlemek.&lt;br /&gt;3.Yapılacak sınavlarda başarı gösterenlere verilecek Meslekî Yeterlilik Kurumu Yeterlilik Belgesini onaylamak.&lt;br /&gt;4.Kurumca hazırlanan yönetmelik taslaklarını inceleyerek yayımlanmak üzere ilgili mercilere iletmek.&lt;br /&gt;5.Kurumun bir önceki yıla ait faaliyet raporu, bir sonraki yıla ait çalışma programı, malî rapor ve personel planlaması ile bütçesini hazırlayarak Genel Kurulun onayına sunmak.&lt;br /&gt;6. Hizmet birimlerinin oluşumuna karar vermek.&lt;br /&gt;7.İlgili mevzuat çerçevesinde, Kurum personelinin işe alınması, işten çıkarılması, terfi ettirilmesi, ödüllendirilmesi ve benzeri tasarruflarda bulunmak, Kurumda çalışanların, ücret, harcırah, malî ve sosyal hakları ile ilgili esasları belirleyerek Genel Kurula sunmak.&lt;br /&gt;8.Hazırlatılacak meslek standartlarının, sınav ve belgelendirme uygulamalarının uluslararası normlara uygunluğunu sağlamak.&lt;br /&gt;9.Gerekli görülen hallerde Ankara dışında büro veya temsilcilik açılmasına karar vermek veya ilgili kurum ve kuruluşlara Kurumun faaliyet alanına giren konularda yetki vermek.&lt;br /&gt;10.Kurumun görevleri ile ilgili olarak ihtiyaç duyulan konularda araştırma, teknik inceleme, etüt, proje ve bunlarla ilgili her türlü mal ve hizmetlerin sağlanması gibi işleri yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilere yaptırmak ve bu konularla ilgili mal ve hizmet satın alınmasına karar vermek.&lt;br /&gt;11.Şikayet ve itirazların incelenme usûl ve esaslarını belirlemek.&lt;br /&gt;12.Genel Kurulca verilen diğer görevleri yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak güzel sanatlar alanına giren mesleki düzenlemeye atıf yapan başka yasalar tüzükler ve yönetmelikler vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu,&lt;br /&gt;6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu,&lt;br /&gt;3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu&lt;br /&gt;5554 sayılı Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu,&lt;br /&gt;5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve bağlı olarak Kültür Bakanlığı'nca yayımlanmış;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eser Sahibinin Haklarına Komşu Haklar Yönetmeliği (Resmi Gazete Tarihi: 16.11.1997 Resmi Gazete Sayısı: 23172)&lt;br /&gt;Eser,İcra,Yapım ve Yayınların Kullanılması ve/veya İletilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik (Resmi Gazete Tarihi: 08.06.2004 Resmi Gazete Sayısı: 25486)&lt;br /&gt;Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri Tip Statüsü (30.01.2003 tarih ve 25009 sayılı Resmi Gazete )&lt;br /&gt;Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük &lt;br /&gt;Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi : 10/3/1999 No : 99/12574&lt;br /&gt;Dayandığı Kanunun Tarihi : 5/12/1951 No : 5846&lt;br /&gt;Yayımlandığı R.Gazetenin Tarihi : 1/4/1999 No : 23653 &lt;br /&gt;Meslek Birlikleri Mevzuatı; şeklinde yasa, yönetmelik ve tüzüklerle düzenlenmiş ve hali hazırda yürütmede olan yasalardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu yasal düzenlemenin ışığında görülmektedir ki, kanun yapıcı mesleki standartlar ve uygulamaları ile ilgili eksik de olsa bir takım düzenlemeler yapmıştır. Fakat bu yasal düzenlemeler yapılırken sektörümüz devletin kabul ettiği biçimde ya da herhangi bir şekilde temsil edilemediğinden ya da bireysel önerileri dikkate almadan sektörümüzü de yakından ilgilendiren Fikir ve Sanat Eserleri kanunu değişiklikleri yapılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul edilmelidir ki yasalaşma sürecinde değişen ya da değişmesi düşünülen yasalarla ilgili ilgili kurumların ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alınmaktadır. Fakat bu süreçte kendini ve temsil ettiği topluluğun görüşlerini ısrarlı ve inatçı bir şekilde ifade eden kurumların istekleri doğrultusunda yasalar değişmektedir. Bir anlamda yasa yapıcı komisyonlarda lobi yapan meslek birliklerinin ve kurumların istekleri yasaya girmiş, bunu yapamayan meslek örgütlerinin önerileri girmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle sektörümüz hiç bir dönemde bu yasa çalışmaları sırasında bırakın görüş bildirmeyi, temsil dahi edilmemiştir. Çünkü bir örgütü yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun can alıcı noktası buradadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz neredeyiz ?  Biz ne iş yapıyoruz ? Biz kimiz ? Temsil ediliyormuyuz ? Bizi kim temsil ediyor ? Sorularını cevaplamak ne kadar ve nasıl temsil edildiğimizi ortaya koyacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut yasal düzenleme mesleğimizi Esnaf Sanatkarlar Konfederasyonu'nun temsil ettiğini göstermektedir. Bu konfederasyon altında bazı kentlerimizde meslek odaları kurulmuş ve halen çalışmaktadırlar. Fakat görülmektedir ki bu düzeyde bir temsiliyet sektöre kısmi çözümlerde dahi fayda getirmemektedir. Resmi olarak tanınmayan bir takım yapılanmalar ve dernekler vardır ama bunların da etkinlikleri neredeyse yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikli olarak çözülmesi gereken temsiliyet sorunumuzdur. O halde mevcut yasalardan istifade ederek meslek birliklerinin oluşumu ve nihai olarak federasyonlaşmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle olarak temsiliyet sorununun çözümü neden önemlidir ?&lt;br /&gt;Bu sorunun cevabı ve süreçte izlenmesi gereken yol aşağıda özetlenmeye çalışılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük (Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi : 10/3/1999 No : 99/12574  /// Dayandığı Kanunun Tarihi : 5/12/1951 No : 5846 /// Yayımlandığı R.Gazetenin Tarihi : 1/4/1999 No : 23653 )  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Tüzük, fikir ve sanat eseri sahipleri ile komşu hak sahipleri meslek birliklerinin ve federasyonlarının kurulmalarını, görevlerini, gelirlerini, denetlenmelerini, üye olma, üyelikten çıkma ve çıkarılma koşullarını, eser sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin tazminat ve telif ücretlerinin dağıtım usullerini, birlik ve federasyonların çalışmalarına ilişkin diğer hususları düzenler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüzük birlik amaç ve alanlarını 7.nci maddede "Eser sahipleri ve bağlantılı hak sahipleri, ortak çıkarlarını korumak, Kanun ile tanınmış hakların idaresi ve takibi ile alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak amacıyla aşağıda belirlenen alanlarda birden fazla meslek birliği kurabilirler"  denmektedir. &lt;br /&gt;Birliklerin kuruluş şekli ise 8.nci maddede belirlemiştir. Tüzüğün 49.ncu maddesi ise federasyonlaşma sürecini belirlemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 49: Aynı alanda faaliyet gösteren en az iki meslek birliği tarafından, Bakanlıkça hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca onaylanan tip statüye uygun olarak meslek birlikleri federasyonları kurulabilir. Aynı alanda birden fazla federasyon kurulamaz. &lt;br /&gt;5846 sayılı yasa sadece fikri haklar ve güzel sanatlar eserleri bağlamında haklarımızı korumaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl olarak 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu, temel olarak sektördeki düzenlemeleri yapar görünmektedirler. Yürürlükte olan yasalar sadece mali durumları düzenleyen vergi kanunları ile birlikte temel olarak devletin çıkarlarını korumak üzere düzenlenmiş yasalara gönderme yaparak, mesleğin özlük hakları, düzenlemeleri, kuralları, etiği ya da yeterliliklerle ilgili düzenlemeleri yapmamaktadır. Yani aslında sektörü ve sektördeki yapılanmayı düzenleyen hiç bir kurum ya da yasa yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temsiliyet sorununun çözümü işte bu nedenle önemlidir. Sektörü ve sektördeki düzenlemeyi sağlayacak, sektördeki tüm birey ve kuruluşların koordinasyonunu sağlayacak, gerekli hallerde uzlaştırıcı olacak, bilirkişilik yapacak ve en önemlisi sektörün hak ettiği saygınlığı oluşturacak bir kurumun oluşumunu sağlayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlanmalıdır... YÖK geçtiğimiz yıllarda ÖSS sınavlarında kullanlacak vesikalık fotograflarının çekimini okullara sağladığı ekipmenle okullarda yaptırmıştır. Bazı konsolosluklar yönlendirmeler yapmıştır. Bu ve benzeri durumlar sektörümüz için olduğu kadar aynı zamanda devlet için de gelir kaybıdır. Fakat bu durum karşısında örgütümüz olmadığı için önüne geçilemiştir. Halbuki örgütümüz olsaydı ve duruma devletin vergi kaybı açısından yaklaşılabilseydi; büyük ihtimalle maliye vergi kaybından vazgeçmez YÖK'ün ve diğerlerinin bu eyleminin önüne geçilebilirdi. Bunun gibi yine reklam fotografçılığı sektöründe karşılaştığımız matbaaların fotograf meselesini müşterilerine promosyon malzemesi gibi düşünüp; fotograf çekimini bütçesiz ya da çok düşük bütçelerle yap-tır-maları ayrı bir haksız rekabet ve yine maliye açısından oluşan vergi kaybı meselesi olarak yaklaşılabilir. Ehliyeti olmayan işletmenin bu tip işleri yapması engellenebilir. Ya da eğitilmiş ve kurallara uyan ehil  işgücünün bu tip işletmelerde istihdamı sağlanarak önüne geçilebilir. Sektördeki kayıt dışı çalışan işgücünün ve işletmelerin haksız rekabetinin önüne yine aynı yöntemlerle geçilebilmesi mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbetteki sektördeki tüm olumsuzlukların önüne geçmek mümkün değildir. Ama mücadele etmek, haksız rekabet ya da sektörün tehlikeleri sayılabilecek diğerleri için caydırıcı olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada özeleştiri de yapmak gereklidir. Sektördeki standart eksikliği, YÖK ve konsoloslukların yaptığı yönlendirmelere çanak tutmuştur. Özellikle perakende sektörün atardamarı sayılan vesikalık fotograflardakı standardizasyonsuzluk ve her anlamda çeşitlilik ( farklı ölçüler, belgeye uygun olmayan poziyerlik, kişi özelliklerini değiştiren rötuş; yani fotografçıların müşterilerini memnun etmek adına yaptığı tüm şeyleri bunun altına ekleyebiliriz.) kurumların standart olmayan ve aslına uymayan gerçekdişi fotograflarla mücadele etmek yerine kendi çözümlerini üretmelerini zorunlu kılmıştır. İşte bu nedenle özellikle bu ve benzeri konularda meslek standartlarının belirlenmesi de önem kazanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklamcılık açısından bakıldığında ise gelişen teknoloji nedeniyle benzer sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar aslında perakende sektör olarak değerlendirdiğimiz portre stüdyolarını da ilgilendirmektedir. Zaten bu işletme birimleri de artık reklam fotografı çekmeye başlamışlardır. Dijital teknolojiyle birlikte, ürün rötuşu, manipulasyon ve diğer bilgisayar işlemleri müdahelelerimize imkan tanımıştır. Fakat bununla birlikte çekim zamanından fazla çalışma ve mesai saatleri bu işler için harcanmaya başlanmıştır. Unutulmamalıdır ki bizler mesai satarak para kazanmaktayız. Bütün fotografçılık harici kalemlerin fotografçılık hizmetinin dışında bedellendirilmesi ve kurallarının koyulması  ihtiyacı oluşmuştur. Özellikle analog fotografçılık zamanında renk ayrım stüdyolarının yaptığı hizmetler artık bizim sorumluluğumuz altındaymış gibi algılanmaktadır. Bu hizmetler haksız rekabet unsuru yaratmayacaksa değerlendirilmelidir. Haksız rekabete mahal vermeden meşru ve aynı koşullar altında elbette bütçelendirilebilmeleri mümkündür. Bütçelerimize artık gerekli kalemlerin koyulma gerekliliği oluşmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütçe konusu açılmışken yıllardır sektörün standart liste istekleri dillendirilir. Her işletmeden listeye uyması istenir. Bu günümüz ekonomik koşullarında ve mevcut yasalara rağmen mümkün değildir. Çünkü yasalar ve içtihatlar liste uygulamasıyla ilgili olarak bizim düşündüğümüzün tam tersi uygulamalara imkan tanımaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5362 sayılı ESMK Kanunu madda 62 listelerin nasıl tanzim edileceğini belirler. Maddeye göre bu kanuna tabi odaların düzenleyecekleri listenin uygulanacak azami hadleri gösterebileceği ve ancak belediye veya mülki amirliklerce onanması halinde geçerlilik kazanacaklarına işaret eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde 4054 sayılı Rekabetin Korunması Kanunun 2.nci maddesi de rekabetin korunması ile ilgili kapsamı belirler. &lt;br /&gt;4.ncü madde ise; belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı olarak tesbit etmekte ve yasaklamaktadır. Ve aşağıdaki maddelerle tanımlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haller, özellikle şunlardır:&lt;br /&gt;Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tesbit edilmesi,&lt;br /&gt;Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,&lt;br /&gt;Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi,&lt;br /&gt;Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,&lt;br /&gt;Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması,&lt;br /&gt;Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yasa 5.nci maddesiyle muafiyetleri de belirlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurul,aşağıda belirtilen şartların tamamının varlığı halinde (...)(1),teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birlikleri kararlarının 4 üncü madde hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulmasına karar verebilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması,&lt;br /&gt;b) Tüketicinin bundan yarar sağlaması,&lt;br /&gt;c) İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması,&lt;br /&gt;d) Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olanlardan fazla sınırlanmaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1)2/7/2005 tarihli ve 5388 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu arada yer alan "ilgililerin talebi üzerine“ ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle muafiyetlerde belirtilen (a) bendindeki koşul sanırım bizim için değerlendirilebilir bir maddedir.&lt;br /&gt;5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu ise 41, 42 ve 42/A maddesiyle liste ve fiyat belirleme yetkisimi meslek birliklerine bırakmıştır. Yasaya ek olarak yapılan 5101 sayılı kanunun 13.ncü maddesiyle tarife tesbitine ilişkin esaslar sabitlenmiştir. Fakat bu yasada sözü edilen fiyat tesbiti bizim anladığımız anlamda bir tesbit olup olmayacağı yoruma açıktır. Burada bahsi edilen fiyatların eserin kullanımından sonra oluşacak teliflerle mi yoksa ilk fiyat tesbitleri ile mi ilgili olduğu ya da her ikisinin de tesbitini içerdiği çok açık ve belirli değildir. Ama faydalanabileceğimiz metin açıklamaları da mevcuttur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlardan çıkan sonuç kanunla belirlenmiş meslekler dışında (tabiplik, diş hekimliği, mimarlık gibi...) asgari fiyat tarifesi uygulaması mümkün olmadığıdır. Ancak yasa referans fiyat terifesi uygulanmasına da engel değildir. Asgari ve azami hadlerin belirlendiği arada oluşacak rekabetçi olmayı sağlayacak bir fiyat oluşumu mümkündür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak ömenli olanın sektördeki kişi ve kuruluşların meslek etiğine ve kurallarına aykırı düşecek davranışlardan kaçınmaları ve sektörün zarar görmesinin önüne geçilmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, belirlenecek hizmet kalemlerinin hakkaniyetle uygulanması, yıkıcı rekabetin önüne geçilmesi, vasıfsız ürün veya hizmetin üretilmemesi, sektöre giriş çıkışların kontrol altına alınması, teklif ve hizmet standardizasyonu, telif haklarının oluşabilmesi ve işlerliği açısından mutlaka sözleşme imzalanması ve yapılan hizmetin faturalandırılması (sözleşme ve fatura teliflerimizi koruyan tek evraktır), sektörün hakettiği saygınlıkta anılmasından ödün verilmemesi gibi konularda kurallar konulması ve uygulanması gerekliliktir. Eğer gerçekleştirilebilirse, sektördeki tüm kişi ve kuruluşlar bundan fayda sağlayacak ve sektörün korunması sağlanacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meslek birimleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilirler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıda bahsetmediğimiz ticaret işletmeleri tamamen bu oluşumun dışında ticaret kuralları çerçevesinde zaten işlemektedirler o nedenle ele alınmamışlardır. Ancak sınırlar kesin belli olmadığı için de kısmen bahsedilecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sektördeki hizmet işletmeleri (şahıs ya da şirket) temel olarak aşağıdaki ana bölümlerde değerlendirilebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Labotaruvarlar&lt;br /&gt;Perakende ve standart hizmet veren çekim stüdyoları (portre stüdyoları)&lt;br /&gt;İş ve çözüm odaklı hizmet veren çekim stüdyoları (sanayi, reklam ve özel portre stüdyoları)&lt;br /&gt;Mekanlarda hizmet veren birimler (otel, mekan, okul vb&lt;br /&gt;Aynı zamanda laboratuvar ve standart çekim hizmeti veren bütünleşik işletmeler.&lt;br /&gt;Tüm hizmetleri üreten komple çözüm işletmeleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sınıflamada 5. maddede belirtilen komple çözüm işletmeleri kaleminin açılmasının gerekliliği son teknolojik gelişmelerin ışığında olmuştur. Çünkü mevcut teknoloji her türlü hizmeti üretir hale getirmiştir. Yani portrecilik yapan bir fotografçı da reklam fotografçılığı yapabilir hale gelmiştir. Ayrıca istiyorsa yapmalıdır da. Ancak yine kuralına uyarak, piyasa dengelerini bozmadan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlaka belirlenmesi gereken meslek standartları aşağıda önerilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Mesleki yeterlilik&lt;br /&gt;Yukarıda belirtilen işletmelerin tamamı hizmet işletmesidir. Ve fotografçılık mesleğinin uzmanlaşmayı gerektiren alanlarında çalışırlar. Bu nedenle tamamının mesleki yeterliliğine sahip olması şarttır. Yasal düzenleme ticaret siciline kayıt yapılması durumunda bu yeterliliği ortadan kaldırmaktadır. Halbuki mali yönden işletmenin ticaret işletmesi olması yaptığı işin ticaret işi olmasını sağlamaz. Yeterlilik ve yeterliliğe sahip personel veya işgücü bulundurma zorunluluğu mutlaka bu tip işletmelere de getirilmelidir. Yoksa tüm bu yasallaşma ve örgütlenme çabaları boşa gidecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.Teknolojik yeterliği&lt;br /&gt;Özellikle laboratuvar hizmetlerinin yapıldığı işletmelerin standarlarının belirlenmesi açısından gereklidir. 100 $ lık printerle laboratuvar olunamayacağı gerçeği açıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.Ahlak ve etik yeterliliği&lt;br /&gt;Meslek saygınlığını korumak, müşteriye koşulsuz teslim olmamak, hizmet kalemlerinin doğru bütçelendirilmesi, yıkıcı rekabet yapmamak, haksız rekabet oluşturacak durumlardan kaçınmak bunlardan bazılarıdır. Daha da çoğaltılabilir. Konulan kuralların yasalarla desteklenmesi zorunluluktur. Ne yazık ki yurdumuz insanı verdiği sözlerin arkasında pek durmamaktadır. Bu nedenle belirlenecek ahlak ve etik kurallara uyulmasının sağlamabilmesi gereklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.Ürün standartları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A–Perakende fotografçılıkla ilgili: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle ülkemizde resmi dairelerde ve yasal işlerde kullanılan vesikalık fotografın standardizasyonunun sağlanması gereklidir. Müşterilerin çoğu sanatsal portre fotografı ile vesikalık fotografını karıştırmakta, fotografçıların önemli bir kısmı da aynı yanılgıya düşmektedir. Bu nedenle çekilen vesikalık fotografların önemli bir kısmı vesikelık fotograf değil duvara asılmak yada albüme konulmak üzere çekilmiş, kişinin belirgin özelikleri kaybedilmiş ya da değiştirilmiş fotograflar şeklinde üretilmektedirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında farkında olmadan fotografçılar böyle yaparak ikinci bir gelir kalemlerini öldürmektedirler. Standardı olmayan vesikalık fotograflar  müşterilerin ilave fotograf çektirmelerini de engellemekte, gelir kaybına yol açmaktadır. Bu ve benzeri nedenlerle portrecilik eskisi gibi değildir. Standardı oturmuş vesikalığı çektiren müşteri albümüne koymak yada duvarına asmak için eskiden olduğu gibi portre çektirmeye tekrar başlayacaktır. Eski portrecelek yeniden canlanabilecektir. &lt;br /&gt;Uutulmamalıdır ki sanat icra etmek için vesikalıktan daha fazlasını yapabiliyor olmaktan geçer. Böylece meslek eski saygınlığını sağlayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünyada vesikalığın standardı bellidir. Bazı ülkelerde ölçü değişiktir ama&lt;br /&gt;içerik standarttır. Hatta Avrupa Birliği ülkelerinde biyometrik fotograf standardı oluşmuştur. Doğrusu budur. Bizim yapamadığımız standartları Alman Konsolosluğu belirlemiş, İSFO yazalı hale getirmiştir. &lt;br /&gt;Vize Müracaatçıları İçin Biometrik Vesikalık Resim Hakkında Bilgi&lt;br /&gt;FORMAT: Resim üzerinde yüz tam ortalanmış ve çene ucundan saçların başladığı bölgeye kadar sağ ve sol yüz hatları tamamen görünür olmalı. Yüz kısmının yüksekliği resmin yüzde 70 ila 80`ini kapsamalıdır (yüz yüksekliği 32 ile 36 mm arasında olmalıdır). Kişinin yüz kısmı küçültülmeden başı (saç modeli de görünür şekilde) tamamen görünür olmalı.&lt;br /&gt;KESKINLIK ve KONTRAST: Yüzün her kısmı keskin,net ve kontrastı iyi olmalı.&lt;br /&gt;IŞIK: Yüze eşit ölçüde ışık yansıtılmalı, refleksiyon veya gölgeler olmamalı. Ayrıca gözler kırmızı çıkmamalı.&lt;br /&gt;ARKA FON: Arka fon tek renk, açık, desensiz (tercihen nötür gri tonda) olmalı. Yüze ve saçlara iyi bir kontrast oluşturmalı. Açık renk saçlarda mümkünse orta tonda bir gri, koyu renk saçlarda açık gri arka fon olmalı. Resim üzerinde sadece kişinin kendisi görülmeli,(başka kişiler veya objeler resimde yer almamalı, özellikle küçük çocuklarda dikkat edilmeli.) Arka fonda gölgeler oluşmamalı.&lt;br /&gt;RESIM KALITESI: Resim yüksek kaliteli kağıt üzerine basılmalı ve asgari 600 dpi de çekilmeli (leke ve bükülmeler olmamalı). Resim üzerinde renkler nötür olmalı ve yüzün doğal renklerini yansıtmalı.&lt;br /&gt;BAŞIN POZISYONU; YÜZ IFADESI ve BAKIŞIN YÖNÜ: Başın öne eğik veya herhangi bir tarafa dönük (yarı profil) olması kabul edilmez. Kişi nötür bir yüz ifadesi ile ağzı kapalı olarak ve doğrudan kameraya bakarken resmi çekilmelidir. Gözler açık, iyi görünür şekilde olmalı. Gözlerin önü saç veya gözlük çerçevesi ile kapatılmamalı.&lt;br /&gt;GÖZLÜKLÜLER: Gözler açık ve net bir şekilde görünüyor olmalı (gözlük camı üzerinde yansımalar olmamalı, renkli cam veya güneş gözlüğü olmamalı). Gözlük camının kenarı veya çerçeve göz önüne gelmemeli.&lt;br /&gt;BAŞ ÖRTÜSÜ: Baş örtülü vesikalık resimler genellikle kabul edilmemektedir. Dini sebeplerden dolayı münferit olarak istisnalara izin verilmektedir. Bu durumda yüz, çene ucundan alına kadar görünür olmalı. Yüzün üzerinde gölgeler oluşmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan tanımda noksanlıklar vardır. Konsolosluğun "resim kalitesi" başlığı altında ve başka bölümlerde ifade etmeye çalıştığı tanımlarda "nötr" ifadesi; "doğal ve müdahelesiz cilt renkleri ve dokusu olan yani rötuş yapılmamış" ifadesi eklenmelidir. Çünkü rötuş rölatif bir kavramdır. Vesikalık fotografta aslolan kişiyi olduğu gibi fotograflamak olmalıdır. O yüzden rötuşsuz ibaresinin özellikle tanımlarda belirtilmesi doğru olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle bu konudaki ülke standartlarının oluşabilmesi için gerekli tüm resmi dairelerle yazışarak oturtulmasını sağlanması; YÖK gibi kurumların girişimlerinin önüne geçmek açısından muhakkaktır. Askeri Birlikler artık fotograflarını CD'de ya da diskette dijital olarak istemektedirler. Bu durum ilerleyen zamanlarda fotografçıların aleyhine gelir kayıplarına neden olmaya başladığı görülmektedir. CD içini kopyalayan müşteriler başka laboratuvarlarda ya da stüdyolarda daha düşük ücretlerle baskı yaptırmaktadırlar. Bunun önüne geçmek sadece ve sadece telif yasalarıyla mümkündür. Sektörün korunması bakımından yasanın işlerliğinin sağlanması için stüdyolara telif yasasının görünür bir şekilde asılması ve işletileceğinin mesajının verilmesi sanırım bu sorunun çözümünü sağlayacaktır. Aynı şekilde bu tür fotografların kopyalanması da yasaklanabilir. Ya da kopyalamanın önüne özellikle kaba yüzey dokulu "silk/ipek" kağıt kullanımıyla geçilebilir.&lt;br /&gt;Bu kağıdın kullanımı standart haline getirilirse fotografı kullanan mercideki memurun da &lt;br /&gt;kopyacılığın önüne geçmekte kontrolünden faydalanılabilir. Elbette ki bu memurların bu konuda yasal olarak uyarılması ve bilgilendirilmesi temel olarak gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece kırtasiyece, bakkal ve benzeri meslek harici çalışan ve inkjet printerlerle baskı yapan kaçakların da önüne geçilebilir. Bazı il ve ilçelerde fotografçılar kişisel çabalarla kağıtları memurlara tanıtmışlar ve başarılı olmuşlardır. Örneğim Merzifon'da tapu, nüfus memurlukları özellikle ipek dokulu kağıt konusunda bilgilendirilmiş ve bunun dışındaki fotografları reddetmesi sağlanmıştır. Bu uygulama yaygınlaştırılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yöntem diğer fotograflar için de kullanılabilir. İpek kağıt kopyalandığında kopyası daha kalitesiz çıkıcağı için bir süre sonra müşteriler bundan vazgeçecek ve kendiliğinden haklar korunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki tanımda kullanılan resim ifadesi ise özellikle dikkat çekmek istediğim bir başka konudur. Resim yapmak başka bir eylemdir. Bizim yaptığımız iş ise fotograf çekmektir. Öncelikle bu yanlış kullanımın önüne kendimiz geçmek zorundayız. Kelimenin doğrusu "fotoğraf" tır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürün standartları B-Çözüm odaklı fotografçılıla ilgili&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürün standartı reklamcılık ya da çözüm odaklı işletmelerde kısmen oturmuş olsa da sistemden ya da müşterilerden kaynaklanan farklılıklar vardır. Saygınlık burada da temel ilke olmalıdır. Ancak saygılığı saylayabilmek doğru iş üretmekten geçer. Doğru iş kavramı çok geniş ve rölatif olmakla birlikte bir takım standartlara bağlanabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel işin tanımı film ve dosya formatı, sunum şekli, telif koruması, fotografçılık hizmetinin dışındaki işlerin bütçede mutlaka ayrı kalemler altında belirtilmesi ve doğru uygulama, kayıt dışı çalışmama, teklif standartları, sözleşme standartları; ciddi ve saygın bir işin olmazsa olmaz koşullarıdır. Buların tüm sektörde uygulanır hale getirilmesi gereklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.Hizmet standartları&lt;br /&gt;Her işletmenin kendine göre oluşturduğu bir hizmet standartı ve kalitesi olduğu muhakkaktır. Bu konuda ihtiyacı olan işletmelere destek verilmesi esastır. Bu doğrultuda işletme standartı belirlenmeli ve sistemdeki tüm işletmelere önerilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.Gerçek rekabet koşullarının oluşturulması&lt;br /&gt;Gerçek rekabet koşullarının oluşabilmesi yasalarla engellenmiş hallerin, (tekel, monopol, birlik ve özel anlaşmalar) önüne geçilebilmesiyle mümkündür. Son yıllarda ülkemizde, özellikle büyük kentlerde mekan ve otel fotografçılığı kavramı oluşmuştur. Bu oluşum kuşkusuz bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Ancak mekanların bu hizmetten faydalanma istekleri bir takım anlaşmaları ve rekabeti engelleyici koşulların oluşumuna zemin hazırlamıştır. Oteller ve mekanlar fotografçılardan kira ya da anlaşma bedeli adı altında ücretler talep etmişlerdir ve almıylardır. Bu bedeli ödeyen fotografçı da doğal olarak o mekana başka fotografçı girmesinin önüne geçmek için sözleşmelerine "başka fotografçı giremez" maddeleri koydurmuştur. Bu durum yasalara tamamen aykırıdır. Ancak şimdiye kadar da bunun önüne geçmek için hiç bir fotografçı girişimde bulunmamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun önüne geçmek ne sağlar? En önemlisi müşteriye daha ekonomik ulaşmayı sağlayacağı kesindir.  Mekanla anlaşan fotografçı doğal olarak hizmet bedellerinin üzerine mekan için ödediği ücretleri koymaktadır. &lt;br /&gt;Hizmet kalitesini artıracaktır. Aynı mekanda farklı zamanda iş üreten farklı fotografçıların işlerinin mukayesesinden dolayı hizmet kalitesinin ve fotograf kalitesinin artacağı kesindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut durumda oradaki fotografçının ürettiğinden başkası üretilmemektedir. Bu da hem alternatifsizliğe, hem daha pahalı hizmete, hem de anlaşma zamanı geldiğinde mekancının ellerini oğuşturmaya başlamasına her sene artan kira bedellerine neden olmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgili meslek örgütleri ile temasa geçerek ve yasal dayanaklarıyla bu durumun önüne geçilmesi hem ürün çeşitlendirmeye, hem hizmet çeşitlendirmeye, hem de bizim yaptığımız işten başkalarının da sebeplenmesini engelleyecektir.&lt;br /&gt;Kaldı ki böyle bir uygulama dünyanın hiç bir yerinde yoktur. Bu durum mesleki yeterliliğe sahip olmayan fotografçıların ve aç gözlü mekan sahiplerinin yarattığı dayatma bir durumdur, ve mesleki saygınlığı yine aynı sebeplerden dolayı zarar vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekide okullarda da benzer oluşumlar, anlaşmalar vardır. Bu ve benzeri durumların önüne geçmek mutlak bir gerekliliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak bu çalışmayla anlatılmak istenen örgütleşmenin hangi temeller üzerinde oluşacağının belirlenmesidir. Mevcut yasal düzenlemenin önerdiği ticari yapının, bugüne kadar sektörümüzdeki kuralsızlığı ortaya çıkardığı aşikardır. Bu nedenle öncelikli olarak sektörün telif yasalarını temel alan bir örgütlenme temeline oturması sağlanmalıdır. Daha sonra kuralları konulmalı başarılabilirse yasal zorunlulukları (yeterlilik, yatırım, etik) oluşturulmalıdır. Avrupa ülkelerinde sektörümüz işletmelerinin açılışları izne ve mahal koşullarına göre yapılmaktadır. Yani nüfus ve çevre gibi demografik unsurlar gözönüne alınarak işletme açılışlarına izin verilmektedir. Bunun öncelikle sebebi kanımca sektörün erezyonunun önüne geçmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde de bu tür kriterlerin oluşması sağlanmalı, fizibilitesiz yatırımın önüne geçilmelidir. Unutulmamalıdır ki fizibilitesi doğru yapılmış bir işletmenin kaderi başarılı olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgütlenmenin getireceği bir başka nicelik sektördeki iş gücünün kontrolüdür. Süzgeçten geçmiş iş gücü her yerde optimum faydayı sağlayacaktır. Müşteri ilişkilerinin arzulanan kalitede gerçekleşebilmesi ancak mesleki eğitim ve standardının sağlanmasıyla mümkündür. Müşteriyi memnun etmek ona teslim olmak değildir. Bu ilişkinin kuralları konmuş seviyede sağlanması işletmenin ve sektörün saygınlığını artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21/11/2006, İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-4092370288161890958?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/4092370288161890958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=4092370288161890958&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4092370288161890958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4092370288161890958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/fotografln-rgtlen-eme-me-sorunu.html' title='* Fotografçılığın Örgütlen-eme-me Sorunu'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-4030881356890943277</id><published>2007-08-17T18:28:00.001+03:00</published><updated>2007-08-17T18:45:05.436+03:00</updated><title type='text'>* Fotoğraf, Fotoğrafçılık ve Meslek Birliği İncelemesi</title><content type='html'>TDK sözlüğü, fotoğrafı, “görüntüyü, ışığa karşı duyarlıklı cam, kâğıt vb. bir yüzey üzerinde özel makine ile tespit etme yöntemi.” Fotoğrafçılığı, “1. Fotoğraf çekme yöntemi. 2. Fotoğrafçının mesleği.” Fotoğrafçıyı ise, “1. Fotoğraf çeken veya basan kimse. 2. Fotoğrafhane” olarak tanımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vikipedi de ise; (Özgür Ansiklopedi) &lt;br /&gt;fotoğraf; “Fotoğraf kelimesi, Yunanca 'photo'  ışık ve Latince 'graph' iz bırakmak sözcükleri birleştirilerek oluşturulmuş bir bileşik isimdir. Anlam olarak, ışık yardımı ile iz bırakmak anlamına gelir. Fotoğraf cisimlerden yansıyan elektromanyetik radyasyonun toplanıp odaklanmasıyla oluşturulur. En yaygın rastlanan fotoğraflar insan gözünün görebileceği kalıcı görüntüler yaratan dalga boylarıyla yaratılan fotoğraflardır....Fotoğrafta en önemli unsur ışıktır. Işık üzerine vurduğu nesneleri görülebilir kıldığı gibi, fotoğraf oluşumuna da olanak sağlar. “ &lt;br /&gt;Fotoğrafçılık; “temel olarak fotoğraf çekimi sanatıdır. Teknik olarak, gözle görülebilen veya görülemeyen her şeyin kağıda aktarılmasıdır.”&lt;br /&gt;Fotoğrafçı; ”fotoğrafçılık mesleğini yapan kişi veya fotoğraf çekilen iş yerlerine verilen isimdir.” şeklinde tanımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Sektörün Yasal Durumu&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Meslek olarak bakıldığında fotografçılık; kişisel yetenek, mesleki eğitim ve ehliyet gerektiren bir meslek dalıdır. &lt;br /&gt;Esnaf ve sanatkâr meslek kollarını belirlemek ve yıllık gayri safi gelirleri ve bölgelerin özelliklerine göre esnaf ve sanatkârlar ile tacir ve sanayicinin ayrımını yapmak, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1463 üncü maddesinde Bakanlar Kurulunca çıkarılması öngörülen karar taslağını hazırlayarak Bakanlığa sunmak üzere; Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kurulmasını öngörür. Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu, 11 nolu karar ile fotoğrafçılığı “ Kağıt ve Basımla ilgili Sanatlar” başlığı altında tanımlamıştır. (bkz Ek: 1) Aynı kuruldan 5362 sayılı yasa da bahseder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş yaşamını düzenleyen, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikle; fotoğrafçılık işletmeleri, Üçüncü Sınıf Gayrısihhi Müessese olarak olarak “Fotoğraf filmi renklendirme ve boyama yeri”  olarak tanımlanmıştır. (bkz. Ek 2)&lt;br /&gt;6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ticarethaneyi (bkz Ek 3) &lt;br /&gt;“Madde 11: Ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler, ticari işletme sayılır.” tanımlar &lt;br /&gt;Aynı kanun, ticari şekilde işletilen diğer müesseseleri &lt;br /&gt;“Madde 13: Aşağıdaki işleri görmek üzere açılan bir müessesenin işlerinin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyetini verdiği takdirde bu müessese de ticari işletme sayılır:  Esnaf veya güzel sanatlar erbabından birinin gerek bizzat gerek işçi çalıştırarak veya makine kullanarak eserler vücuda getirmesi ve bu eserleri satması“ şeklinde tanımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Madde 2 ve 3.bent (Değişik: 7/6/1995 - 4110/1 md.) Bedii vasfı (estetik değer) bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserlerini;  Madde 4– (Değişik:7/6/1995-4110/2 md.) bent 5 ile Fotoğrafik eserler ve slaytları, yasa kapsamına alınmış ve Güzel Sanatlar eseri olarak kabul edilmiştir. (bkz Ek 4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yasalarda mevcut meslek kuruluşları &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meslek birlikleri düzenlemesini iki farklı yasa tanımlanmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan birincisi, 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu'dur. ( Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile ilgili ) &lt;br /&gt;İkincisi 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu. ( Kültür Bakanlığı ile ilgili )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;2005 yılında resmi gazetede yayımlanmasıyla yürürlüğe giren yasanın temel amacı; Esnaf ve sanatkârlar ile bunların yanlarında çalışanların meslekî ve teknik ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak gelişmelerini ve meslekî eğitimlerini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak, meslek disiplini ve ahlâkını korumak ve bu maksatla kurulan tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğindeki esnaf ve sanatkârlar odaları ile bu odaların üst kuruluşu olan birlik, federasyon ve Konfederasyonun çalışma usûl ve esaslarını düzenlemektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yasa; 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanunu kapsamına alınan il ve mesleklerde faaliyette bulunacak esnaf ve sanatkârlardan sicile kayıt sırasında meslek dalı ile ilgili ustalık belgesi istenmesini koşul koymaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasa meslek kuruluşlarını;&lt;br /&gt;Oda: Esnaf ve sanatkârların kuracakları ihtisas ve karma esnaf ve sanatkârlar odaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtisas odası: Aynı meslekte faaliyette bulunan esnaf ve sanatkârların bir araya gelerek il merkezlerinde veya ilçelerde kurmuş oldukları esnaf ve sanatkârlar odalar.&lt;br /&gt;Karma oda: İhtisas odası kurabilecek sayıya ulaşamayan değişik mesleklerdeki esnaf ve sanatkârların bir araya gelerek kuracakları odalar.&lt;br /&gt;Birlik: Aynı ilde kurulan esnaf ve sanatkârlar odalarının, aralarındaki dayanışmayı temin etmek ve bu odaların il genelinde işbirliği ve ahenk içerisinde çalışmalarını ve gelişmelerini sağlamak ve o ilin esnaf ve sanatkârlarını temsil etmek amacıyla il merkezlerinde kuracakları esnaf ve sanatkârlar odaları birlikleri.&lt;br /&gt;Federasyon: Aynı meslek dalında kurulan esnaf ve sanatkârlar odalarının, üyelerinin meslekî yönden ihtiyaçlarını karşılamak, çalışmalarını ve gelişmelerini ülke genelinde işbirliği ve ahenk içerisinde yapabilmelerini sağlamak amacıyla, kuracakları esnaf ve sanatkârlar federasyonları.&lt;br /&gt;Konfederasyon: Esnaf ve sanatkârlar odaları, birlikleri ve federasyonları arasında birliği temin, gelişme ve ilerlemeyi sağlamak ve genel olarak esnaf ve sanatkârların çalışmalarını meslekî yönden ve kamu yararına uygun olacak şekilde düzenlemek ve bu hususta gerekli görülecek her türlü tedbiri almak ve teşebbüste bulunmak, meslekî eğitimlerini geliştirmek, esnaf ve sanatkârları yurt çapında ve uluslararası düzeyde temsil etmek, sorunlarının çözümü için ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar nezdinde gerekli girişimlerde bulunmak, ulusal ekonomideki gelişmelere paralel olarak lüzumlu görülecek meslekî tedbirleri almak ve Bakanlık tarafından esnaf ve sanatkârlarla ilgili verilecek görevleri yapmak üzere kurulan Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu. Şeklinde tanımlamaktadır. (bkz Ek:5)&lt;br /&gt;Yasa aşağıdan yukarı doğru oda, birlik, federasyon şeklinde örgütlenmeyi mümkün kılmaktadır. &lt;br /&gt;Yasanın 4'ten  33.ncü maddesine kadar  bu örgütlenme şeklini tanımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlçelerde odaların kuruluşu  için en az 500 kişi gerekmektedir.  &lt;br /&gt;İl merkezlerinde Odalar Birliği kurulmasını mümkün kılar.&lt;br /&gt;Ülke genelinde de aynı meslek dalından olan odaların % 60 'ının katılımını ve federasyon kuruluşlarında konfederasyonun görüşünün alınmasını öngörür. Aynı faaliyet konusunda birden fazla federasyon kurulamaz. &lt;br /&gt;Konfederasyon ise yasayla kurulmuş olan Türkiye Esnaf Sanatkarlar Konfederasyonudur.&lt;br /&gt;Yürürlükte olan yasalar sadece sözkonusu yasa nezdinde ele alınacak işletmelerin statülerini ve mali durumları düzenleyen vergi kanunları ile birlikte; temel olarak devletin çıkarlarını korumak üzere düzenlenmiş, mesleğin standartları, özlük hakları, kuralları, etiği ya da yeterliliklerle ilgili düzenlemeleri yapmamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5846 sayılı FSEK'na göre Meslek Birlikleri Mevzuatı&lt;br /&gt;Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 42'inci maddesince Ülkemizde Meslek Birlikleri, gereğince üyelerinin ortak çıkarlarını korumak ve aynı Kanun ile tanınmış hakların idaresini ve takibini, alınacak ücretlerin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak üzere kurulmuş, idari ve mali açıdan Kültür ve Turizm Bakanlığının denetimine tabi birlikler olarak tanımlanmaktadır. Meslek Birlikleriyle ilgili temel hükümler, Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Komşu Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük içinde yer almaktadır. &lt;br /&gt;“Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri Tip Statüsü”nün onaylanması; Kültür Bakanlığı’nın 27/12/2002 tarihli ve 9520 sayılı yazısı üzerine, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun değişik 42 nci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 17/1/2003 tarihinde 5167 sayılı kararla kararlaştırılmıştır. (bkz Ek 6)&lt;br /&gt;Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük'le de meslek birliklerinin kuruluşu düzenlenmiştir. (bkz.Ek 7)&lt;br /&gt;5846 sayılı yasa ile oluşturulan Meslek Birliği Mevzuatı, Meslek birliklerinin kuruluş amaç ve görevlerini aşağıdaki gibi düzenler.  &lt;br /&gt;Meslek birlikleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca onaylanan tüzük ve tip statüye uygun olarak kurulurlar. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği hak sahibi olan eser sahipleri ve bağlantılı hak sahipleri tarafından kurulan Meslek birliklerinin temel görevleri ; &lt;br /&gt;üyelerinin ortak çıkarlarını korumak, üyelerine Kanunla tanınmış haklarının idaresini ve takibini sağlamak,  üyeleri adına hakların idaresi ve takibiyle ilgili ücretleri tahsil etmek,&lt;br /&gt;bu ücretleri belirlenen esaslar doğrultusunda üyelerine dağıtmak, şeklinde sıralanabilir. &lt;br /&gt;Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Komşu Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük hükümlerine göre meslek birliği kurulabilecek alanlar şunlardır &lt;br /&gt;Eser sahipleri bakımından; &lt;br /&gt;İlim ve edebiyat eserleri sahipleri, &lt;br /&gt;Musiki eserleri sahipleri, &lt;br /&gt;Güzel sanat eserleri sahipleri, &lt;br /&gt;Sinema eserleri sahipleri, &lt;br /&gt;İşleme ve derleme eser sahipleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağlantılı hak sahipleri bakımından; &lt;br /&gt;İcracı sanatçılar, &lt;br /&gt;Fonogram yapımcıları, &lt;br /&gt;Radyo-televizyon kuruluşları, &lt;br /&gt;Filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5846 sayılı FSEK Meslek birliklerininin kuruluşlarını; Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulmuş olan  yasayla verilen görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü'ce yürütülür.&lt;br /&gt;Ülkemizde meslek birliklerinin kuruluşu Dünya örneklerine baktığımızda, oldukça geç olmuştur. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunumuz 1951 yılında, meslek birliklerinin kuruluşunu öngörmüş ise de yaklaşık 30 yıl içinde ne eser sahipleri tarafından ne de hükümetler tarafından meslek birliği kurma yönünde bir girişim olmamıştır. Bunun üzerine 5846 sayılı Yasanın 42'inci maddesi 1983 yılında değiştirilmiş ve 2936 Sayılı Yasa ile ilk adımda 4 adet meslek birliği kurulmuştur. &lt;br /&gt;1983 tarihli düzenlemede, eser sahiplerinin, kanunla kurulan bu meslek birlikleri dışında başka bir meslek birliği kurmasına izin verilmemekteydi. Aslen meslek birliklerinin tek olması halinde eser sahiplerinin haklarını daha güçlü olarak koruyacağı tartışmasız ise de mevcut meslek birliklerine yöneltilen eleştirilerin yoğunluğu karşısında 5846 sayılı Yasanın 42'inci maddesi 1995 yılında yeniden değiştirilmiş ve aynı alanda birden fazla meslek birliğine kuruluş imkanı tanınmıştır. Yine 1995 tarihli Yasa değişikliği ile bağlantılı hak sahiplerinin hakları da Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması kapsamına alındığından, bağlantılı (komşu) hak sahiplerinin de meslek birliği kurabilmelerine imkan tanınmıştır. Meslek Birlikleriyle ilgili hükümler 2001 yılında 4630 sayılı Kanunla değiştirilmiş ve son olarak 5101 sayılı kanunla yeniden düzenlenmiştir. &lt;br /&gt;Bugün itibarıyla FSEK Meslek Birliği Mevzuatına göre Türkiye'de bulunan meslek birlikleri aşağıdadır. &lt;br /&gt;BESAM Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği&lt;br /&gt;ILESAM Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği;&lt;br /&gt;EDİSAM Edebiyat ve İlim Eseri Sahipleri Meslek Birliği &lt;br /&gt;MESAM Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği&lt;br /&gt;MSG Müzik Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği &lt;br /&gt;SETEM Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği&lt;br /&gt;SESAM Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği&lt;br /&gt;BSB Belgesel Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği &lt;br /&gt;GESAM. Türkiye Güzel Sanat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği &lt;br /&gt;MÜYAP. Müzik Yapımcıları Meslek Birliği &lt;br /&gt;MÜYORBİR Müzik Yorumcuları Meslek Birliği&lt;br /&gt;OYUNCUBİR Oyuncular Meslek Birliği.&lt;br /&gt;SESBİR Seslendirme Sanatçıları Meslek Birliği&lt;br /&gt;TOMEB Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği. &lt;br /&gt;RATEM Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği · Film Yapımcıları&lt;br /&gt;TESİYAP Televizyon ve Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5846 sayılı FSEK ile ilgili İLESAM Yorumu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;(Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telif hakları kanunları, iletişim, basım ve dağıtım teknolojilerinde ve bunlara bağlı olarak uluslararası hukukta meydana gelen gelişmeler göz önüne alınarak zaman zaman güncelleştirilmektedir. Türkiye-AB Gümrük Birliği Mevzuat uyum çalışmaları çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Bu değişikliklerle, bilgisayar programları, veri tabanları, sinema eseri sahipliği, koruma süreleri, meslek birlikleri, eser sahiplerinin haklarının ihlalinde verilen cezalarla ilgili düzenlemeler yapılmıştır. &lt;br /&gt;Ayrıca, eser sahiplerinin mali ve manevi haklarına zarar vermemek kaydıyla, fikir ve sanat eserlerini özgün biçimde yorumlayan icracı sanatçılarla, bir icrayı ya da sesleri ilk defa tespit eden ses taşıyıcı (fonogram) yapımcıları ve radyo televizyon kuruluşlarının sahip olduğu haklar, komşu haklar, adı altında ilk defa olarak Kanun kapsamında tanımlanmıştır. &lt;br /&gt;FSEK'te 1995 yılında yapılan söz konusu bu değişikliklerden sonra Türkiye, Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi'nde Değişiklik yapan ve 1979'da tadil edilen Paris Metni'ne ve İcracı Sanatçılar ve Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına Dair Roma Sözleşmesi'ne taraf olmuş, ancak FSEK'in bazı maddelerinin bu sözleşmelerle uyumsuz olduğu ortaya çıkmıştır. Yine, FSEK'in Türkiye'nin de taraf olmak istediği, 1996 yılında imzalanan, telif hakları ve icralar ve fonogramlarla ilgili iki WIPO antlaşması uyarınca güncelleştirilmesi gerekmiştir.&lt;br /&gt;WIPO: World Intellectuel Property Organisation / Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü&lt;br /&gt;Ayrıca, 1995'te yapılan bir kısım değişikliklerin uygulamada beklenenin aksine sonuçlar doğurduğu görülmüştür. Özellikle, FSEK 42. maddedeki "aynı alanda birden fazla meslek birliği kurulabilir" hükmü, eser sahiplerinin haklarının korunması, güçsüz, zayıf ve bilgi açısından yetersiz birtakım birliklerin eline geçme ortamını yaratmıştır. 1995'te yapılan düzenlemelerin yetersiz kaldığı bir başka nokta da ihlallerde verilen cezalar olmuştur. &lt;br /&gt;İşte, bütün bu yetersizlikleri ve sakıncaları gidermek amacıyla hazırlanan, FSEK'in bazı maddelerinin değiştirilmesine ilişkin 4630 sayılı Kanun, 3.3.2001 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İLESAM Kütür Bakanlığı yetkililerine, TBMM Komisyonlarına ve basına yazılı ve sözlü görüş bildirerek kanunun hazırlanması sürecine aktif olarak katılmıştır. &lt;br /&gt;İLESAM Bülteni 55  Ocak-Mart 2001 (Ramazan Acun)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki incelemeden görüleceği üzere her iki yasanın varlığı; fotoğraf ve fotoğrafçılık sanat olarak kabul edilmesine rağmen; sektörün yasal durumuyla ilgili son derece içinden çıkılmaz bir duruma yol açmıştır. Bu karışık düzenleme bugün iş yaşamımızda içinde bulunduğumuz kaosu ortaya çıkarmıştır. Meslek standartları oluşturulamamış, gerekli sertifikasyon ve belgelendirme sistemi oturtulamamış, mesleğe giriş çıkışlar kontrol edilememiş ve en önemlisi meslek etiği oturtulamamıştır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sektör bireyin aynı zamanda sektörü temsil ettiği düşünülürse; eğitimsiz, deneyimsiz, kontrolsüz ve mesleki standartları olmayan bireyler meleğin bugün karşı karşıya olduğu saygınlığını yitirmiş ve önemsenmeyen bir yerde konumlanmasına yol açmıştır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5362 sayılı yasanın fiili sonucu;  devlet eliyle ve yasa marifetiyle yaratılmış dükalıklardır. Temel olarak; ticari boyutundan incelemekte, tüm sektörler için ortak esnaf ve sanatkarlık uygulamalarını düzenlemektedir. Neredeyse sektörel örgütlenmeyi imkansız hale getirmiştir. Çünkü odalar toplam örgütlenmenin çekirdek ögesi olarak belirlenmiş; kurulabilmesi için en az 500 üye sınırı getirilmiştir. Mevcut sayı sınırlaması ile büyük kentlerde odaları kurulabilir ama küçük kentlerde kurulamaz hale getirmiştir. Bu yasal sınırlamalar ile doğru dürüst yapılamayan mesleki örgütlenme yine aynı yasanın ilk maddesinde belirlenen amaca da ulaşmayı kendiliğinden imkansız hale getirmiştir. Bu amaçları yukarıda belirtmiştim; ancak tekrarlamayı gerektirdiğini düşündüğüm için bölümdede belirteceğim.&lt;br /&gt;Esnaf ve sanatkârlar ile bunların yanlarında çalışanların meslekî ve teknik ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak gelişmelerini ve meslekî eğitimlerini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak, meslek disiplini ve ahlâkını korumak ve bu maksatla kurulan tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğindeki esnaf ve sanatkârlar odaları ile bu odaların üst kuruluşu olan birlik, federasyon ve Konfederasyonun çalışma usûl ve esaslarını düzenlemektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5846 sayılı sektörün ticari kurallar ve düzenlemeler anlamında ihtiyaçlarını ve gereklerini karşılamaktan uzaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5846 sayılı FSEK ise, meseleyi ticari sektör olarak ele almayıp, sanat bağlamında düzenler. &lt;br /&gt;Temel olarak amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasa çoğunlukla, müzik, sinema, bilgisayar yazılımları ve edebi eserlerle ilgili görülmekle birlikte; fotoğrafla ilgili tanımlar  ilim ve edebiyat eserleri ve güzel sanatlar eserleri bölümlerinde ayrı ayrı yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkate değer bulunan konu ise yasa değişiklikleri ve düzenlemeleri sırasında yasa yapıcı ile yakın ilişkide bulunan mesleklerle ilgili düzenlemelerin oldukça detaylı ve çözümleyici olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6762 sayılı TTK ise,  yine genel ticari boyutları ile değerlendirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yurtdışındaki Mesleki Yasalar ve Uygulamalar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa'da fotoğrafçılık yapan bir meslektaşımızın gönderdiği e-posta: &lt;br /&gt;"Burada bir işyeri açmak için o iş dalı üzerinde ya fakülte yada bizim alaylı tabir ettiğimiz düzeyde belirli bir süreçten geçmiş olmanız gerekecektir. Fakat bu süreç içerisinde devlet tarafından belli bir süre kursa tabi tutuluyorsunuz (3 ay ile 3 sene arasında değişebilir). &lt;br /&gt;Eğer diplomalı bir fotoğrafçıysanız bu sizin hemen işyeri açabileceğiniz anlamına gelmiyor. Açmadan önce 3 aylık devletin sağladığı kursu bitirmeniz gerekir. Bu kurs mesleki bilgilerin yanında, vergi, ticari ahlak, banka mevzuatı...vb.  Birçok konuyu içeriyor. Yalnız bu kursa baslamadan önce bir dosya hazırlayıp yetkili kişilere iletiyorsunuz, bu kişiler sizin dosyanızı bilirkişilere inceletip gerçekten bu işi yapabilecek kapasiteniz olup olmadığına bakarak onay veriyorlar. Bu onayı alamazsanız kursa kabul edilmiyor ve iş yeri açamıyorsunuz. Bu dosyanın içinde neyi nasıl ve ne şekilde yapacağınız; hatta hangi fiyatla malı satacağınıza kadar bütün ayrıntıları belirtmelisiniz. &lt;br /&gt;Başka bir iş kolunda çalışıyorsunuz ama fotoğrafçılık mesleğine merak saldınız ve yıllardır gelen bir birikiminiz var, bir fotoğrafçının yanında kısa sureler içinde bir şeyler öğrendiniz. İste bu manada bu kişiden (fotoğrafçıdan) bu meslek içinden geldiğinize dair bir yazı alıyorsunuz. (referans mektubu) Bu almış olduğunuz belge ile devletin yetkili kurumlarına başvuruyorsunuz ve bu kurum sizin kapasitenize göre bir kurs belirliyor. Bu kursu bitirdiğiniz zaman bizim kalfalık belgesi misali bir belge ile fotoğrafçı olabiliyorsunuz. &lt;br /&gt;Aslında bu ana kadar anlattıklarım bizim kalfalık, ustalık belgesi uygulamalarına çok yakın. Fakat sonuçta yaptırımlar nasıl ?  Bu işin takibi ne derecede ? &lt;br /&gt;İşte bu noktada Avrupa çok sert."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AB Mevzuatı ve Yeni Düzenlemeler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginçtir ki Türkiye'de 21/09/2006 tarihine kadar bası meslekler dışında; ulusal meslek standartları belirlenmemiştir. Çünkü bu konuyla ilgili bir çalışma olmamıştır. Görülmektedir ki yasa yapıcı; el yordamıyla ve deneme yanılma yoluyla ve ihtiyaca göre sürekli değişebilen yasalarla iş yaşamını düzenlemiş fakat iş yaşamının düzenlenmesi ile ilgili olarak önemli ölçüde vergisel kısımlarını ve hukukunu belirlemiş; ihtisas meslek birliklerinin kurulabildiği durumlar dışında; hiçbir mesleğin standartları, kuralları ve etiğiyle ilgilenmemiştir.  İhtisaslaşmış meslek birliklerinin kurulabildiği durumlarda o meslekle ilgili olarak birliklerin çabalarıyla o mesleğe ilişkin yasal mevzuat, kurallar, yönetmelikler düzenlenebilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB sürecinde Kopenhag ve Maastricht bildirilerinde ulaşılması gerekli eğitim ve mesleki kriterler açıkça belirtilmiştir. (Bkz. Ek:8, Ek:9) 2005 ve 2006 AB İlerleme Raporları da bunu tesbit etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca AB ve Aday Ülkeler arasında Sivil Toplum Diyaloğu tebliği; STK'lar, sosyal ortaklar ve meslek örgütleri arasında olması planlanan işbirliklerinin ve diyaloğun öneminin altını çizmektedir.  (bkz Ek:10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 AB İlerleme raporu “Yerleşme Hakkı ve Hizmet Sunma Özgürlüğü” başlıklarında  bu konuda yapılması gereken yasal düzenlemeler belirtilmiştir. Fakat burada AB tarafından Türkiye'den yapması istenilen düzenlemeler, aslında Türkiye'deki yapılması gerekenlerle değil, yabancılara tanınacak imtiyazlarla ilgilidir. Fakat meslek standartlarının denkleştirilmesi gerekliliği lehimize olabilecek bir durum ortaya çıkarmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı raporlar “Fikri Mülkiyet Yasası” başlığında noksanlıkları da göstermektedir. &lt;br /&gt;2006 raporları ise  2005 raporuyla neredeyse aynı şeyleri söylemektedir. (bkz Ek:11 Ek:12)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21/09/2006 'da yürürlüğe giren  5544 sayılı Mesleki Yeterlilik Kanunu, AB muktesebatının zorlamasıyla; ulusal ve uluslararası meslek standartlarını temel alarak, teknik ve meslekî alanlarda ulusal yeterliliklerin esaslarını belirlemek; denetim, ölçme ve değerlendirme, belgelendirme ve sertifikalandırmaya ilişkin faaliyetleri yürütmek için gerekli ulusal yeterlilik sistemini kurmak ve işletmek üzere Meslekî Yeterlilik Kurumunun kurulması, çalışma usûl ve esaslarının belirlenmesi ile ulusal yeterlilik çerçevesiyle ilgili hususların düzenlenmesini sağlamak üzere çıkartılmıştır. Yani mesleğe giriş şartları kanunla düzenlenmiş ve lisans eğitimini gerektirmeyen tüm meslekler bu kanun kapsamında değerlendirilmesi öngörülmüştür. Yine aynı yasaya dayanarak yasada tanımlanmış görevleri yapmak üzere Mesleki Yeterlilik Kurumu kurulmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanunla ilgili çıkan tartışmalar üzerine; TBMM Genel Kurulu’nda, Kanun’un 1. maddesine “Tabiplik, diş hekimliği, hemşirelik, ebelik, eczacılık, veterinerlik, mühendislik ve mimarlık meslekleri ile en az lisans düzeyinde öğrenimi gerektiren ve mesleğe giriş şartları kanunla düzenlenmiş olan meslekler bu Kanun kapsamı dışındadır.” şeklinde hüküm konularak Avrupa Birliği’nin otomatik tanıma kapsamına almış olduğu meslekler ve en az lisans düzeyinde öğrenim gerektiren meslekler kanun kapsamından çıkarılmıştır. Bu meslekler için Avrupa Birliği uyumu çerçevesinde AB Direktifleri doğrultusunda düzenleme yapılması gerekmektedir. Yani buradan anlaşılması gereken 5544 sayılı yasa tanımında kapsam içinde bulunan mesleklerde “AB kriterlerine uyum için” - aslında çok önceleri yapılmış olması gerekli olan - mesleki standartların, yeterliliklerin, belgelendirme ve sertifikalandırılması zorunlu kılınmıştır.  (bkz. Ek 13)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasa ile kurulan Meslekî Yeterlilik Kurumu'nda standart geliştirmek, güncelleştirmek, bu konuda araştırma yapmak, meslek standardı geliştirmek üzere yetkilendirilmiş kuruluşların çalışmalarının belirlenen kriterlere uygun olup olmadığını izleyerek ve bütün bunları raporlamak üzere ana hizmet birimi olarak “Meslek Standartları Daire Başkanlığı” oluşturulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine aynı yasa ve kurumda adından anlaşılacağı üzere belgelendirmeleri düzenlemek üzere yine ana hizmet birimi olarak “Sınav ve Belgelendirme Dairesi Başkanlığı” kurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5544 sayılı Mesleki Yeterlilik Kanunu, 21, 22 ve 23.ncü  maddelerle Ulusal meslek standartlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması şeklini tanımlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle; 5544 sayılı yasa incelenirse anlaşılacaktır ki; meslek standartları yeniden belirlenirken kurulacak sektör komiteleri vasıtasıyla varsa ilgili meslek kuruluşarından temsil ettiği sektörle ilgili yeterlilikleri, standartları, yasayla düzenlenmesi istenenlerle ilgili olarak görüş ve bilirkişiliği istenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meslek Birliği Neden Gereklidir &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rekabet kurumu'nna uzmanlık tezi olarak  yapılan bir çalışmada  yazar profesyonel hizmet piyasalarında regülasyona; kamu yararı adına, ahlaki standartların ve davranış kurallarının belirlenmesi ile mesleki yeterlilik düzeyinin yüksek olmasının gerekliliğine işaret etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Regülasyonun gerekliliğini savunmak için öne sürülen temel argüman, pazar güçlerinin gereken güvenlik ve kalite düzeyini, regülasyon olmadan yakalayamayacak olmasıdır. Diğer yandan profesyonel hizmet pazarlarında, sunulan hizmetlerin barındırdığı sosyal nitelikler ve önem bakımından piyasa mekanizmasının ideal bir şekilde işlemesinin mümkün olamayacağı ve “piyasa aksaklığı” yaşanmasının kaçınılmaz olması da regülasyon gerekçelerinden biridir. “&lt;br /&gt;(Profesyonel Meslek Birlikleri, Mehmet Özden /Rekabet Kurumu Yayınları 2004 )&lt;br /&gt;Bizim piyasamızda 3-4 yıldır benzer aksaklıklar yaşanmaktadır. Bir türlü tutturulayaman fiyat seviyeleri. Yıkıcı fiyat rekabeti ve yetersiz hizmet sunumları nedeniyle görece kaliteli/pahalı hizmet üreten meslektaşlarımız denge kurmakta sıkıntı çekmektedirler. &lt;br /&gt;“ Profesyonel hizmetler pazarı niçin asimetrik bilgi sorununun görüldüğü pazarlardan biridir? Tüketicilerin sınırlı oranda bilgi sahibi olmalarının temel nedeni satın aldıkları hizmetin doğası gereğidir; zira, alınan hizmetler hayli teknik hizmetlerdir. Bazı mal ve hizmetleri satın almadan önce tüketiciler, kolaylıkla ulaşabildikleri bilgi kaynaklarına başvurarak söz konusu mal veya hizmet hakkında bilgi sahibi olabilirler (araştırma). Hakkında bilgi sahibi olmanın bu kadar kolay olmadığı bazı mal ve hizmetlerde ise tüketiciler, memnun kalmadıkları takdirde o mal veya hizmeti bir daha satın almamaya karar verirler (tecrübe). Bir diğer mal veya hizmet grubu açısından ise tüketicilerin bir yargıda bulunabilmeleri çok güçtür; çünkü bu tür mal veya hizmetlerin kalitesi, ifasından uzun bir zaman sonra anlaşılabilir. İnanç malları bu gruba girmektedir. İnanç malları söz konusu olduğunda tüketicinin elinde “güvenmekten” başka seçenek bulunmamaktadır. &lt;br /&gt;Kalitenin, satın almadan önce tüketici tarafından yapılacak araştırma ile öğrenilebildiği “araştırma malları”nın aksine, tecrübe mallarının kalitesi tüketiciler tarafından ancak kullandıktan (veya hizmetten yararlandıktan) sonra anlaşılabilmektedir.&lt;br /&gt;Profesyonel hizmetler pazarında düşük kalitenin alt sınırı bulunmamaktadır. Hiçbir tüketici motoru veya fren sistemi olmayan bir otomobil almaz; bu konuda karar verebilecek kadar bilgiye rahatlıkla sahip olabilir. Ne var ki profesyonel hizmetler söz konusu olduğunda “motorun veya frenlerin olup olmadığı” kolayca anlaşılamaz veya anlaşıldığında artık çok geç olabilir. Bu nedenle, belirli konularda regülasyonun gerekli olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;Yazara göre profesyonel hizmetler de inanç malları/hizmetleri sınıfına girmektedirler. Tüketicilerin hizmetten yararlandıktan sonra bile hizmetin kalitesini ölçme ve fark etme imkanları bulunmayabilir. Bazen de hizmet kalitesi ile hizmetten beklenen fayda arasında doğru orantı gerçekleşmeyebilmektedir. Örneğin, en yüksek kalite düzeyinde sunulan tıbbi hizmetler hastayı iyileştiremeyebilir; veya en iyi avukatlar, tüm gayretlerine rağmen kimi zaman dava kaybedebilmektedirler. Bu nedenle hizmet kalitesinin sonuç üzerinde hangi ölçüde etkili olduğunu ölçme imkanı bulunmayan tüketiciler, profesyonele güvenmek zorundadır. &lt;br /&gt;Bu şartlar altında hizmet sağlayıcıları, toplam hizmet kalitesini düşürme eğilimine girerler. Kalite farklarını muhakeme kabiliyetinden mahrum olan tüketiciler, bekledikleri ortalama kaliteye göre tercihlerini yaparlar. Hem bu durumun hem de tüketicilerin ortalamanın bile altındaki hizmet kalitesinin farkına varamayacağının bilincinde olan hizmet sağlayıcısı, standartların altındaki hizmeti ortalama fiyattan sunar. Sonuç olarak, düşük kaliteli hizmetlerde artış görülür, hatta yüksek kaliteli hizmetler pazar dışına itilebilir. “&lt;br /&gt;(Profesyonel Meslek Birlikleri, Mehmet Özden /Rekabet Kurumu Yayınları 2004 )&lt;br /&gt;Bizim piyasamızda da artık aynı şeyler olmaya başladı. Bazı meslektaşlarımız mecburen toplam hizmet kalitesini düşürmek zorunda kalıyor.  Aldığı hizmeti mukayese edemeyen/etmeyen tüketiciler sayesinde artık genel geçer kurallara göre ortalamanın altındaki kalitesiz vasat işler bile, zaman zaman ortalama oluşan fiyatlardan üretilmektedir. Yani makas o kadar  genişlemiş, kıstaslar o kadar daralmıştır ki; kalitesiz ve vasat işler ve müşterilerine “gereğinden fazla ilgi” gösteren meslek erbabı, ortalama fiyatlardan müşteri bulurken; kaliteli işler ya da kaliteli işler üretmeye çalışan ve “gereğinden fazla ilgi” gösterme ihtiyacı duymadan işini yapan meslektaşlarımız nispeten ve görece yüksek kalan fiyatları nedeniyle yavaş yavaş pazar dışına itilmeye ne yazık ki mahkum olmaktadırlar.&lt;br /&gt;“ Çözüm mesleki regülasyondur. Faaliyeti ruhsata bağlamak, ehil olmayanları hizmet sunmaktan alıkoyabilir. Hizmet standartlarının belirlenmesi, “gereğinden fazla ilgi” gibi istismarın önüne geçilmesini sağlayabilir. Disiplin kuralları, mesleki faaliyetin gereklerini yerine getirmeyen profesyonellerin meslekten ihracını temin edebilir. Bu ve benzeri düzenlemeler, profesyonel hizmetlerde kalitenin sağlanması için gereklidir. &lt;br /&gt;Ancak Rekabet Kurumu, profesyonel hizmetlerde iktisadi rekabetin artması amacıyla profesyonel meslek birliklerinin kural ve eylemlerini inceleyerek; özellikle pazara girişi önlemeye, ücretleri ve yeni geliştirilen hizmetleri tanıtan, aldatıcı olmayan reklamları yasaklamaya ve fiyat belirlemeye hizmet eden düzenlemelere karşı mücadele etmelidir.  Yapılacak yasal bir düzenleme ile profesyonel meslek birliklerinin, mevcut düzenlemeleri de dahil olmak üzere, yapacakları mesleki düzenlemelerin Rekabet Kurumu’nun denetiminden geçmesi ve onayına tabi olması zorunluluğunun tesis edilmesinin yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.&lt;br /&gt;AT Antlaşması’nın 3(g) (eski 3(f)) maddesine göre Topluluğun en önemli görevlerinden biri, ortak pazarda rekabetin bozulmayacağı bir sistemin kurulmasıdır. Profesyonellerin rekabete aykırı davranışlarını veya yasadışı anlaşmalarını teşvik veya te’kid eden üye devlet, AT hukukunu ihlal etmiş olacaktır. “&lt;br /&gt;Profesyonel Meslek Birlikleri, Mehmet Özden /Rekabet Kurumu Yayınları 2004 )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Sonuç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda Meslek Birliği Neden Gereklidir ? başlığında aktardığım bölümler bir tez çalışmasının neredeyse özetinin özetidir.  Ancak kabul edilmelidir ki; mevcut gerçek, sektör bireylerinin ve kurumlarının hukuki sorunlarında yanında olacak, meslek etiğini ve kurallarını belirleyecek, fiyat listesi önermeyen ancak, masadaki bir işin bütçelenmesiyle ilgili standartları öneren,  gelişen teknolojik hizmetlerin karşılığında hizmet kalemlerinin  tanımlamasını yapan ve en önemlisi sektörün kendi içinde ve diğer sektörel aktörlerle iletişimini, koordinasyonunu sağlayacak bir meslek birliğimizin olmadığıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtelif forumlarda yapılan kaba bir araştırma sonucu – ki bu konuda resmi bir araştırma sonucu yoktur -  Türkiye'de sektör içinde faaliyet gösteren kişi ve işletmelerin sayısı 5,000 ile 16,000 arasındadır.  Bu rakamların sadece işletme anlamında değerlendirilmesi gereklidir. Tüm sektörü ilgilendiren bir veritabanı olmadığı için sektördeki tüm işgücünün bilinmemesi sektörün büyüklüğünün algılanamayışına neden olmaktadır. Sektör büyüklüğünün algılanabilmesi açısından ortalama bir veriye ulaşmak için tahmin yapılırsa kanımca sektördeki toplam iş gücü 35-40 binler civarında; sektörün yarattığı iktisadi değerden istifade eden toplam insan sayısı ise 100,000 kişi civarında ifade edilebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB süreci yasal denkliklerin oluşturulmasını ve yasal boşlukların giderilmesini öngörmektedir. Entegrasyon sürecinde doğru yapılanmayı sağlamak, sağlanması istenen denkliklerin oluşumunda rol oynamak, uluslararası ilişkiler bağlamında, benzer meslek örgütlerle işbirlikleri kurmak zorunlu hale gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz iş ve ticaret koşullarında her anlamda sektörün düzenlemesinin yapılması, etiğinin oluşturulması, koordinasyonun sağlanması, meslek bireylerinin ve işletmelerinin haklarının düzenlenmesi, meslek standartlarının ve yeterliliklerinin oluşturulması, belgelendirme ve sertifikasyonun sağlanması, sektörün bağlı iş kollarıyla ilişkilerinin sağlanması ve düzenlenmesi, mesleki eğitimin gerekliliği ve en önemlisi sektörün hak ettiği saygınlığı oluşturacak bir kurumun kurulması artık zorunluluk haline gelmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin AB üyeliği hedefi ile önümüze fırsat çıkartmıştır. Fakat bunun olmazsa olmaz koşulu önce kamu tarafından tanınmış bir meslek birliği olmamız gerekliliğidir.  Ancak oluşturulacak kurumun, kamu ve devlet kurumları tarafından meşruluğu tanınan, yasal zemine oturması gereken bir yapıda olması gerekliliği ve tüm sektör bireyleri mutlaka tartışılması ve yorumlanması gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada ortaya çıkan önerme;  piyasamızda PTFD'nin fesh olması nedeniyle oluşan boşluğu kapatmak üzere Profesyonel Meslek Birliği kurulması gerekliliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Öncelikler de aşağıda sıralanmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Sektörde faaliyet gösteren tüm bireylerin ve işletmelerin, sektör alt dallarına bakılmaksızın iletişiminin sağlanması ve veritabanı oluşturulması,&lt;br /&gt;2.Bu konuda gönüllü olacak bireylerin saptanması;&lt;br /&gt;3.Oluşturulacak kurumun aynı zamanda sektörle ilgili bir referans birimi haline gelebilmesi için yasal gerekliliklerin araştırılması. Kurumun statüsünün devlet nezdinde; gerek Kültür Bakanlığı gerekse Sanayi Ticaret Bakanlığı'nca tanınması için ilgili kurumlarla ve kuruluşlarla irtibata geçilmesi;&lt;br /&gt;4.Bu kurumun oluşumuna olanak sağlamak üzere yasal girişimlerin yapılması'dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30/10/2006&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-4030881356890943277?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/4030881356890943277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=4030881356890943277&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4030881356890943277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4030881356890943277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/fotoraf-fotoraflk-ve-meslek-birlii.html' title='* Fotoğraf, Fotoğrafçılık ve Meslek Birliği İncelemesi'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-7452405781519842245</id><published>2007-08-17T12:59:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:45:15.676+03:00</updated><title type='text'>* Vitrinlik Fotograf Ve Kandırmaca... / www.netfotograf.com</title><content type='html'>Forum'un neredeyse her yerinde meslektaşlarımız hazır vitrinlik fotoğraf ihtiyaçlarını dile getiriyorlar, yardım istiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak ediyorum, biz ne iş yapıyoruz ? &lt;br /&gt;Vitrinine başkasının çektiği fotoğrafı koymak nasıl bir şeydir. Kendinin olmayan bir fotoğrafı kendi çekmiş gibi müşterilere yutturmak nasıl bir hokkabazlıktır ? Gerçekten anlamıyorum. Bir fotoğrafçıo kendi çektiği fotoğrafı vitrinine koymak istemiyorsa müşterisi o fotoğraf için ona neden para ödesin ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca yapılan bu iş yasalarda sahtekarlık ve yanıltıcı reklam olarak cezası olan bir eylemdir. Haberi olmayan öğrensin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimizi kandırıyoruz da hiç değilse müşteriyi kandırmayalım arkadaşlar. Bu mesleği böyle öldürüyoruz işte... Kendimize gelelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Mete007 / Kocaeli  24/11/2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadaşım.. fildişi kulede yaşıyorsunuz anlaşılan..&lt;br /&gt;Vitrinlik fotoğraf talep eden fotoğrafçıların müşterileri, fotoğraflarının vitrine asılmasına kesinlikle razı olmaz...&lt;br /&gt;kendinizi reklam fotoğrafçısı olarak tanıtıyorsunuz.. "küçük esnafın işine burnunu sokma" derim.. (alınmamanızı dilerim)&lt;br /&gt;şu sözünüzü; "Ayrıca yapılan bu iş yasalarda sahtekarlık ve yanıltıcı reklam olarak cezası olan bir eylemdir. Haberi olmayan öğrensin."&lt;br /&gt;yazmadan önce iyice düşünseydiniz keşke.. portfolyonuzu incelemek istedim, galeride fotoğrafınız yok.. kendi sitenizide belirtmemişsiniz..&lt;br /&gt;kendinizi iyi tanıtmaksızın böyle bir konu açmanızı yadırgıyorum...&lt;br /&gt;ikinci paragrafınıza tekrar dikkat çekelim: fotoğrafçı , vitrinine müşterisine çektiği fotoğrafı koymak istemiyormu... Yoksa, müşterisi buna karşımı...&lt;br /&gt;sizden ricam; fotoğrafçı esnafını tanımaksızın böyle şeyler yazmayın... vitrine konulan fotoğraf sebebiyle tehdit edilen meslekdaşlarımız vardır...&lt;br /&gt;portfolyomu incelerseniz, stüdyo fotoğrafçısı olmadığımı dahi düşünürsünüz.. avatar altındaki linke bakınız, firmamın sitesini görürsünüz...&lt;br /&gt;mesleği öldüren kendimiz olabiliriz... ancak, bu sebeple değil..&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdığım cevap / 24/11/2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke fildişi kulede yaşasaydım. Yasaların, ahlakın, meslek etiğinin olduğu; barış içinde yaşayan insanların sahtekarlık yapmadığı bir dünyayı küçüklüğümden beri hayal etmişimdir. Benim fildişi kulem bu... Sizin fildişi kule hayalinizin nasıl olduğunu bilmek isterim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet yaklaşık 15 yıldır reklam fotoğrafçılığı ve birlikte portre fotoğrafçılığı yaparım. Hatırlarmısınız ? ya da bilirmisiniz ? bilmiyorum ama; vesikalık fotoğrafın ilk üretildiği alemünit makinelerde çalışmış, karanlıkodalarda plaka filmlerin elle banyo edildiği zamanlarda çıraklığını geçirmiş ve günümüzde, sizin gibi meslektaşların kafa yormadığı; fotoğrafçılıkla ilgili konularda yaklaşık 30 yıldır kafa patlatan ve her platformda dile getiren bir fotoğrafçıyım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncelemek isterseniz İstanbul'a yakınsınız; sizi stüdyoma davet etmek isterim. Portfolyomu görmek için gelirseniz, biraz ufkunuzu genişletebilirim belki... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin de yazmadan önce iyice düşünmenizi isterdim... &lt;br /&gt;Ticari kaygıların meslek etiğinin önüne geçmemesi gerektiğini; yasaların herşeyin düzenleyicisi olduğunu benden değil, internette dahi ticari işlerimizi düzenleyen sayfa sayfa yasal dökümandan okuyup öğrenmiş olmanızı dilerdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim vitrinine müşterisinin fotografını koyamayanlara... &lt;br /&gt;Yeter ki niyet doğru olsun. &lt;br /&gt;Her memlekette - ki Arabistan'da yaşamıyoruz - bir kaç hediye fotoğraf karşılığı kendi fotoğrafının, fotoğrafçısının vitrinine koymasına izin verecek bir sürü insan vardır. &lt;br /&gt;Olmadığını varsayalım, hiç bir şey yapamıyorsanız bir veya birkaç modele para ödersiniz, onların fotoğrafını koyarsınız vitrine. Bunu yapan onlarca fotoğrafçı tanıyorum. İşin kolayına ve ucuzuna kaçıp laboratuvarınızdan vitrinlik baskı istemezsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere daha yazıyorum...İşte tam da bu ve benzeri nedenlerle fotoğrafçılığı öldürüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen kendimize gelelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılar... 24/11/2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ilgili yasa maddelerini eklemeyi unutmuşum. &lt;br /&gt;Bilmeyenler için ilgili yasalar burada... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanun No: 3984 &lt;br /&gt;Kabul Tarihi: 13.4.1994 &lt;br /&gt;Resmi Gazete: 20.4.1994 - 21911 &lt;br /&gt;Madde 19- Bütün reklamlar adil ve dürüst olacak, yanıltıcı ve tüketicinin çıkarlarına zarar verecek nitelikte olmayacak, çocuklara yönelik veya içinde çocukların kullanıldığı reklamlarda, onların yararlarına zarar verecek unsurlar bulunmayacak, çocukların özel duyguları göz önünde tutulacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4822 SAYILI KANUNLA DEĞİŞİK 4077 SAYILI TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 16- Ticari reklam ve ilânların kanunlara, Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmaları esastır. &lt;br /&gt;Tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam ve ilânlar ve örtülü reklam yapılamaz. &lt;br /&gt;Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal ve hizmetlerin karşılaştırmalı reklamları yapılabilir. &lt;br /&gt;Reklam veren, ticari reklam veya ilânda yer alan somut iddiaları ispatla yükümlüdür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-7452405781519842245?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/7452405781519842245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=7452405781519842245&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/7452405781519842245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/7452405781519842245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/vitrinlik-fotograf-ve-kandrmaca.html' title='* Vitrinlik Fotograf Ve Kandırmaca... / www.netfotograf.com'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-4708887537912767539</id><published>2007-08-17T11:34:00.001+03:00</published><updated>2007-08-17T18:45:25.178+03:00</updated><title type='text'>* Nikon D 40 X  İnceleme / Fotoğraf Dergisi, Ağustos-Eylül 2007</title><content type='html'>Nikon D 40 X’i elime ilk aldığımda minikliğinden dolayı DSLR bir fotoğraf makinesi olduğu konusunda şüpheye düştüm, Nikon’un tasarım ekibi minik, sevimli, fonksiyonel bir gövde tasarlamışlar. Web sitelerinde, gövdenin başlangıç seviye kullanıcılar için bir alternatif olarak üretildiği yazıyor. Pilsiz ve objektifsiz ağırlığı 415 gr. olan D 40 X, son derece hafif, kompakt ve ele iyi oturan bir makine. Çoğu zaman benim makinelerimi kullanırken ağırlığından ve kollarının yorulduğundan şikayet eden eşimin; D 40 X’i eline alınca tasarımını ve tabi hafifliğini çok beğendiğini de söylememde de fayda var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23.6 x 15.8 mm büyüklüğünde 10.2 etkin MP'lik CCD algılayıcı bakaçtan gördüğünüz görüntünün bir miktar fazlasını kaydediyor. Teknik verilerde Nikon, bakacın %95 görüntü alanına sahip olduğunu belirtmiş. Bakaçta dahili diyoptri ayarı var. Makinenin arkasında bulunan 2.5 inçlik LCD ekran hem çektiğiniz fotoğrafları izlemenizi hem de makinenin çekimle ilgili tüm bilgileri görmenizi sağlıyor. Bakaçta bulunan göstergede ayar değişimleri anında görürken, LCD'de biraz gecikmeyle görülebiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gövdenin üst kısmının sağ tarafında üzerinde çeşitli çekim programlarının yer aldığı mod kadranı bulunuyor. Mod kadranında yeşil renkli otomatik çekim modu ve diğer hazır çekim modlarını ifade eden simgeler mevcut. Bunların yanında çekim hızı ve diyafram öncelikli çekim seçenekleri de yer alıyor. Çeşitli programlar (Otomatik, Flaş kapalı-otomatik, Portre, Manzara, Çocuk, Spor, Yakın Çekim, Gece portre); program (P); enstantane öncelikli otomatik (S); Diyafram öncelikli Otomatik (A); Manuel (M) modları bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip bölümüne geçtiğimizde mükemmel bir şekilde konumlandırılmış olan deklanşörü görüyoruz. Deklanşörün etrafını halka şeklindeki “açma/kapama” butonu çevreliyor. Deklanşörün hemen arkasındaki “info” butonu aracılığı ile LCD'de çeşitli bilgilerin görüntülenmesi sağlanıyor. Bu bölümdeki bir de poz telafi butonu var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LCD ekranın solunda, çekilmiş olan görüntüleri seyretmeyi sağlayan buton ve iki adet görüntü büyütme butonu konumlandırılmış. Bunlardan üstte olanı görüntüleri uzaklaştırmada ve indeks listelenmesinde kullanıldığı gibi aynı zamanda kullanıcıya yardımcı bir fonksiyon da üstleniyor. Butonlardan altta olanı da yakınlaştırma için kullanılırken aynı zamanda birçok ayarın değiştirilmesinde görev alıyor. Bu butona bastığınızda LCD ekranın sağ tarafındaki çoklu kontrol butonu ile çeşitli ayar seçenekleri üzerinde dolaşabiliyorsunuz. Gerek duyduğunuz tüm ayar değişikliklerini bu şekilde gerçekleştirmeniz mümkün. Çoklu kontrol buton grubunun ortasında artık bize tanıdık gelen ve seçilen değişikliklerin onaylanmasında kullanılan “OK” butonu yer alıyor. Bunun altında da artık tüm dijital kameralarda bulunan çöp kutusu butonunu görüyoruz. Bunların hepsinin üzerinde “AE-L/AF-L” butonu ile belirlenen değerde pozlama kilitlenebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ISO ayarının harici bir butonla değil, LCD ekranının menü arayüzünde değiştirilebildiğini söylemeliyim. Ayrıca obtüratör ve diyafram için tek  butonun kullanılmış olmasını biraz yadırgadım. Benim gibi kullanıcılar için önemli olan bu butonlara  başlangıç seviyesi kullanıcıların da zaman içerisinde ihtiyaç duyacakları fikri; bu durumun bir tasarım hatası olduğunu düşünmeme neden oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kameranın sol tarafında USB ve video çıkışı; sağ tarafında SD bellek kartı yuvası var. Gövde aynı zamanda yeni SDHC platformunu da destekliyor.  Lityum iyon batarya yuvası kameranın grip bölümünün alt kısmında. Teknik verilere göre tam şarj edilmiş bir batarya ile 520 kareye kadar fotoğraf çekebiliyor.  Gövdenin en düşük obtüratör hızı 30 saniye, en yüksek obtüratör hızı 1/4000 saniye ve X yani elektronik flaş ile 1/500 saniyeye kadar çalışılabileceği yine teknik verilerinde var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makine, bilgisayar yazılımları ile yapabileceğiniz bazı işlemleri fotoğrafları bilgisayarınıza yüklemeden yapmanıza olanak sağlıyor. Bu fonksiyonlar Retouch (Rötuş) menüsü başlığı altında toplanmış. Bu bölümün en dikkate değer özelliklerinden bir tanesi  Nikon D-lighting. Bu fonksiyonunda düşük, normal ve yüksek seviyelerinden biri tercih edilebiliyor.  Bu seçeneklere bağlı olarak fotoğraf üzerindeki karanlık alanlar daha aydınlık ve aydınlık alanlar da biraz daha karanlık hale getiriliyor. Sonuçta elde edilen görüntüde kontrast biraz düşmesine rağmen daha zengin detaylar etme olanağı doğmuş oluyor. Diğer seçenekler arasında fotoğrafları siyah-beyaz hale çevirmek veya üzerlerinde çeşitli filtreler uygulamak da bulunuyor. Bunların yanısıra kameranın yazılımı sayesinde fotoğraflardaki kırmızı göz etkisi ortadan kaldırılabiliyor ve görüntüler üzerinde kırpma işlemleri gerçekleştirilebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kameranın poz ölçümleme kalitesi Nikon’dan alıştığımız üzere üst seviyede. Matrix ölçümleme seçeneği ile hemen tüm çekim koşullarında doğru poz değerlerini elde ediyorsunuz. Kameranın matrix ölçümlemesi flaş ile kullanıldığında da mükemmel sonuçlar elde ediliyor. Manuel kullanımda dahili flaş bir butonla açılarak yukarı kalkıyor, otomatik konumda ise kendiliğinden açılıyor.  Dahili flaş çapı biraz genişçe olan benim 17-35 objektifimle 24 lere kadar gölge düşürdü. Bu nedenle harici flaş kullanılmasında fayda var. Ona rağmen gölge düşmeyen durumlarda son derece doyurucu flaş sonuçlarına ulaştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makineyle ilk fotoğrafları çekerken sırasıyla Nikon 70-200 VR f:2.8; Sigma 120-300 f: 2.8; Nikon AF-S 17-35 f:2.8 ; AF 35-70 f:2.8D ve AF micro 105 f/2.8D Tamron 28-105 f/2.8 objektifleri kullandım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Objektiflerin kullanımında bir takım sınırlamalar olduğunu bendeki eski AF tipi objektiflerin AF'leri çalışmayınca farkettim. Nikon D40X DSLR fotoğraf makinesinde netleme motoru bulunmadığından dolayı otomatik netleme özelliği, sadece dahili netleme motoruna sahip objektifler kullanıldığı zaman çalışıyor. Çok eski model Nikon objektifler kullanmadığınız sürece bu sınırlandırma Nikon’un geniş objektif yelpazesi sayesinde herhangi bir problem yaratmayacaktır. Üç farklı AF seçeneği olan makinede AF kullandığınız objektife bağlı olarak bazı durumlarda karasız kalsa da genellikle iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigma objektifle fotoğraf çekerken ağırlığından dolayı gövdeyi elimde kontrol etmekte zorlandığımı belirtmeliyim. Tele performansı oldukça etkileyici. 1.5 X çarpandan dolayı teleniz birden % 50 daha büyüyor. Geniş açılardaki bu çarpan nedeni ile oluşan  kayıp bu tip algılayıcı kullanan makinelerin hepsinin ortak handikapı.  Benim gibi geniş açıları seviyorsanız Nikon’un bu tip APS algılayıcılara sahip gövdeleri ile kullanmak için Nikon AF-S DX 12-24mm. objektifini almanızı öneririm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada; ben tam çerçeve algılayıcısı olan bir makine kullandığım için Nikon’daki bu çarpan meselesine sinirlendiğimi belirtmeliyim. Rakipleri bu konuda epey mesafe kaydetmişken; Nikon'un bu konuda bu kadar geri durmasını anlayamamakla birlikte, ne zaman tam algılayıcısı olan bir gövde üreteceğini de merak ediyorum doğrusu.  Üretirse eski bir Nikon’cu olarak ilk inceleyen ve alanlardan birisi olacağımdan emin olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dijital makinenizin özelliklerinden üst düzeyde sonuçlar elde etmek istiyorsanız RAW dosya formatını kullanma gerekliliğini sanırım burada açıklamak yersiz. Nikon’da RAW formatı ‘Nikon Electronic File’ ifadesinin kısaltması olan NEF şeklinde ifade ediliyor. RAW formatı, çekim sonrasında herhangi bir sıkıntı yaşamadan birçok ayarı değiştirebilmenize imkan tanıyor. Küçük bir dezavantajı ise bellekte daha fazla yer kaplaması ve kayıtta daha çok zaman alması. Makine  NEF, JPG fine, JPG medium, JPG basic veya NEF+JPG basic seçenekleri ile kayıt yapıyor.  10 MP / 5.6 MP / 2.5 MP olarak seçebileceğiniz 3 farklı büyüklükte dosya büyüklüğü alternatifi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kameranın beyaz dengesi konusunda da fazla eleştirilecek bir nokta yok. Benim gibi beyaz dengesini manuel olarak yapmayı tercih edenler için çok da belirleyici bir durum değil ancak acemi kullanıcılar düşünüldüğünde oldukça isabetli renk dengesine sahip olduğunu ve basit menü arayüzü   sayesinde ayarlamanın kolayca yapılabildiğini söylemeliyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raw kayıt yaparken makine üst üste 4 kare fotoğraf çektirebildim ve çektiklerimi kaydedene kadar makine başka bir iş yapmadı. Sanırım benim gibi hızlı çalışan ve heyecanlı kullanıcılar bu durumdan hoşlanmayacaklardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamera ISO 100 ila ISO 3200 ışık hassasiyeti değerleri arasında çalışıyor. ISO 3200 değeri Hi-1 ile gösteriliyor. Ayrıca auto modunda çalışırken ISO ayarı “AUTO” sekmesinden otomatik yapması sağlanabiliyor. Başlangıç seviyesinde bir gövde için yüksek ISO değerlerinde de şaşırtıcı sonuçları var. ISO 400 ve ISO 800 hızlarda kabul edilebilir miktarda gürültü var. En ilginci ise 1600 ve 3200 hızlarda  oldukça efektif olan gürültüsüne rağmen etkileyici şekilde detay zenginliğine sahip olması. Fotoğraflar genel olarak tüm hızlarda dengeli bir kontrast ve detayla geliyor. Aynı konuyu, aynı ışık koşullarında farklı hızlarda denediğimde hemen hepsinin aynı kontrast dengesine sahip olduğunu gördüm.  Ağırlıklı olarak raw çektiğim fotoğrafları çevirirken bilgisayarda bir miktar keskinlik vererek ve gürültüyü bir miktar daha azaltarak işledim. Aslında bilgisayarın monitöründe makinenin kaydettiği dosyalarda standart olarak gelen gördüğünüz keskinlik, baskı için yeterli. Ben işlediğim fotoğrafların daha keskin olmasını sevdiğim için bunu özellikle yazmakta fayda görüyorum.  Benim gibi kullanıcılar için hafif ve kompakt tasarımlı gövdenin, biraz güvensiz olduğunu düşünmekle birlikte; sonuçlar itibariyle başlangıç seviye bir makineden beklenenden fazlasını verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim. 10.2 MP'lik algılayıcısıyla, doğru renk kaydı, dengeli kontrastı ve yüksek ISO hızlarındaki başarımından etkilendiğimi de eklemek gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca özetlemek gerekirse Nikon D 40 X başlangıç seviyesinde bir DSLR için başarılı, hatta profesyonel kullanıcılar için ikinci bir gövde olarak da tavsiye edilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-4708887537912767539?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/4708887537912767539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=4708887537912767539&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4708887537912767539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4708887537912767539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/nikon-d-40-x-inceleme-fotoraf-dergisi.html' title='* Nikon D 40 X  İnceleme / Fotoğraf Dergisi, Ağustos-Eylül 2007'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-8690314587074681316</id><published>2007-08-17T11:32:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:45:34.308+03:00</updated><title type='text'>* Fotograf Sektörü, Örgütlenme, Hak İhlali, Meslek Birliği Olgusu ve Temsiliyet</title><content type='html'>Fotografla ilgili internet forumlarında neredeyse en çok rastladığım yardım taleplerinden bir tanesi fotografın izinsiz kullanılması, yani çalınması ve fotografçının hak ihlali. Bu durum hem sektörümüzün profesyonel tarafının hem de camianın amatör tarafının yıllardır kanayan yarası olmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;Bir fotografçı dostun bir yazıma yazdığı yorumdaki ifadesini tekrar etmekten kaçınmayacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Başıboşluğun ve aymazlığın olduğu yerde çakallar saltanat sürer.“&lt;br /&gt;Belki bu lafı başkası sarfetmiş olabilir ama ben sanal fotografçı arkadaşım İsmail Coşkun'dan öğrendim ve çok hoşuma gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de sektörümüz öyle başıboş kalmış ki çakallar saltanat sürüyorlar.&lt;br /&gt;İsteyen istediği gibi beğendiği bir fotografı alıyor kimin olduğuna ya da kimin çektiğine, hak sahibi olup olmadığına bakmaksızın; kesiyor, biçiyor, kullanıyor ve aklına birilerinin haklarını ihlal ettiğini getirmiyor bile. Bu tür durumlar karşısında bireysel olarak fotografçının ya da haksahibinin yapacağı tek şey mahkemeye başvurmak oluyor. Ama ne yazık ki süreç bu kadar kolay değil. Önce hak sahipliğinin ispatı, hak ihlalinin belgelenmesi, peşinden bedellendirilmesi, ifade vermeler, yasal süreçteki gecikmeler, aksamalar ve hak aradığınız kurumlardaki kanıksanmış umursamaz tavırlar insanı usandırıyor. Halbuki diğer meslek kuruluşlarında olduğu gibi (MESAM, MÜYAP vb.) aynı çatı altında bulunan bireylerin temsiliyeti burada çok önem kazanıyor. Bu meslek birliklerinin üyelerine konusunda uzmanlaşmış hukuk insanlarını önerdiğini biliyorum. Üyelerine hukuki destek de veren bu kurumlar karşılaştıkları durumlarda nasıl davranılacağını, teknik koşulların nasıl yerine getirileceğini ve en önemlisi bu işi hangi avukatın daha iyi yapacağını söyleyecek kadar doğru yapıyorlar. Çünkü ülkemizde ne yazık ki bu alandaki hukuk kuralları yeni oturdu ve uygulamaları çok yeni gelişiyor. Hal böyleyken bizim bir meslek kuruluşumuz varmı sorusuna ben nasıl yanıt vereceğimi bilmiyorum. Çünkü mensubu olduğum PTFD ( Profesyonel Tanıtım Fotografçıları Derneği ) teknik bir gereksinimden dolayı fesh edildi. Kaldı ki PTFD bir dernekti sadece bir meslek birliği değil. Yani beni temsil edecek, yol gösterecek, meslek etiğimi sorgulayacak ve en önemlisi sektörün yazılı veya yazılı olmayan kurallarını oluşturacak ve uygulayacak bir kurum yok. Tıpkı RD'nin (Reklamcılar Derneği) yaptığı gibi, veya MÜYAP ve SESAM'ın yaptığı gibi. MÜYAP artık mp3 satışına direk başladı ve üyelerinin haklarını korumak için yasadan olabildiğince istifade ediyor. Bununla ilgili internette bedava mp3 dağıtan 110 web sitesini kapattırdılar ve dosya paylaşım sitelerine de özel yasaklar getirilmesini sağladılar. Anlaşılacağı gibi meslek birliğine sahip olmak böyle avantajları da beraberinde getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temsiliyet....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki bizim temsiliyetle ilgili ciddi sorunlarımız var ve o yüzden de çakallardan başımıza kurtaramıyoruz.Bu temsiliyet eksikliği tek tek bireylerin, aslında tüm sektörü de ilgilendiren girişimleri yanlız başına ve çok mücadele vererek yapmasını gerektiriyor.Daha yakınlarda başıma geldi, anlatmadan geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğün portresi çekmek için yıllardır Milli Saraylar'ın bahçelerine giderim. Bilet ve makine ücretlerini öder, müşterimle içeri girer çekimleri yaparız. Yine bir müşterimle gittik, fakat bu sefer içeri giremedik. Görevli gişe memuru bir yönetmelik göstererek mekan kullanma ücreti olarak 300 YTL/saat ödenmesi gerektiğini ve özel izin alınması gerektiğini söyledi. Halbuki ben biliyorum ki konuyu yanlış yorumluyorlar. Benim profesyonel olmamı ölçü alarak bu işten para kazanıldığını düşünüyorlar. Profesyonel çekimlerde böyle bir ücret var çünkü ancak buradaki profesyonel amaç yaptıran kişinin bunlardan fayda sağlaması, yani reklamı için yapılıyor olması. Benim yaptığım insanların albümüne koyduğu işi de aynı kategoride değerlendiriyorlar. Bunun böyle olduğunu Milli Saraylar Daire Başkanlığında, neredeyse yarım günümü harcayarak ve 6 kişiyle görüştükten sonra Daire Başkanı ile görüştükten sonra anlatabilmek için kendim çaba sarfettim. Allahtan daire başkanı mantıklı birisiydi de durum çözüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ve benzeri durumlarda eminim sektörün bir sürü ferdi karşı karşıya kalmıştır. Kendi sektörümüzün içinde dahi profesyonel işin ve bireyin kıstasları yoktur. Kim profesyoneldir, kim değildir, ya da profesyonel olacak kişinin başvuracağı, değerlendirme alacağı ve kurallarını öğreneceği bir meslek birliğimiz yoktur ve olmaması çok büyük bir noksanlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesleğe giriş çıkışlar tamamen kontrolsüzdür. Mesleki eğitim kurumları ve profesyoneller birbirlerine çok uzaktır. Eğitim kurumlarında fotografçılığın ticari gerçeklerini anlatacak dersler ve programlar yoktur. Çok yakında eğer Avrupa Birliğine girersek yabancı fotografçılar karşımıza daha büyük sorun olarak çıkacaklardır. Bu insanlar ülkelerarası vergi anlaşmaları ile korundukları için bizimle daha kolay rekabet edeceklerdir. Bizler kurumlar vergisi, KDV ve stopaj vb. Vergilerle boğuşurken onlar bu sorunlarla uğraşmayacaklar. Aynı şekilde yine sekörün karşıkarşıya olduğu, daha çok vesikalık fotograf üreten stüdyoları ilgilendiren şu “biyometrik fotograf” meselesi var. Ne yazık ki bu konuda bile fotografçıları bilgilendirecek ve işin standartlarını koyacak bir kurumumuz olmadığı için Alman Konsolosluğu sayesinde sektöre girmiş bir tanım var. Ve hala bu fotografın ne menem bir şey olduğunu fotografçılar girip konsolosluğun sitesinden öğreniyorlar. Vah yazık bize... Yine vesikalık stüdyolarını ilgilendiren daha vahim bir durum var. ÖSYM geçen yıl üniversite kayıtları sırasında aday fotograflarının okullarda “kuralına uygun” çekilmesini sağlamak ve “aslına uygun” fotograf kullanılmasını sağlamak üzere her liseye dijital fotograf makinesi gönderdi. Ve kaybeden kim oldu ? Fotograf sektörü. Yakında aynı uygulamayı Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'de başlatacak. Niye yapıyorlar acaba ? Merak edenler için yazayım. Fotograflarda sahteciliğin önüne geçmek için. Çünkü bizim stüdyolarımızda rötüş adına yaraları fırçalanmış, sıvanmış ciltler, rengi değişmiş gözler yapılarak vesikalık fotograf üretiliyor. Müşteri de fotografta güzel göründüğü için doğal olarak böyle yapanı doğal olarak tercih ediyor. Halbuki adı üzerinde vesikalık fotograf, rötuşsuz olmalıdır. Kişinin belirgin karakteristik özelliklerini taşıyarak, olabildiğince doğru bilgi vermesi gereken ve kişinin tanınmasını sağlayan bir belge fotografı olmalıdır. Ne yazık ki bu tanımı yapacak ve uygulanmasını sağlayacak bir kurum yoktur. ÖSYM fotografçılığa başladığında, “durun bakalım ne oluyor ? burada fotografçılar var, bir sektör var, bunu yapamazsınız” diyecek bir kurumumuz da yoktu. Eğer üç maymunu oynamaya devam edersek; MEB ve EGM'de fotografçılığa başladığı zaman da bunu söyleyen bir kurumumuz da olmayacak.&lt;br /&gt;Amatör dernekler ne kadar şanslıdır ki Türkiye Fotograf Sanatı Federasyonu vardır, eminim bu noktaya gelene kadar ne emekler, ne çabalar sarfedilmiştir. Ama artık Türk Fotografı bu federasyon sayesinde uluslararası temsiliyet kabiliyetine kavuşmuştur. Belki de bu federasyon altında birleşmek ve tüm sektörün temsiliyetini sağlamak hem onlara hem de bize daha fazla güç katacaktır. Bu sadece bir fikir jimnastiği...&lt;br /&gt;Yine Türkiye'deki ilk fotograf müzesi olma özelliğini gösteren bir fotograf müzesi vardır. Sanırım aksilik olmazsa resmi açılışı 19 Mayıs 2006'da yapılacak, fakat ciddi sorunları olduğunu biliyorum. Müzenin açılışına öncülük etmiş ve çaba sarfetmiş fotografçıların daha önce Balikesir Kültür Müdürlüğüne bağışladıkları eski ve antika sayılabilecek makineleri, müzeye geri alamadıklarını biliyorum. Nasıl bir mantıktır ki yine ülke kültürüne hizmet edecek bu müzeye devlet ve temsilcileri böyle bir tutum takınabilir, anlamak mümkün değildir. Ama gerçek budur. Çünkü yasal düzenleme yoktur, yasalarda sektörümüz kendi başına dahi geçmez ve temsil edilmez. Kimi il ve ilçelerde fotografçılar hiç alakası olmayan odalara, derneklere üyedir ve bir odaya kayıtlı olmak yasal da bir zorunluluktur. Doğal olarak fotograf odası bulunmayan şehirlerde fotografçılar en yakın kategoriye dahil edilmekteler. Bir zamanlar böyleydi, babamın stüdyosu “Berberler ve Kuaförler Odasına” kayıtlıydı. Daha sonra ticaret odasına geçip da kurtulmuştuk. Unutulmaması gereken bu yazıya konu olan profesyonel tarafının “zenaatkarlık” olduğu kadar artık sanat olması ve bu şekilde değerlendirilmesi gerekliliğidir. Dünya böyle değerlendirmektedir. İncelendiğinde görülecektir ki gelişmiş ülkelerde fotografçılık bir sanat dalı olarak amatör-profesyonel ayrımı yapılmaksızın topyekün kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;Ülkemizde bir fotograf sempozyumu yapıldığından ve sektörün nedereyse burada hiç temsil edilemediğinden acaba kaç fotografçının bilgisi vardır. Bu sempozyumlarda İFOD, PTFD gibi profesyonel dernekler neden kendi bildirilerini sunmazlar, neden kendi sergilerene açmazlar ? Çok mu masraf yapmayı gerektirir, çok mu çaba sarfetmeyi gerektirir ? Hayır sadece bunu yapacak bir kurumumuz yoktur da ondan. Bu yüzden da amatör camia bu platformda kendini temsil eder biz edemeyiz. Sadece seyrederiz ve “fotograf sadece amatörlerin tekelinde mi yahu, bak şu zındıklara deyip” kendi kendimize hayıflanırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada organizasyona Kültür Bakanlığından dahi zaman zaman bakan seviyesinde katılımcılar ve neredeyse her amatör dernekten temsilciler olurken profesyonel camia neden temsil edilmez ? Tamamen umursamazlıktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam da bu nedenlerden dolayı; tüm profesyonel camianın, vesikalıkçısından şipşakcısına, reklam fotografçısından moda çekeninine, hava fotografçısından düğün fotografçısına, çırağından kalfasına ve en önemlisi öğrencisine kadar tüm sektör bireylerini bünyesine katacak ve sektöre giriş çıkışları kontrol edip, kurallarını belirleyecek; ve tüm bu faaliyetleri yasal zeminde belgelendirecek, belkide konuyla ilgili yazal düzenleme için çalışacak; eğitim kurumlarıyla sıkı ilişkilerde ve bilgi alışverişinde bulunacak ve günün gereklerine göre üyelerini hem ticari hem de mesleki olarak destekleyecek ve en önemlisi olduğunu düşündüğüm, sektörü tüm platformlarda ( devlet kurumları, ulusal ve uluslararası ) sektörü temsil edecek, tıpkı “Berberler Federosyonu” gibi yasal zeminde kendi temelini bulmuş bir “Fotograf Meslek Birliği”, ya da bir “Federasyon”, adının ne olduğu hiç önemli değil, gerekliliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1997'de 5.Fotograf Sempozyumu'nun ardından Hafise KAYNARCA tarafından yazılmış, internette bulduğum bir yazının son paragrafı çok etkileyici...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“...Bir taraftan, fotograf adına biraraya gelmenin sevincini ve çoşkusunu yasarken, diger taraftan da, orada olması gerektiğini ve bilgilerinden, tecrübelerinden yararlanacağımıza inandığım, fotografa yıllardır emek veren fotograf dostlarının yüzlerini ve aramıza yeni katılan heyecanlı yüzleri arayıp bulamamanın burukluğu içinde geçti, 5. Fotograf Sempozyumu. Peki ama, neden yoklardı digerleri? Bu etkinligi düzenleyenlere de, gelmeyenlere de, sormak gerekmez mi bunu? Çünkü bir avuç oldugumuza, bir avuç kaldığımza inanmak zor ve ağır geliyor bana... Bundan sonra gerçekleşecek fotograf etkinliklerinde, fotoğraf dostlarının daha çoğunu birarada görmek dileğiyle... “ diye yazmış ve bitirmiş yazısını. &lt;br /&gt;Ne kadar üzücü değil mi ? Bu yazıda orada olmayan fotograf dostlarından profesyonellerin kastedilmiyor olduğu açık ama bizim de üzerimize alınmamız gereken bir serzeniş olduğu aşikar değil mi ? Özellikle bu sektörden para kazanan bizlerin biraz daha sektöre insaflı davranmamız, doğru gelişimi ve yaygınlaşması için çaba sarfetmemiz gerekmez mi ? Ayrıca bu tip toplantıları düzenleyenlerin de kafalarını gömdükleri kumdan çıkartıp etraflarına Birkaç kez bakmaları gerekmiz mi?&lt;br /&gt;Lütfen kendimize gelelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada AFSAD sonuncusu 2002 yılında olmak üzere Fotograf sempozyumlarından ilk 6 tanesini düzenlemiş, son ikisi sempozyum isim değiştirmiş “Ulusal Fotograf Sempozyumu” olmuş ve en son 2005 'te Marmara Üniversitesi ve Yıldız Üniversitesi birlikte düzenlemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09/05/2006&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-8690314587074681316?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/8690314587074681316/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=8690314587074681316&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8690314587074681316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8690314587074681316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/fotograf-sektr-rgtlenme-hak-ihlali.html' title='* Fotograf Sektörü, Örgütlenme, Hak İhlali, Meslek Birliği Olgusu ve Temsiliyet'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-5363567493719802939</id><published>2007-08-17T11:28:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:45:53.370+03:00</updated><title type='text'>* Reklam Sektöründe Fotoğrafın Yeri Nedir ? / Fotoğraf Dergisi, Mayıs 2006</title><content type='html'>Genel olarak reklam sektörüne baktığımızda;  özellikle basılı ve görsel mecra açısından değerlendirildiğinde, iş artık fotograftan başlamaktadır.  Fakat ne yazık ki hem fiziksel hem de ilkesel olarak ilk sırada bulunmasına rağmen, iş akışında ve bütçelendirilme sürecinde fotograf hep en sonda gelmektedir. Özetle aslında fotograf reklam sektöründe üvey evlat muamelesi görmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik olarak ve mesleki uygulamalarda, gerçekten çok kaliteli ve amacına hizmet eden fotograf üreten fotografçılar vardır. Türk reklam fotografçıları gerekli bütçe imkanları ve çalışma olanakları önlerine konulduğunda; dünyadaki reklam fotografçılarından hiç de aşağıda kalmayacak mesleki bilgiye, yaratıcılığa teknik altyapı ve sanatsal bakış açılarına sahiptirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat Tarkiye'deki gerçek ticari yaşama dönüldüğünde ise reklamverenlerde ve ajanslarda, (yani müşteri tarafında) fotografçının bütçelendirme işini artık müşteri temsilcileri yapmakta; ve öncelikli olarak “bu iş bütçesiz” ona göre fiyatlandırın korkutmasıyla işe adım atmaktadırlar. İş böyle başlayınca da bütün değerlendime, sonucun kalitesinden çok bütçe temeline oturmaktadır. Fotograf kadar önceliği olmayan bir sürü şeye bütçe ayırmakta rahat davranan reklamveren ya da ajans, sözkonusu  fotograf olunca birden bütçelerini tüketmekteler nedense...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir gerçek de ne yazık ki ajanslardaki yaratıcı elemanların bile artık fotograf değerlendirmede eskisinden daha az  seçici davranmalarıdır.  Fakat bu mevcut idari yapılanmanın değişiminden kaynaklanmaktadır. “ Önüme ne gelirse onunla çalışırım “ mantığı vardır artık.  Bunun sebebi ise bahsettiğim bütçe sorunları nedeniyle vasıfsız ya da yetersiz fotografçılardan;  yine konuya çok da hakim olamayan müşteri temsilcileri ya da kişiler vasıtasıyla hizmet alınmasıdır. Ya da fotografçının yine aynı bütçesel sorunlar nedeniyle kalitesiz iş üretilmesine göz yummak zorunda kalmasından kaynaklanmaktadır. Bu ve benzeri sorunları sanırım sektörde faaliyet gösteren tüm fotografçılar yaşamaktadırlar. Hal böyle olunca reklam fotorafının sektörde nasıl bir yerde olduğunu aşikardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde, her sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de hizmet arzı ve mesleğe giriş çıkışlar kontrolsüzdür. Bu durum, sektörümüzdeki mesleki örgütlerin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bizler ticaret erbabı değil zenaatkarız. Doğru olanı, profesyonel olarak bu işi yapacak insanların, batı ülkelerinde olduğu gibi belli kurallar ve yeterliliklere sahip olduktan sonra hizmet arzına başlamasıdır. Fakat ne yazık ki; her alanda olduğu gibi yasal düzenlemedeki yetersizlikler ciddi mesleki sorunları beraberinde doğurmaktadır.  Hizmet ajansları, matbaalar, profesyonel orjini başka bir sektörde olan amatörler dahi tanıtım fotografçılığına soyunmaktalar.  Olması gereken herkesin kendi işini yapmasıdır. Fakat daha önce bahsedilen yasal düzenlemenin yetersizliği ve sektördeki örgütlenme olmayışı buna meydan vermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir fotografçı dostun bir yazıma yazdığı yorumda belirttiği gibi, “Başıboşluğun ve aymazlığın olduğu yerde çakallar saltanat sürer.“  Bu ifade sektördeki reklam fotografçılığının durumunun özünü çok iyi açıklamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse ne yapılmalı ? Öneriler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Profesyonel Tanıtım Fotografçıları Derneği, baskı ve referans grubu haline gelmiş güçlü bir yapıya ulaşmalıdır. Daha doğru bir ifade ile artık meslek birliği ya da federasyon gibi yasal zeminde yaptırımlara sahip bir üst kimlik kazanmalıdır.  &lt;br /&gt;* Bu kurum, devlet nezdinde hukuki kimliği olan yasal bir zemine oturabilmeli; ya da en azından tüm sektörün işletmeleri ve bireyleri nezdinde tanınırlığı sağlanmalıdır. &lt;br /&gt;* Bu  başarılabilirse “faaliyet izni=dernek üyeliği” koşulu getirilmesi için çalışılmalı yada “profesyonel kalite=dernek üyeliği” düşüncesinin yerleşebilmesi için çaba sarfedilmelidir. &lt;br /&gt;* Meslek etik ve kuralları yazılı ve dikkate alınacak şekilde ortaya konulmalıdır.&lt;br /&gt;* Sektör insanlarına, karşı karşıya olduğumuz erezyon tüm açıklığı ile anlatabilmek için toplantılar düzenlenmelidir.&lt;br /&gt;* PTF Derneği diğer sektör dernekleri ile ortaklaşa projelere ( eğitim, sergi, seminer, çalışma grupları vb.) girmelidir.&lt;br /&gt;* Sektöre işgücü sağlayan eğitim kurumlarının, sektör ihtiyaçlarını göz önüne alarak eğitim programlarını yönlendirebilmesi için öneriler götürülmelidir. Ve bu eğitim kurumlarında öğrenim görenlerin öğrencilikten itibaren bu çatı altında bulunması sağlanmalıdır. İleride sektöre hizmet edecek bu öğrencilerin hem mesleki hem ticari birikimlerinin doğru kaynaktan ve sektöre zarar vermeden aksine daha faydalı olacağı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Okullu veya alaylı tüm sektör çalışanlarının daha nitelikli ve verimli olmasını sağlamak üzere takvime bağlanmış çalışma grupları ve eğitim seminerleri yada kurslar düzenlenmelidir.&lt;br /&gt;* Sektörün ihtiyacı olan bilgiyi sektör dışından değil sektör içinden alması sağlanmalıdır. Bu kendi saygınlığmızı daha da artıracaktır. &lt;br /&gt;* Bu çabanın bireysellikten çıkıp bir grup/topluluk bilincine oturması gereklidir. Sektörün ve kalitenin topyekün gelişimi buna bağlıdır. Bunu başarabildiğimiz zaman rekabet kuralları olması gereken zemine oturacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Potansiyel müşterilerin ve rekamverenin de de sektörümüzü daha iyi değerlendirebilmesi ve hakkettiği saygınlığı göstermesini sağlamak için temsilcilerine ve isteklilere; doğru ticari fotografın ve reklam fotografçısının seçilmesi ve  değerlendirilmesi konusunda; eşgüdümlü olarak da fotografın doğru kullanımına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Bu maksatla, fotograf kullanımı ve tercihleri ile ilgili değerlendirme kıstaslarının standart kurallar çerçevesinde olmasını sağlamak için seminerler, gerekirse eğitim toplantıları düzenlenmelidir. Bunu yapmak, sektörde faaliyet gösteren meslektaşlarımızın işini kolaylaştıracaktır. Ne istediğini bilen bir müşteri ile çalışmak her zaman daha kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04/05/2006&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-5363567493719802939?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/5363567493719802939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=5363567493719802939&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/5363567493719802939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/5363567493719802939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/reklam-sektrnde-fotorafn-yeri-nedir.html' title='* Reklam Sektöründe Fotoğrafın Yeri Nedir ? / Fotoğraf Dergisi, Mayıs 2006'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-8470818343697308784</id><published>2007-08-17T11:27:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:46:02.655+03:00</updated><title type='text'>* Milli Saraylar'a Mektup</title><content type='html'>04 Mayıs 2006&lt;br /&gt;Milli Saraylar Daire Başkanlığına,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu: Başkanlığınıza bağlı, saray, köşk ve kasırlarda fotograf çekimi hk.&lt;br /&gt;İlgi: Fotograf, film, video çekimi ve dijital görüntü alma yönetmeliği ve yönergesi&lt;br /&gt;Ekler: Konuyla ilgili fotograflar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurumunuza bağlı saray, köşk ve kasırların halka açılmış turistik gezi alanlarında zaman zaman evlilik portreleri çeken bir fotografçıyım.  Yaklaşık 5 yıldır bu tür çekimleri Beylerbeyi Sarayı, Ihlamur Kasrı; Küçüksu Kasrı, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı bahçelerinde yapmaktayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezi Amerika'da bulunan ve bünyesinde dünyanın çeşitli ülkelerinden binlerce düğün fotografçısının bulunduğu Düğün Fotografçıları Derneği'nin  (Wedding Photojournalist Association-WPJA)  tek Türk üyesi olarak çektiğim fotograflarla bu platformda ülkemi temsil ediyorum. Ve ülkemizdeki düğün fotografçılığında bu tarzın ilk temsilcisiyim.  Yurtdışında katıldığım toplantı, sergi ve yarışmalarda diğer ülkelerdeki fotografçıların çalışma şekillerini ve tarihi mekanların nasıl değerlendirildiğine ve bu fotografların o insanlar için ne anlam ifade ettiğine defalarca tanık oldum. Mimar Sinan Üniversitesinde öğrencilik yıllarımda ve daha sonra mezun olmamı takip eden yıllarda yurtdışında bu tarzda fotograflar çeken yabancı fotografçılarla bulduğum çalışma fırsatlarında bu tarzı tanıdım ve öğrendim.  Çekimlerimizin temel çalışma mantığı bu mekanların tarihsel bütünlüğü ve düzenlemelerinden istifade ederek, evlenen insanlar açısından da rahat edebilecekleri bir atmosfer olması sebebiyle tercih edilmesinden kaynaklanmaktadır. Bütün Avrupa'da ve dünyada da evlilik portreleri yaşanılan kentin tarihi ve kültürel alanlarında yapılmaktadır. Bu tarz o ülkelerde yerleşmiş ve düğünün bir parçası gibi kabul edilen bir fotografçılık yaklaşımıdır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alana yönelmemin önemli sebeplerinden bir tanesi; yabancıların kendi değerlerine verdikeri önem ve ehemmiyetin bizim kültürel alışkanlıklarımıza da girmesini sağlamak ve yabancı fotografçıların çektikleri gibi fotograflar çekmektir. Bu tarz bir fotografçılığın Türkiye'de yapılmıyor olmasına da yabancı fotografçılar hep şaşırmışlardır. Hatta bir Belçikalı fotografçı her sene isteyen müşterileri ile Türkiye'nin güneyinde bulunan tarihi mekanlara özel fotograf gezileri düzenlemektedir. Bu tarz yabancılar için o kadar önemli ve kıymetlidir. Şaşırtıcı olan bizim ülkemizde tam tersi değersiz addedilmekte ve henüz yeni yeni müşteri talepleri oluşmaktadır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapmaya çalıştığım Avrupa'da ve dünyada olduğu gibi ülkemizin, şehrimizin ve toplumumuzun sahip olduğu kültürel ve tarihi varlıklarımıza ait alanlarda ve çevrelerinde evlenen çiftlerin fotograflarını çekmekten ibarettir.&lt;br /&gt;Bu çekimler sırasında İstanbul'da Beşiktaş'ta yaşayıp Ihlamur Kasrı'na hiç girmemiş, Bağlarbaşında yaşayıp Beylerbeyi Sarayı'na hiç girmemiş; ilk defa girdiklerine ve şaşkanlıklarına tanık olduğum çok müşterim oldu.  Çalışmalarımızı yaparken kesinlikle bulunduğumuz mekana ve çevreye zarar vermeden ve bulunduğumuz mekanın kurallarına uyarak, üçayak sehpa, flaş, spot, ışık vb gereçlere ihtiyaç duymasızın ve bunları kullanmadan çekimlerimizi yapmaktayız. Genel olarak çekimler sırasında evlenen çiftler ve yanlarında birkaç refakatçi ve yardımcım ile ben bulunuruz. Yani toplam sayımız 5-7 kişiyi aşmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıla kadar Başkanlığınıza bağlı bahsi geçen mekanlara turistik gezi çekimleri yaptığımız varsayılarak gezi   için belirlenen ücretlerini de ödeyerek girip fotograf çekebiliyorduk. Fakat bu hafta bunun için izin almamız ve 300 YTL/ saat ücret ödenmesi gerektiği söylendi. Ve çekim yapmak için saray bahçesine giremedik. &lt;br /&gt;Daha önceki zamanlar da da Dolmabahçe Sarayında benzer durumlarla karşılaşmış; görevli personel benim profesyonel fotografçı olduğum kanısına vardığı için profesyonel çekim yapılamaz gerekçesi ile içeri yine alınmamıştık. Hatta İsviçre'de yaşayan bir gurbetçi müşterim hem nişanında hem düğününde nişan ve düğün tarihlerini özellikle 30 Ağustos ve 23 Nisan tarihlerine alıp Dolmabahçe Sarayında çekimlerinin yapılmasını istemiş, nişanının olduğu 30 Ağustos'ta tüm yalvarış yakarışlarına karşılık( hem de bizden önce başka bir çift ve fotografçı aynı maksatla girmiş olmalarına rağmen) içeriye alınmamıştık. Yine aynı çiftin düğün tarihinde (23 Nisan'da) aynı yalvarış yakarıştan ve binbir ricadan sonra yanımızda görevli bir personelin refakat etmesi koşuluyla girmemize izin verilmişti. O çekimlere ait birkaç fotograf yazıya eklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim profesyonel fotografçı olduğum konusunda tartışma yoktur. Çünkü hayatımı bu işle kazanıyorum. Fakat bu tip bir çekimde benim profesyonel fotografçı olmam sanırım yanlış bir profesyonellik konusu olarak değirlindiriliyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel fotograftan kasıt, bu işi “yaptıran” kişi ya da kurumun bu fotografları ticari bir kaygıyla yaptırmış olmasıdır. Yani ürününü satarken, onu göstermek ve tanıtmak amacıyla ve reklam maksadıyla kullanılmak üzere çekilmiş reklam fotografıdır. Bu fotografçılık tanımı zaten yönetmeliğin 1.Madde E bendinde tanımlanmış olandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki bizim yaptığımız çekim yönetmeliğin 1.Madde A bendinde tanımı yapılmış olan Turistik gezi çekimlerinden farklı değildir. Herhangi bir turist ya da bireyin boynunda taşıdığı aynı makineyi kullanarak çekim yapmaktayız. Sarayın içerisindeki alanlarda çekim yapmamıza izin verildiğinde orada nasıl davranmamız gerekiyorsa ve görevli tarafından nasıl olması gerektiği ile ilgili aldığımız bilgi doğrultusunda davranıyoruz. Kesinlikle flaş kullanmadan ve fotograf makinesi ve diğer lenslerimizi taşıdığımız çantamız dışında yanımızda başka hiç bir şey olmuyor ve mekanın kurallarına kesinlikle aykırı davranmadan çalışmaya azami gayreti gösteriyoruz.  Kaldı ki turist gibi davranıp daha sıradan herhangi amatör vafa sahip bir fotograf  makinesi ile de aynı fotografları çekmek de mümkündür. Ya da aynı insanlar kendi arkadaşları olan birisine bu fotografları bir amatör makine ile yaptırabilirler. Çalışma durumu ve çekim aşamalarında hiç bir farklılık olmadan bu çekimi kimin yaptığı çok önemli değildir. Çünkü aynı ağacın önünde, aynı kapının yanında, ya da aynı havuzun önünde zaten turistler ve diğer vatandaşlar bu tip fotografları çekiyorlar. Bizim yaptığımız diğer insanlardan farklı olarak sadece ve sadece profesyonel bir bakış açısı ve tecrübe ile bu fotografları çekmektir. Bu fotografları çektiren insanlar da bu fotografları para kazanmak için değil, aile albümlerine koymak üzere çektirmektedirler.  Özetle yaptığımız çekimler reklamcılık ya da ticari fotografçılıktan tamamen farklı olan özel portre fotografçılığıdır. Yani standart fotograf stüdyolürında çekilen portre fotograflarından hiç farkı yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bizler ticari bir çekim yapmaya kalktığımızda taşıdığımız ekipmenler bu çekimlerdekinden çok farklıdır. Profesyonel stüdyo flaşları, ışıklar, üç ayak sehpalar, reflektörler ve buna benzer bir sürü ekipmanı da yanımızda bulundurarak çalışırız. Ve bu kadar yüklü bir ekipmenle bırakın saray mekanlarını başka yerlerde dahi çekim yaparken çekimi yaptığımız müşterimizin, çekim yapacağımız yerin ilgilisine başvurarak gerekli izinleri almasını, varsa belirlenmiş ücretlerin ödemelerini yapmasını sağlarız. Çünkü gittiğimizde orayı uzunca bir süre meşgul ederiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak yaptığım çekimler ekteki fotograflardan anlaşılacağı üzere evlenen veya nişanlanan çiftlerin, sünnet çocuklarının  ya da ailelerin özel aile portrelerini çekmekten ibarettir. Ticari ve raklam fotografçılığı ile hiç bir benzerliği veya gayesi de bulunmamaktadır. Ben bu yazıyı yazarken amacım bir ayrıcalık istemek değil, zorluk çıkartılmamasıdır. Bu tür çekimlerin yönetmelikte tanımlanmış turistik gezi çekimleri olarak değerlendirilmesi ve saray girişlerinde yaşanılan karışıklığın giderilmesi için gerekli emir ve müsaadelerinizi  saygıyla arz ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla&lt;br /&gt;Mustafa Turgut&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-8470818343697308784?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/8470818343697308784/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=8470818343697308784&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8470818343697308784'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8470818343697308784'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/milli-saraylara-mektup.html' title='* Milli Saraylar&apos;a Mektup'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-7748082746215032431</id><published>2007-08-17T11:26:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:46:12.740+03:00</updated><title type='text'>* Fotograf Eğitimi ve Mesleki Örgütlenme / www.fotografim.com</title><content type='html'>Aslında sapla saman birbirine karışmış durumda. Kim fotografçı, kim fotograf sanatçısı, kim fotograf zenaatkarı...Herkes birbirinin yerine oynuyor. Bir amatör fütursuzca profesyonel işleri yapmaya kalkabiliyor. Ya da bir fotografçı bir-iki ödül ve sergileme aldığında hemen titrini -fotograf sanatçısı-  isminin ardına ekleyebiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendime zenaatkar demeyi tercih ediyorum. Bir yerlerde benden bahsedilirken ya da birilerine tanıştırılırken ismimin arkasına fotograf sanatçısı lafı eklendiğinde bundan rahatsızlık duyuyorum. Çünkü böyle bir titri hakedebilmek için fotograf sanatı adına epeyi bir şeyler yapmış olmak gerektiğini düşünüyorum. Bunun kolay hakedilebilecek ve kolay taşınabilecek bir titr olmadığını biliyorum en azından. O yüzden de hemen düzeltip “fotografçı” olduğumu söylüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotograf sergileme üzerine yazdığım yazıların üçüncüsüne İsmail Coşkun'un yaptığı yorum üzerine, “fotograf eğitimi ve mesleki örgütlenme” konusuna da biraz dokundurmak istedim. Aslında bu yorumla İsmail Coşkun daha fazla açılım getiriyor, tanıtım fotografçılarına ve isimlerinin ardına sanatçı titrini yakıştıranlara da dokundurmak gerekiyor ama bunu başka bir yazıda yapacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmail Bey' yorumunda tam zurnanın zırt deliğine dokurdurmuş. Çok da iyi etmiş. Eğitim, örgütlenme ve aidiyet. Aslında irdelenmeye nederen başlanacağı da belli olmayan bu üçlü kavram, her birinin ve asıl konunun mütemmim cüzü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım yine kendi kronolojime göre yazacağım. Gençlik dönemlerimde, babamın stüdyosunda çalışırken sürekli  mesleki örgütllenme olmayışının sıkıntılarının çekilmesine şahit olmuşumdur, bizzat kendim de bu sıkıntıları yaşamışımdır. 80'li yılların başında renkli fotografa geçiş dönemlerinde çektiğimiz renkli vesikalık fotografların devlet dairelerinden kullanılmadan geri gönderilişlerini ve bu durumu değiştirmekle ilgili verdiğimiz mücadeleyi hatırlıyorum. Renkli vesikalık fotografın, siyah-beyaz vesikalıktan farklı olmadığını, aynı yöntemlerle hazırlandığını ve aynı işi daha doğru göreceği konusunu;  özellikle Nüfus ve Tapu müdürlükleri ile Milli Eğitim'e defalarca anlatabilmek için uğraşlarımızı ve siyah-beyaz vesikalık fotograftan daha fazla kişisel bilgileri taşıdığını, bunun artık çağın bir gerçeği olduğunu bir çok örneklemeyle anlatmaya çalışmış ve anlatamamaştık. Yaptığımız onca makina yatırımını vesikalık fotograflarla ilgili işlerimizde neredeyse 1 yıla yakın bir zaman kullanamamıştık.  Nihayetinde çaresini İçişleri Bakanlığına gönderdiğimiz bir dilekçeye ekli renkli ve siyah-beyaz fotograf numuneleri ile kullanımına dair sakınca olmadığı ve daha iyi olacağıyla ilgili; 8 ay sonra cevabi yazının gelmesiyle bulabilmiştik. Bu tamamen kişisel bir çabaydı.  Bu cevabi yazıyı tanıdığımız bütün fotografçı esnafına göndermiş ve bir çok fotografçıdan da hayır duası almıştık. Türkiye'de renkli vesikalık fotografın kullanımındaki sıkıntılar bu çabalarla atlatıldı diyebilirim rahatlıkla. Bir meslek örgütümüz olmadığı için bu mücadeleyi kendimiz vermiştik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine vesikalık fotografların ölçüsüyle ilgili olarak bütün devlet dairelerinde yanlış olduğunu düşündüğüm 4,5x6 cm. ölçünün dünya standartı olan 3,5x4,5 cm. Olarak düzeltilmesiyle ilgili de o yıllarda çok uğraştım ama başarılı olamadım. Kimse dönüp bakmadı bile. Bırakın fonksiyonelliğini; (çünkü fotografı belgeye yapıştıracak memur onu belgedeki yere yapıştırabılmek için küçültmek zorunda kalıyor, hem de muhtelif ölçülere...) israf edilen kağıdı metrekare birimiyle ortaya koyduğunuz zaman ne kadar milli servetimizin çöpe gittiğinin örneklemesi bile işe yaramadı. Kullanılmaya başlandığından beri çöpe atılan fazlalığı varın siz hesap edin. Ve Türkeyi'de fotograf sanayisi yok, her şeyimiz ithalatla geliyor. Yani dövizlerimizi çöpe atıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet şimdi Alman konsolosluğunun zoruyla standartlarımız değişecek galiba. Alman konsoloslugu olmasa gerçekten de fotografçı milletimiz dünya standartlarında vesikalık fotograf neymiş ve nasıl çekilmeliymişi bilmeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.istanbul.diplo.de/tr/04/Merkblaetter__Visa/Informationen__ueber__biometrische__Bilder__Seite.html""target=new"&gt;http://www.istanbul.diplo.de/tr/04/Merkblaetter__Visa/Informationen__ueber__biometrische__Bilder__Seite.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu nazire olsun diye yazmıyorum gerçek bu. Vesikalık fotografta dünyanın neresinde görülmüş rötuş yapıldığı ya da göz renginin değiştiği... Ama Türkiye'de oluyor ve bunu sanat adına yapıyorlar. Vah vah. Kardeşim "vesikalık" adı üzerinde. Tamamen rötuşsuz ve kişiyi tanımlamak üzere çekilmesi gereken bir fotograf. Bizim "foto"cular şimdiye kadar neredeyse müşteriyi memnun etmek adına vesikalığın dışında ecnebilerin "glamour" * dedikleri türden fotografları müşterilerine çekmeye devam ettiler ısrarla. Hem de üç otuz paraya. Halbuki İngiltere'de bir glamour oturumu 100 sterlinden başlar. Bizim fotocular bedavaya da çalıştılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da yeni ciddiye alınmazdı da Alman konsolosluğu fotografçı adresleri gösterince ortalık karıştı. Nihayetinde İSFO diye bir odanın varlığından haberdar olduk. (İSFO konuyla ilgili bir bildiriyi üyelerine yayımlamış. Bildiriyi http://www.nisan.com.tr/muhtelif/isfo.jpg  adresinde görebilrsiniz.)  Sanırım İSFO'da bizim PTFD gibi çalışıyor. ( Rakı, balık, meze üçlemesi beleşse...) Ayrıca yaptıkları işe verdikleri önemi ve duydukları saygıyı da isimlerinin açılımından görebilirsiniz. ( İSTANBUL FOTO SANATKARLARI ODASI ) Yıllardır müşterilerinin "foto" diye seslenmelerine alışmış olmalılar ki odanın adında "FOTO" kelimesini fotograf kelimesi yerine kullanmayı tercih etmişler.  Bana göre bu durum mesleki örgütlenmeye verilen kıymeti çok iyi ifade ediyor.  Yazık... İçlerinden birileri imla kılavuzuna bakmayı dahi akıl edememiş, ya da arkadaşlar bu ifadenin doğrusu fotograf diyememiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmail Bey'in yorumu üzerine yazıya devam edelim.  Profesyonel tanıtım fotografçılarımızın, mahallelerde bulunan diğer profesyonel fotografçılara bakışlarından ve küçümsemelerinden bahsetmiş ki çok duğru bir ifadedir bu. Tanıtım fotografçıları sanki profesyonel olan bir tek kendileriymiş gibi düşünürler ve tavırları da öyledir. Ve ben dahi onlardan biri olmama rağmen düğün fotografçılığı ile ilgili tavrımdan dolayı bana da şöyle bir tepeden, küçümseyerek bakarlar çoğu. (tabiki beni tanıyanların dışında çok iyi tanımayanlar ve benim tanımadıklarım) Halbuki gerçekten de durum İsmail Bey'in dediği gibidir. Tanıtım fotografçılarının önemli bir kısmı evlilik ve özel gün fotografçılığını, birincisi küçümsediklerinden; ikincisi her fotografçının yapamayacağı bir iş olduğundan yapmazlar. Çünkü bu iş tekrarı olmayan ve hatasız çalışmayı gerektiren bir iştir. Ve böyle bir işte başarısız olmak tüm kariyerini etkiler. Bu sebepten de dünyada çok önemli olan, tek başına bir alan olan "wedding photography" ( düğün fotografçılığı ) kavramı Türkiye'de hala oturmamıştır. &lt;br /&gt;Bununla ilgili Fotograf Dergisindeki bu ayki sayıda (Nisan 2006) bir makalem var, isteyenler okuyabilir. &lt;br /&gt;Hala düğün fotografçılığı deyince insanların aklına mekanda servsi yapılan expres fotograflar gelir. Bu "foto"cular açısından da böyledir. Onları ilgilendiren İyi ve güzel fotograf çekmek değil; bir kareye ne kadar çok insan doldurursa o karenin satış tirajının o kadar yüksek olacağıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten sektörün bunun gibi binlerce sorunu var, hangisini yazayım... Ahlaki, mesleki etik, yaptığı işe saygısızlık,  sahtekarlık, riyakarlık, birbirini kötüleme vb... Sakın bunları eleştiri olarak görmeyin ben de bu sektörün içindeyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır PTFD ( Profesyonel Tanıtım Fotografçıları Derneği) toplantılarında mesleki örgütlenmenin gereğini ve yapılması gerekenleri ısrarla söylerim. Türkiye'deki tüm fotografçıların ( tanıtım fotografçısı, vesikalık fotografçısı, düğün fotografçısı, portreci, vs.) tek bir çatı altında örgütlenmesi gerektiğini, eğitim kurumları ile sürekli iletişim içerisinde olunması gerektiğini, okullardan mezun olacak fotografçı adaylarına  bu çatı altında bilgi verilmesini ve denetlenmesi gerektiğini vs. bir sürü şey öneririm. Ama işe yaramaz. Çünkü herkes kendini düşünür. Bununla ilgili yapılacak şeylerin kendine de uzun vadede fayda sağlayacağını bir türlü anlamak istemezler.  Ama gerçek aynen öyledir. Örgütlü ve ne yaptığını bilen bir fotograf kuruluşuna -adı ne olursa olsun- her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Tıpkı Berberler Federasyonu, ya da Grafikerler Meslek Kuruluşu ya da Reklamcılar Derneği gibi. Toplam sektör büyüklüğünü düşündüğünüzde fotografçılar berberler kadar olamamışlar. Halbuki, sadece bir kentimizdeki fotografçıların toplam yatırımı, Türkiye'deki bütün berberlerin yatırımından fazladır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin eğitim tarafına baktığınızda da yaklaşım Türk alaturkalığından öte gitmez. Okullarda portre fotografçılığı dersi vardır ama, programlarında, portrenin en önemli bölümü olan evlilik ve özel gün fotografçılığı ile ilgili bırakın pratiği, teorik olarak dahi bir şey yoktur. Adı bile geçmez... Zannedersiniz bu alanın varlığının tartışılması bile görünmeyen gizli pazarlıklarla yasaklanmıştır. Her hangi bir okullu bu sektörde çalışamaz. Çalışırsa da afaroz edilir. Aynen İsmail Bey'in yazdığı gibi gerçekten de "görmezden gelinir" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın düğün fotografçılığı konusunda uygulama veya ders konusu olmamasını; bu okullardan mezun olan öğrencilerin hayatlarını bu işte kazanacakları dahi varsayılmaz. Okulların hiç birinde ticari fotograf işletmeciliğinin lafı bile edilmez. Halbuki bu konu kendi başına hem de ciddi bir zaman ayırarak öğretilmesi gereken bir konudur. Vergi sisteminden, ticari ahlaka; personel istihdamından, müşteri ilişkilerine; mesleki standartlardan, bir işin doğru bütçelendirilmesine kadar bütün detayları ayrı ayrı öğrencilere öğretilmesi zorunlu olmalıdır.  Ama ne yazık ki bu yapılmaz. Çoğu okulda staj zorunluluğu dahi yoktur. Sonra da öğrenci mezun olup piyasaya çıktığında sudan çıkmış balık gibi ortada kalır.  Standart, sıradan bir fotomodel, fotografçıdan iyi para kazanıyor diye de hayıflanırız sonra da. Ya da hava çekimine giderken helikopterin saat ücretinin altında kalan çalışma ücretlerine kızarız. Yanlış anlaşılmasın burada çok değerli hocalarımı değil sadece mevcut sistemi eleştirmeye çalışıyorum. Çünkü okulların müfredatları gereklere göre belirlenmez. Yukarıda biri yazar, okul da uygular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden İsmail Bey'in dileklerine ve umutlarına katıldığımı belirtirken de; ondan daha öncelikli ve acil sorunlarımızın olduğunu şöyle kısaca üzerinden geçeren biraz da biryerlere dokundurarak yazmakta sakınca görmüyorum. Gerçekten de "Türk Fotoğrafına katkı yapmayı amaçlayan kurumların, fotoğrafı değerlendirirken temelleri sağlam bakış açısı ortaya koymaları gerekililiği" nin altını ben de hem de kalın kalın çizerek yazımı bitiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılar&lt;br /&gt;19/04/2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Glamour = romantik çekicilik. &lt;br /&gt;Glamour fotograf = romantik fotograf&lt;a href="http://www.istanbul.diplo.de/tr/04/Merkblaetter__Visa/Informationen__ueber__biometrische__Bilder__Seite.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-7748082746215032431?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/7748082746215032431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=7748082746215032431&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/7748082746215032431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/7748082746215032431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/mesleki-rgtlenme-ve-fotograf-eitimi.html' title='* Fotograf Eğitimi ve Mesleki Örgütlenme / www.fotografim.com'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-8950218390447008464</id><published>2007-08-17T11:25:00.000+03:00</published><updated>2007-08-18T12:02:28.936+03:00</updated><title type='text'>* Profesyonellik ve Dumur Vaziyetleri / Bir forumdan...</title><content type='html'>Öncelikle bu başlığın Sn.Mete007'ye cevap niteliği taşıdığını ve başka açılımlara ve tartışmalara çanak tutmak bakımından yazıldığını belirtmek isterim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Foruma, Vitrinlik Fotograf Ve Kandırmaca başlığı ile yazdığım yazıya yaptığı yorumunda Sn.Mete007, Orhan Kılıç'la bağlantımı sormuş. Orhan Kılıç'ın kim olduğunu bilmiyorum. İlgili dökümana Rekabet Kurumu'nun web sitesinden ulaştım, kurumun sitesinde arama yaptığınızda sizin de karşınıza çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca cevap bekleyen Lens seçimi vb. başlıkların cevaplanması konusunda vereceğim cevapları merak etmiş... Bu meseleye gelince söylenecek çok şey var. Birincisi bu ve benzeri sorular amatör forumlarda sorulur ve genellikle de cevabını bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Stüdyo Fotoğrafı ve fotoğrafçılığı teknikleri”  başlıklı -hem de kadar profesyonelin bulunduğu- bir  forumda  böyle şeylere cevap aranmasını hala yadırgadığımı belirtmeliyim. Adı üzerinde stüdyo fotoğrafçılığı teknikleri...&lt;br /&gt;Burada sorulacak doğru soru “hangi lens ?“ değil, hangi portre lensi olmalıdır.  Profesyonel, yaptığı işin eğitimini almış ve aynı konu üzerinde mesleğini devam ettirenlere denir. (Gerçi ülkemizde profesyonellik kavramı tam da tanıma uygun gitmez, genellikle insanlar para kazandıkları işin profesyoneli olurlar.) Biz ülkemizdeki kullanıldığı şekliyle devam edelim.... Hal böyleyken “işini bilen” bir profesyonelin böyle basit soruların cevabını burada araması beklenmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lensler birkaç ana grupta tanımlanırlar. Bu tanımlamalar hemen hemen tüm lens üreticilerinin ticari broşürlerinde sınıflandırma maksatlı kullanılırlar. Genellikle de işini bilen bir fotoğrafçı bu broşürlerden kullanacağı lens ailesini ihtiyacına göre seçer. Merak edenler için bir örnek vereyim, bu tablo Nikon broşüründen alınmıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Fisheye lens (Balık gözü objektif)&lt;br /&gt;2- Wideangle lens (geniş açı objektif)&lt;br /&gt;3- Normal lens (normal objektif)&lt;br /&gt;4- Telephoto lens (telefoto ya da dar açı objektif)&lt;br /&gt;5- Reflex Lens (sabit açıklıklı aynalı objektif)&lt;br /&gt;6- Zoom Lens (değişken odaklı objektifler)&lt;br /&gt;7- Special purpose lens (özel amaçlı objektif)&lt;br /&gt;8- Teleconverter (telefoto odak uzatıcı objektifler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Mete007 Bey'i ve merak edenleri aydınlatmak için biraz da anlatayım... &lt;br /&gt;35 mm formata göre anlatacağım, zira “profesyonellerimizin” önemli bir kısmı 35 mm SLR'lerle çalışıyor :)&lt;br /&gt;Orta ve büyük formata geçildiğinde formata göre metrik tanımlamalar değişir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Balık gözü objektifler, genellikle 15 mm. civarında metrik değere ve 180 derece görüş açısına sahiplerdir.&lt;br /&gt;2- Geniş açılar; genellikle 14 mm. den başlayıp 45 mm.'ye kadar olan açılardır. Seyir açıları 115 derece civarlarından başlar 55 derecelerde son bulur.&lt;br /&gt;3- Normal objektifler; 50 mm. olanlarıdır. 46 derece seyir açıları vardır.&lt;br /&gt;4- Telefotolar; 85 mm.'den başlayıp 800mm. ya da 1000 mm. kadar olanlarıdır. Bazı lens üreticilerinin daha uzun odaklı lensleri de vardır. 28 dereceden 3-4 derecelere kadar seyir açıları vardır.&lt;br /&gt;5- Sabit açıklıklı aynalılar; aynı odaktaki telelere göre daha hafif ve stabil olan lenslerdir. Fakat handikapları tek diyafram açıklığına sahip olmalarıdır. Örneğin  500mm. F:8, 1000 mm. F:11 gibi.&lt;br /&gt;6- Değişken odaklı objektifler; hepimizin bildiği üzere 17-35 mm, 28-85 mm. 35-105 mm. gibi Birkaç farklı odak uzaklığını tek gövdede birleştiren ve genellikle basın fotoğrafçıları, doğa fotoğrafçıları ve yanında 5-6 lens taşımak istemeyen fotoğrafçılar için tasarlanmış çok amaçlı lenslerdir.&lt;br /&gt;7- Özel amaçlı objektifler; genellikle micro, macro fotoğraf çekilmesine imkan tanıyan lenslerle,  genellikle mimari fotoğrafçılıkta kullanılan perspektif kontrolü yapılabilen lensleri özel amaçlı lensler olarak tanımlayabiliriz.&lt;br /&gt;8- Telefoto odak uzatıcılar; adından da anlaşılacağı üzere elinizdeki tele lensin odağını uzatmaya yararlar. Örneğin 1,4X / 1,7X / 2X gibi değerlerle ifade edilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada soruların cevaplanması meselesine tekrar dönmek istiyorum. Bu tür sorularda hep Yaşar Atankazanır Hoca'yı hatırlarım... Kulakları çınlasın;  portre derslerinde “ hocam hangi lensi alalım ”  diye sorulduğunda verdiği cevabı “ evlat amaca göre lens al ” olurdu.  Bu cevabın arkasında aslında; “Ne çekeceğini sen biliyorsun, hangi lensi de alman gerektiğini bilmelisin” idi. Buradan yola çıkarak nerede ne çekerken hangi lense ihtiyaç duyduğunu bilmeyen bir fotoğrafçı zaten profesyonel bir fotoğrafçı değildir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------------------&lt;br /&gt;Forumdan bir soru: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ &lt;em&gt;merhaba sevgili meslektaşlarım stüdyo fotoğaflarında kullandığım makina canon 350d ve 400d üzerindeki standart lensin dışında bir lens almak istiyorum. Nedeni ise doğada gelin damat çekerken daha iyi sonuç ve bazı çekim &lt;strong&gt;şekilleri&lt;/strong&gt; yapmak. Sizce almam gereken objektif hakkında bir fikriniz olabilir mi?&lt;/em&gt; “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Cevap: “ sigma 24-70---2.8 kolay gelsin “&lt;br /&gt;2.Cevap: “ canon 17-85 e-Ef-s lensi aslında L sınıfı imiş.. (dslr satın alma bölümünde dadanagast ın bir yazısında okumuştum.. ihtiyaca göre farklı lensler bulundurmanız gerekecektir.. tek lensle sınırlamak pek doğru olmaz.. “&lt;br /&gt;----------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşımız “&lt;em&gt;bazı çekim şekilleri yapmak üzere&lt;/em&gt;”  bir objektif arıyor, ilk cevaplayan arkadaş ise tak diye cevaplıyor.  İkincisi  de Sn. Mete007 Bey, daha ihtiyatlı davranarak “Dadanagast” lakaplı kullanacının bir yasızına gönderme yaparak ve ne şiş yansın ne kebap cinsinden cevaplıyor. Bu arada Dadanagast adlı kullanıcı da bir amatör fotoğrafçı. Peh peh... Profesyonel arkadaşlar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak ediyorum, lütfen !!! “&lt;em&gt;doğada gelin damat çekerken daha iyi sonuç ve bazı çekim şekillerini&lt;/em&gt;“  biri bana anlatabilir mi?  Yine merak ediyorum böyle bir soruya böyle bir cevap nasıl verilir ? Sanırım bu tartışma sırasında Sevgili  Kadir Çöpdemir' e acilen ihtiyacımız var. :))))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru soru ve doğru cevap örnekleri ise aşağıdaki başlıkta görülebilir. Görüldüğü gibi amatörler bu tip soruları daha doğru soruyor ve cevaplıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;a href="http://forum.netfotograf.com/filtre_lens.asp?msg_id=15425""target=new"&gt;http://forum.netfotograf.com/filtre_lens.asp?msg_id=15425&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bulunan bütün herkesi profesyonellik konusunda biraz daha düşünmeye davet ediyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-8950218390447008464?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/8950218390447008464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=8950218390447008464&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8950218390447008464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8950218390447008464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/profesyonellik-ve-dumur-vaziyetleri-bir.html' title='* Profesyonellik ve Dumur Vaziyetleri / Bir forumdan...'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-4419459727696258711</id><published>2007-08-17T11:24:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:46:39.120+03:00</updated><title type='text'>* Portre ve Düğün Fotoğrafçılığı / Fotograf Dergisi, Nisan-Mayıs 2006</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Genel Durum tesbiti;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotografın sektörel olarak gelişimini ve ihtiyaçlarını belirleyen en önemli alan olan portre ve düğün fotografçılığı ile ilgili olarak; farklılaşmaya ve açılıma neden ihtiyaç olduğunu ve bu açılımlar için neden geç kalındığını daha iyi anlamamızı sağlayacak bir durum saptaması yapmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portrecilik ve özel gün fotografçılığı; bir üst başlık ve ticari alan olarak stüdyo portreciliğinin yanısıra, bebek, çocuk, doğum fotografçılığı ve düğün fotografçılığını da kapsar. Portrecilik ve özel gün fotografçılığı, gelişmiş ve özellikle “güzel sanatların” yaşamın içerisinde yerini çok rahatlıkla bulduğu ülkelerde, kendi başına bir sektör haline gelmiştir. Bu konuda eğitim veren resmi ve özel eğitim kurumlarının (kolejler, üniversiteler ve özel atelyeler) oluşması, sadece bu alanda calışan fotografçıların yetişebilmesini sağlamıştır. Unutulmaması gereken en önemli şey ise tüketicinin yani müşterinin de bu konuyla ilgili daha yaratıcı ve seçici davranıyor olmasıdır. Bir anlamda neredeyse talep arzı yaratmıştır; ya da arz ve talep birbirlerini karşılıklı zorlayarak gelişmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki durum ise dünyadaki gelişim trendinden oldukça farklı olmuş ve bu şekilde süregitmektedir. Fotografın icat edildiği yıllarda bu yeni sanat “her yenilikte olduğu gibi” o zamanki idareyi korkutmuş ve icadından çok zaman geçtikten sonra ülkemizde gayrimüslim portreciler tarafından icra edilmeye başlanmıştır. Türkiye'nin ilk fotograf okulu olan Fotograf Enstitüsü'nün kurulması, fotografın icadının üzerinden birbuçuk asırdan fazla zaman geçtikten sonra, 1978'de o dönemin fotografçılarının da yoğun çabalarıyla gerçekleşmiştir. Özel atelye girişimleri ise şu son birkaç yıl içerisinde yine imkansıza inanmayan “azimli fotograf aşıkları” tarafından başlatılmıştır. Gelişim yıllarındaki ülkenin yoksulluğu ve ekonomik koşullar, sektörün uzun yıllar malzeme sıkıntısı çekmesine neden olmuş, dünya ile iletişim kurmasını güçleştirmiştir. Ancak 80'li yılların sonlarına doğru liberalleşen ekonomi ile sektörün ihtiyaç duyduğu malzemeye ve kaliteli teknolojiye ulaşabilmesi mümkün olmuş, dünya ile iletişim başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak içine kapalı yapı ve imkansızlıklar nedeniyle uzun yıllar stüdyolar, düğün fotografçılığı ile ilgili gelişme ve farklı yaklaşımlardan habersiz, sadece stüdyoda çalışmışlardır. Türkiye’de sayıları 5000-6000 civarında olduğu düşünülen portre fotografçılarının, düğün fotografçılığı ile ilgili olarak şimdiye kadar ne yazık ki gerekli açılımı ve çeşitlenmeyi yapmamış olmaları da, yıllar boyu stüdyo içine sıkışıp kalan, kendini tekrar etmekten öte gidemeyen bir sektör oluşmasına yol açmıştır. Bu sektördeki işletmecilerin ve işgücünün teknolojik gelişmeyi, sanatsal gelişim ve eğitimden önde tutan, ticaret odaklı firmalara dönüşmüş olmaları ise işin diğer olumsuz taraflarındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşteri tarafında da durum bundan farklı değildir. Kültürümüzde portre resim ve fotograf geleneği çok eskilere gitmesine rağmen (padişahlardan bir kısmı portre resimlerinin yapılması için Avrupa'dan ressamlar getirtmişlerdir) işin bu tarafıyla ilgili olarak yeni, farklı, yaratıcı cözümler, yaklaşımlar ve işler talep edilmemiştir. Geleneksel kültürümüzde kişisel portre kavramının vesikalık fotograftan ileriye gidememiş olması; özel günlerle ilgili fotograf gerektiğinde ise insanların aklına hep stüdyo ortamının gelmesi ve belki de hepsinden önemlisi ekonomik çözümlerle adeta geçiştirilmeye çalışılması başka bir faktördür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz bu kaçınılmaz sonun taraflarından bir diğeri de sektöre malzeme arzı yapan firmalardır. Bu firmalar, sektörde bulunan stüdyolara sadece ekonomik birim olarak bakmış ve “kar” kapısı olarak davranmıştır. Ekonomik ve fizibil olmadığı iddiasıyla sektörün gelişimini destekleyecek malzeme getirilmemiş, kar odaklı davranılmıştır. Gri kartlar ve renk referans kartları gibi temel ihtiyaca cevap verecek malzemelerin dahi satıcıların raflarına girmesi son birkaç yılda gerçekleşmiştir. “Bunu almazsan şunu yapamazsın, geri kalır batarsın” “filan stüdyo aldı sende al, yoksa rekabet edemezsin” yaklaşımıyla ve klasik pazarlamacı mantığıyla yaklaşılıp; neredeyse her stüdyo, teknoloji çöplüğü haline getirilmiştir. Yine aynı firmalar “iyi tüketen stüdyoları” uzakdoğu ve kuzey avrupa turlarıyla motive etmeyi tercih etmişler, -bir iki örnek seminer dışında- eğitici programlar düzenlemeyi düşünmemişlerdir. Tartışmasız teknolojik gelişim olmalıdır; ancak aslolan teknolojiden önce, mesleki yetenek ve sanatsal bakışa sahip olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel sanatların bir dalı olan fotograf sektöründe hizmet veren stüdyolardaki işgücünün nitelikleri; eğitim nosyonları ve bu tür işletmelerin varlığını nasıl sürdürebileceğinin fizibilitesi şimdiye kadar işletmeci-tedarikçi-devlet üçgeninde hiç yapılmamış ve yapılması da düşünülmemiştir. Günümüzde artık bu fizibilitenin yapılması hem ekonomik gerekler, hem de sektörün sağlıklı gelişimini sürdürebilmesi açısından zorunlu hale gelmiştir. Ayrıca bir takım yasal düzenlemelerle, bu sektör hakettiği niteliklerle anılmalı; bununla birlikte faaliyet gösteren ve yeni açılacak stüdyolar ile işgücünün de yukarıda bahsedilen kriterlere sahip olup olmadığı ölçülmeli ve bu kriterlere sahip olması sağlanmalıdır. Yasal düzenlemede fotograf stüdyoları sıradan ticari işletmeler gibi değerlendirilmekte, açılışlarında herhangi bir eğitim nosyonu ve yeterlilik aranmamaktadır. Halbuki bu işletmeler sadece “ticari işletmeler” değil güzel sanatlar işletmesi olarak kurulmalı ve bu doğrultuda oluşturulmuş yasal kriterleri bulunmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portre ve düğün fotografçılığı temel olarak bireysel yeteneklere dayalı bir meslektir. Seçici bir sezgiye, hızlı karar verme ve gerçekleştirme yetisine, estetik bakış açısı ve durum değerlendirme gibi bir takım yeteneklere, güzel sanatların temel ögeleri olan kompozisyon, ışık ve anatomi bilgisine, insan ilişkilerinde başarılı olma becerisine sahip olmayı gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına baktığınızda bu iş çeşitli alanlarda çalışabilecek fotografçıların herbirinin süzgecine ayrı ayrı sahip olmayı gerektirir desek abartmış olmayız. Bir manzaracı gibi dengeli, bir belgeselci kadar çözümleyici, moda fotografçısı kadar estetik, mimari fotografçı kadar temiz, sanayi fotografçısı kadar ayıklayıcı, deneysel fotografçılar kadar kurgulayıcı ve sinemacı kadar akıcı ve üstüne iyi bir portreci bakış açılarına sahip olmalısınız. Bir fotomuhabirindeki spontane olaysal uyanıklık, bir mimarın perspektif ve estetik bakış açısı, bir ressamın ışık ve kompozisyon bilgisi, bir heykeltraş kadar anatomi bilgisi, bir düğün fotografçısının işini çok kolaylaştırır. Tabiki mutlaka çok hızlı, sağlam fotograf makineleri ve lensler bu işin doğru yapılabilmesi için olmazsa olmaz gerekliliklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fotografçılık tarzı ve stil;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim izlediğim kadarıyla, gelişmiş ülkelerdeki düğün fotografçılarında üç temel tarz başı çekiyor. Geleneksel, fotojurnalist ve bir de ikisinin karışımı olan esnek fotojurnalist tarz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Geleneksel tarz;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu tarzda çalışan fotografçılar daha geleneklere bağlı, poz verdirerek ve detaylara olabildiğince dikkat ederek, daha şekilsel çalışıyorlar. Bu tip fotografçılar; poz verdirilmiş ve zerafeti ön plana çıkartan albümler hazırlayıp, orta format makinelerle çalışarak, neredeyse tüm ekipman ve ışıklarını çekim yerine taşıyarak, düğün mekanında aktüel bir stüdyo kurarak çalışırlar. Genellikle, müşterinin vereceği çekim listesine göre; seremoni öncesi gelinin, damadın, nedimelerin düğüne hazır haldeki halleriyle; çiftlerin ve alilelerin, birlikte ve tek tek ama biçimsel ve mükemmel poz verdirilmiş fotograflarını, eğer listede varsa, gelinin jartiyer ritüelinden, yaka çiçeklerine kadar bir sürü detayı tek tek fotograflamak isterler. Doğal olarak da bu durum her bir fotograf karesi için ekstra taşınma ve çekim zamanı gerektirir. Seremoniden sonra; hiç beklenmeyen bir anda hiç beklenmeyen bir şekilde, bir sürü insanı biraraya toplayıp, poz verdirerek, grup fotografları çekmeye uğraşır, bu çekilen fotografları düğün sırasında hızla servis yapmak isterler. Bu arada ilk dans, çiçek fırlatma, pasta kesimi gibi aksiyonları geleneksel bakışlarıyla görüntülerler. Çalışma zamanına bağlı olarak 75-150 adet prova fotograftan ve müşterinin hazırladığı poz ve çekim listesine kuralcı bir şekilde bağlı ve diğer çoğu gelinin albümünde görülebilecek, hikaye anlatan fotograflardan ziyade, seçkin, konumlanmış ve bilinen 15-20 fotograflık tipik düğün albümleri hazırlarlar. Neredeyse bütün düğünlerde aynı tarzda fotograf kareleri önceden belirlenir. Fotografçılar bazen prova gününde bile çekim yaparlar, mutlaka çiftlerin düğün öncesi bir günde stüdyoda portreleri çekilir. Sermoni öncesi aile portreleri, davetli grupları, gibi standartlaşmış bir gün planı içerisinde bütün düğün günü fotografçıya endeksli planlanır. Bu tarz daha çok İngiliz düğün fotografçılarının tarzı olarak bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizler özel gün fotoğrafçılığına çok önem verirlermiş; hatta aile büyükleri çocuklarına ya da torunlarına özel günlerinde (özellikle doğum günlerinde) hediye olarak bir fotografçı gönderirlermiş. Bunu bana düğün fotograflarını çektiğim bir müşterim anlatmıştı. Çok şaşırmış ve etkilenmiştim. Bu anekdot, fotografın ve özellikle özel günlerin fotograflanmasının onların aile ve kültür yaşamında bu denli önemli olmasının; fotografçılık sektörünün gelişimde ne kadar etkili olduğunu farketmemi sağladı. Bunu burjuvazinin geleneği olarak değerlendirmek mümkün ama, yüzyıllar boyu sanatı burjuvazinin beslediği gerçeğini gözardı etmemek gerek. Sanatın tarihsel geleşiminde ressamlara ısmarlama portrelerin ve aile resimlerinin yaptırtılması, yaptıkları resimlerin satın alınması ve bu resimlerin evlerinin baş köşelerinde sergilenmesi geleneği; tarihe malolmuş sanatçıların yaşam süreçlerinde mevcut olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Fotojurnalist tarz;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu tarz genel bir fotografçılık bakışını ve tamamen geleneksel tarzın tam tersini; anları ve olayları fotograflama temeline dayanır. Tamamen ansal ve bilgi verici ve olduğu gibi esasına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Fotojurnalist tarzda çalışan bir fotografçı genellikle gelinin ve damadın giydirilmesi sırasındaki heyecanları başından sonuna kadar fotograflamakla işe başlar. Bu tarz fotografçılar siyah-beyaza sıkı sıkıya bağlıdırlar, fakat renkleri fotograflarında cok iyi kullanan ve bundan hoşlanan ve asla bir listeyi sıkı sıkya takip etmeyen fotografçılardır. Şaşırtıcı derecede cesur ve rahat; olabildiğince belgesel çalışırlar. Neredeyse her önemli anı gösteren bu belgesel tad ve tarz şaşırtıcı hikaye albümlerin oluşmasını sağlar. Fakat geleneksel aileler bu tarz bir fotografçıdan hoşlanmayabilirler, çünkü geleneksel portreleri, grup aile fotograflarını çekmek istemezler.Yani geleneksel fotografçıların aksine cansıkıcı poz verdirilmiş fotograflardan hoşlanmazlar. Fotojurnalist tarzı benimsemiş bir fotografçı çok hızlı çalışır. Fakat onların enstantene fotografçısı olduğu kuşkusuna kapılmayın, onlar an fotografçılarıdır. Ansal farklılıkları, hem bir fotomuhabiri hem de amatör fotografçının gözüyle görebilirler. Çalışma zamanına bağlı olarak, çok sayıda fotograf üretmeleri beklenir. Müşterinin tarzınıza uygun olarak çok hızlı ve çabuk çalışabilirler. Tutarlı kalite ve tarza sahiptirler. Müşterinin isteğine bağlı olarak sürecin tamamında ve burnunun dibinde çalışabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Esnek fotojurnalizm;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Belki de düğün fotografçılığının en zor ve zahmetli olanı budur. Bu tarzda çalışan fotografçılardan olağanüstü kişisel ve çabuk bir bakışla bu işin üstesinden gelmeleri beklenir. Düğün dergilerindeki fotografların tarzına sahip olan, moda fotografı tadında çalışan fotografçılar bu gruptadırlar. Bu tarz fotografçılar geleneksel fotografçılar kadar kuralcı değillerdir, fakat fotojurnalistler kadar da özgür davranmazlar. İkisinin arasında bir tarzda istediğiniz biçimsel fotografları ve aile grup fotograflarını samimi bir yaklaşımla en iyi anları ve bölümleri çağdaş magazin fotografları tadında ustaca birleştirerek hem geleneksel hem de sıradışı fotograflar çekmek üzere çalışırlar. Detaylar, ifade ve aksiyonlarla ilgilenirlerken, bireylerin rahat poz vermelerine olanak tanırlar. Gerektiğinde modele hissettirmeden poz vermelerine yardımcı olurlar. Sadece gerektiğinde çekimi yönlendirirler. Genel olarak elde taşınan 35 mm kameralar, tele zoom ve genişaçı zoom lenslerle ve minik eşyalarla çok hızlı çalışabilirler. Bu yüzden de doğal ışık ve dış mekanları tercin ederler. Ayrıca, konuklarla istenebilecek son dakika fotograflarını da çok üzülmeden yaparlar. Bir çok çift düğün sürecininin tamamında calışılması ve katlanılması nispeten daha kolay olan her iki tarzı da birleştirebilen bu tip bir fotografçı ile çalışmak isterler. Bu tarz bir fotografçılar mutlaka müşterilerinden bir fotografçılık planı yapmalarını isterler.&lt;br /&gt;Tarz olarak sanırım bunlardan birisini tercih etmek mutlaka müşterinizin isteği doğrultuda olacaktır. Ancak kendi stilinizi oluşturmak müşterilerinize de yön verecektir. Müşterilerinizin sizi tercihlerinde belirleyici olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf örneklerini görmek için &lt;a href="http://www.mustafaturgut.com.tr"&gt;www.mustafaturgut.com.tr&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-4419459727696258711?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/4419459727696258711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=4419459727696258711&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4419459727696258711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4419459727696258711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/portre-ve-dn-fotografl-fotograf-dergisi.html' title='* Portre ve Düğün Fotoğrafçılığı / Fotograf Dergisi, Nisan-Mayıs 2006'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-7403148653616943420</id><published>2007-08-17T11:23:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:47:01.089+03:00</updated><title type='text'>* Fotograf Sergileme ve İronik Gerçeklik...</title><content type='html'>Sami Bey'in deyimiyle dertleşmeye devam edelim... Yorum ana yazıdan uzun olursa hiç te ayıp olmaz Sami Bey... Keşke herkes sizin gibi 3-5 dakikasını ayırsa da Reha Bey'in yazdığı ironuk gerçeklik  üzerine biraz kafa yorsa....  (Reha Bey “ironik gerçekçilik” olarak sizin yorumlama şeklinizi tanımlıyor olsa da, durum da aynen dediği gibi gerçek, ben o yüzden artık “ironik gerçeklik” diye yazacağım.) Yorumlara Reha Bey'le birlikte Trabzon'dan bir öğretim üyesi “isimsiz” olarak katıldı. Önerilerine teşekkür ederim. Ancak bahsettiginiz belediye ve resmi kurumlar; Sami Bey'in yazdığı gibi yüksek kasttan değilseniz ve garanti bir sergileme olmayacaksa, yada 25-30 bin YTL'yi bastırıp salonu kiralamıyorsanız veya siyasi bir çıkarımları olmayacaksa,  yüzünüze bile bakmıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu fotografların bulurduğu web adresimi vermek, burada tartışmaya yeni bir açılım getireceğini düşündüğüm için  gerekli hale geldi. Neyi tartıştığımızı bilelim, www.nisan.com.tr   adresinde dil seçtikten sonra gelen sayfada,  pembe kutucuğa, “evlilik fotografları” bölümünde tıklarsanız ne üzerine  tartıştığımızı görebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendimi hiç bir zaman klasik bir portreci olarak görmedim ve öyle de davranmadım zaten. Belirteyim, ticari eksenli işlerimin çok önemli bir kısmı reklam fotografçılığındandır. O yüzden de bu yazılara konu olan fotografların bulunduğu kategoride olabildiğince amatör ve naif davranırım. Çünkü bu işleri “kendim için, sevdiğim için” yaparım. Bunun karşılığında da insanlar bana para öderler. Yani hobim olan kısmından da para kazanmaya çalışırım, çünkü insanlar para ödemedikleri işlere olması gereken kıymeti ne yazık ki vermezler. Onlara önemli bir iş yaptıklarını başka türlü hissettiremezsiniz. Bu tartışılır ama benim başından beri çok önem verdiğim bir mesele. Yaptığım işe saygı duymayacağını hissettiğim hiç bir müşterim bu sayede olmadı, çünkü önüne bu yolla geçtim.  Buradan yola çıkarak, yaptığım iş benim için “amatör ve keyifsel” bir kıymet taşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce İsimsiz bay/bayanın endişelerine açıklık getirmek istiyorum. İsimsiz yorumcumuzun bahsettiği huhuki sorun ve tatsız sürprizlerin ilgili endişelenmesine gerek yok. Çünkü, bütün müşterilerimle çekim sonrasında  “müşteri-işgören” ilişkisinin yerini artık dostluk ilişkileri almıştır. Ve her bir fotograf için “olursa eğer” bu sergide onların izni ile olacaktır. Bahsedilen ayrılıkların olduğu çiflerle ilgili; yok ama,  “olduğunu varsayalım bu fotograf dünyanın en iyi fotografı bile olsa” sergilemeyi düşünmem bile. Profesyonel olarak bizim mesleğimiz böyle bir etiğe sahiptir. Türkiye'deki tüm portreciler adına bunu rahatlıkla söyleyebilirim. &lt;br /&gt;Klasik veya amatör portrecilik bu ahlaki davranış ve tutumu kendi içerisinde zaten gösterir. Ustanın çırağına ilk öğretisi bu etik değerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönelim sergilemeye, gerçekten de ğer bu sergi olursa adrenalini oldukça yüksek ve kalıpları kıracak, “fotograf sanatı” kavramının yanlızca kendilerine ait olduğunu düşünen insanlara rağmen olacaktır.&lt;br /&gt;Yıllar önce Akadami'de öğrenci iken Türkiye'ye gelen bir Fransız'ın sergisini hatırlıyorum. -Ne yazık ki ismini hatırlamıyorum.- Vatandaş kendi özportrelerini çekmiş, ama kendi portresi hiç bir fotografta yoktu. Cinsel organına o kadar takmış ki, özportre olarak devasa büyüklükteki fotograflarında cinsel organını seyrettik birkaç hafta boyunca. Elalemin Fransızı mastürbasyon yaparken çektiği fotografları sergilemekten mutluluk duyan ama kendi değerlerinden çıkmış bir fotografçının işlerini dirsekleyen bir zihniyet var ülkemizde. Bunun için kimseyi suçlamıyorum, yabancı hayranlığı bizim kültürümüzde çok eskidir.   Sami Bey'in yazdığı gibi Hindistan/Balat/Mardin fotoğrafları kotasına benden de “sümüklü çocuk fotografları” seçkilerini ekleyebilirsiniz. Böyle bir kotadan yola çıkmıyorsanız, ya da yüksek kasttan değilseniz hele bir de Türk'seniz ve “ben Amerika'dayken” diye de konuşmaya başlamıyorsanız şansınız az değil sıfırdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reha Bey'in açtığı “kültüroloji” meselesi gerçektende bizim cok önem vermediği  bir mesele. Reha Bey'in yazısında  bahsettiği koleksiyon, sanırım gelişmiş ülkelerde çok kıymetlidir. Ancak ülkemizde neredeyse kıymeti yok. Üzerinde tartışılmaz bile. Çünkü yukarıda bahsettiğim kendilerini “fotograf sanatının tek sahibi olduğunu zanneden zihniyet” bu işi sanattan saymaz. Gerçekten de sanat değildir, Zenaat'tır. Ancak o zihniyetin bu gün varlığını borçlu olduğu bir zenaat. Unutmayınız, Türkiye'de fotografçılığı istikrarlı ve hayatlarını sürdürmek için yapan ve amatörlük “yani sanat” kısmına katkı yapmış yüzlerce fotograf zenaatkarı vardır. Fakat bu insanlar da yaptıkları zenaat ürünleriyle değil amatör yanı ağır basan fotograflarıyla önermelerini yapmışlardır şimdiye kadar.  Ben onlardan farklı olarak ticari işlerimle önermemi yapma cesaretini gösteriyorum, bunun neresinde yanlışlık var ? Ben çekinmeden, üzerinde tartışılacağını bile bile bu işlerimle varım diyorum, ticari olmaları bir şey değiştirmiyor. Bunlar benim işlerim, buyurun tartışınız... Bu bana zarar vermez, aksine işlerimi yüceltir. Benim söz konusu olan işlerim Reha Bey'in penceresinden bakınca, standart işlerin dışında farklı olan bir beğeniyi, bir düşünceyi, bir kültürü ifade ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında yazmaya başladığımda “işini doğru yapmak” üzerine bir şeyler karalamayı düşünmüştüm ama olmadı, mesele buralara geldi. Herkese katkısı için teşekkür ederim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Reha Bey, koleksiyonunuzu da çok merak ettiğimi buradan yazmama alınmazsınız herhalde... Herkese açık bir etkileşim yoluyla,  birbirini tanımadan haberleşebilmek çok güzel bir şeymiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seygılar, sevgiler&lt;br /&gt;Mustafa Turgut&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-7403148653616943420?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/7403148653616943420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=7403148653616943420&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/7403148653616943420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/7403148653616943420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/fotograf-sergileme-ve-ironik-gereklik.html' title='* Fotograf Sergileme ve İronik Gerçeklik...'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-4791243459753588111</id><published>2007-08-17T11:22:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:47:20.026+03:00</updated><title type='text'>* Fotograf Galerisi Konsepti - II ve PTFD</title><content type='html'>Foruma gönderdiğim fotograf galerisi konsepti ve fotograf sergileme üzerine yazdığım yazıya üç gün bekledikten sonra bir yorum, hem de çok derin tartışma başlatacak bir yorum gelmiş olmasına çok sevindim. Bunun için Sayın Sami Aksoğan'a ne kadar teşekkür etsem azdır. Aslına bakarsanız ben daha çok yorum gelebileceğini düşünmüş ve bir tartışma başlamasını istemiştim ama, tek bir yorum geldi ama tam onikiden vurdu...&lt;br /&gt;Bir önceki yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır. Benim fotograf galererinin belirlenmiş dar bir kavram ve tarz üzerine uzmanlaşmaları fikrine hiç bir itirazım yok, olamaz da. Alternatiflerini de bir kaç zihin alıştırmasından sonra da üretmiştim zaten... Arzu edilen ve istenen odur ki, bu galeri alternatifleri gerçekleşse. Zihin jimnastiğimi tekrar edeyim;&lt;br /&gt;Sadece siyah-beyaz fotograflar sergileyen bir galeri... &lt;br /&gt;Sadece kavramsal fotograflar sergileyen bir galeri... &lt;br /&gt;Sadece belgesel fotograflar sergileyen bir galeri... &lt;br /&gt;Sadece amatörlerin fotograflarını sergileyen bir galeri... &lt;br /&gt;Sadece satılabilir fotografları sergileyen bir galeri... &lt;br /&gt;Sadece ultra büyük ebat baskıları sergileyen bir galeri... &lt;br /&gt;Sadece bilinen meşhur fotografçıları sergileyen bir galeri... &lt;br /&gt;Sadece basın fotografların sergileyen bir galeri... &lt;br /&gt;Bunlara herkes katkı yapabilir, çoğaltabilir...Keşke gerçekleşebilseler de konsept galeri kavramı da fotograf yaşantımızın içine girse...&lt;br /&gt;Benim itirazım Türkiye'deki fotograf galerilerinin sayısını düşününce bu galerilerinin yöneticilerinin tarz olarak seçici davranma lükslerine. Bu arada bahsi geçen fotograf galerileri sadece İstanbul'dalar. Bildiğim kadarıyla da sadece fotograf sergileyen galeri ülkenin hiç bir kentinde yok. Yanlış biliyorsam düzeltebilirsiniz... &lt;br /&gt;Söylemeye ve anlatmaya çalıştığım tam olarak şudur. Sayıları bir elin parmakları kadar olan bu galeriler, “fotograf” adına bu işi yapıyorlarsa eğer pek de bu kadar keskin konsept tanımlaması yapma özgürlüğüne sahip olmamalılar. &lt;br /&gt;Fotoğraf galerilerinin, fotoğraf üreten insanlara paralel oranda çoğalması için bu alandaki kurum ve kişilerin sorumluluk üstlenmesi meselesinde ise Sami Bey'e katılmamak için fotograf düşmanı olmak lazım. Ben de artık sadece ismen varolan PTFD üyesi idim. Profesyonel Tanıtım Fotografçıları Derneği, ne yazık ki varlığını ismen sürdürse de ne yazık ki yasal ve fiziksel olarak artık yok. Derneği üye olduğum 2001 yılından yılından bu yana hep bu derneğin bir meslek birliği olması gerekliliğini ortaya atan insanlardan sanırım biriyim. Daha önce bu tartışıldıysa bilmiyorum ama, ben bunu dile getirmeye başladıktan sonra dahi tartışılması sadece bir kaç dernek üyesi arkadaşımızla ancak mümkün olabildi. Bir akşam yemeği bedelinde olan bir dernek aidatlarının her sene ne büyük eziyetlerle toplandığını çok yakından biliyorum. Hem de bu işten para kazanılan adı üzerinde ”profesyonel”  bir alanda. &lt;br /&gt;2 yılda bir basılan kitap olmasaydı derneğin hiç üyesi olmayabilirdi. Çünkü derneği ve üyeleri tanıtmak adına basılan bu kitabı, üye fotografçılar portfolyoları gibi kullandılar yıllarca. Derneğin son yıllarda bir kaç kişinin çabasıyla hazırlanmış karma sergilerini bile gezdiklerinden çok emin değilim. Nihayetinde, PTFD'nin diğerlerini yok sayan kuralları ile birlikte, akrebin sıkıştığında kendini öldürmesi gibi, derneğin de yokoluşunu hazırladılar.&lt;br /&gt;Sanırım bu yazıdan sonra da beni afaroz ederler. Bir kere etmeye kalkmışlardı çünkü, başka bir fotografçı arkadaşımızın şikayetine  binaen çok önemli üyelerden oluşan bir kurul tarafından  kulağım bükülmüştü. Buna benzer olaylar dönem dönem başına gelen bazı fotografçı arkadaşlarımız dernekten ayrılarak tepkilerini göstermişler ve derneğe “küsmüşlerdir”. O gün oradan çıktıktan sonra kahkahalarla güldüğümü hatırlıyorum, ama ona rağmen dernekten ayrılmayı düşünmemiştim. Bunu söylüyorum çünkü ben de bu topluluğun bir parçasıyım. Telif haklarıyla ilgili olarak, dernegin üstlenmesi gereken misyonlarla ilgili olarak, ve profesyonel bir tavrın nasıl olması gerektiğinden, ticari olarak yapılabilecekler fikrine kadar, derneğin bir web sayfasının gerekliliğinden üyelerinin web platformunda iletişimine kadar, tartışılması ve sonuca ulaşılması adına bir çok konuda gönderdiğim maillere aldığım cevaplar hiç bir zaman birkaç taneyi aşmadı. Herkes kendi gemisini kurtarmayı düşündüğü için derneğin sökeline* kimse el atmadı. &lt;br /&gt;Ben bundan önceki yazıyı da yine aynı platformda “artık varolmayan” derneğimizinin üyelerine de gönderdim. Fakat ne yazık ki hiç birisinden yorum alamadım.  &lt;br /&gt;Sayın Aksoğan'ın yazdığı gibi keşke PTFD varolabilseydi, keşke bir galerisi olabilseydi, ama “rakı ve balığın beleş olacağı bir yemek organize edilmemişse”  bir arada olmayı bile doğru düzgün beceremeyen ve artık olmayan bu topluluk için söyleyecek fazla bir şey yok.  &lt;br /&gt;Sami Bey'in yazdığı gibi üzerinde düşünmek lazım. Vah halimize...&lt;br /&gt;Ben umuyorum ki, bu sorumluluğu duyacak ve hissedecek başka insanlar zamanı geldiğinde ortaya çıkacaklardır. Şu anda en azından bizim gibi deliler bu ve benzeri durumları için biraz zamanlarını ayırıp bir şeyler yazıp çiziyorlar hiç değilse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16/03/2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not/Düzeltme: Bu arada bir önceki yazıyla ilgili olarak bir düzeltme yapmalıyım, Beyoğlu'dan kastım İstiklal Caddesi'dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*sökel=sakat, malul, güçsüz, hasta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reha Ülkü, 17/03/2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh, demek ki doğrular daha değerliymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç not da benden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1880-1940 arası gelin-damat fotoğrafı koleksiyonum var. Evli değilim ama 11 yıldır evlilik dışı bir partnerim var. Evliliğe de karşıyım. Neden böyle bir koleksiyon, sorusuna, ancak kültüroloji gibi bir yanıtım olabilir. Ayrıca yaşadığım dönem olan, 1960-2005 süresince, tüm dönemlerin damat-gelin fotoğraflarını belleğimde taşırım. Dolayısıyla, doğru bir konudur, derim.&lt;br /&gt;Eğer bu kadar az fotoğraf galerisi varsa, şans düşer, gerçekçi olalım.&lt;br /&gt;''Hindistan-Balat-Mardin'' dizisi ise, sayın Sami Aksoğan''dan beklemediğim bir ironik gerçekçilik. Aynen öyle. Klanlar da öyle.&lt;br /&gt;Sonuç:&lt;br /&gt;Basit: Biz hala bir yerlerde yazabiliyorsak, bizi öldürememişler, demektir.&lt;br /&gt;Demek ki bir yol var. Ben yolu açarım, yıkımla olur, adım deliye çıkar ayrı konu. Yeter ki yürüyen olsun. &lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;br /&gt;Reha ÜLKÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sami Aksoğan 17/03/2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Mustafa Turgut ile karşılıklı dertleşmeye devam etmek istiyorum. Bu arada kendisinin nazik teşekkürünü kabul etmekle beraber konuyu açması ve objektif yaklaşımı nedeniyle biz kendisine teşekkür borçluyuz aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sanat ya da uygulamalı sanat dalında gösterilen performansların sergileneceği, icra edileceği mekanlar o alanda eğitimden sonra gelen en önemli meseledir. Fotoğrafın kendini göstereceği kalıcı iki alan vardır. Basılı görsel medya (gazeteler, dergiler, kitaplar) ve sergiler. Sergideki kalıcılık da sergilendiği süreyle sınırlıdır. Ancak bir sergi kataloğu ile kalıcılaşır. Buna rağmen sergi açmak fotoğrafla uğraşan herkesin gönlünde yatan bir aslandır. İzleyicinin fotoğrafla en yakın teması kurabildiği, gösterilen estetik, teknik, anlatımsal beceriyi en aracısız görebildiği yer sergi mekanlarıdır. Sergi salonlarının yetersizliği fotoğrafın gelişimini olumsuz yönde etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiyede bir fotoğrafçı işlerini nasıl sergiler; bunun için ya dernekler ve fotoğraf kulüplerindeki galerilerin kapısını çalacaktır ki bunların çoğu da ortalama bir galeri normlarına şöyle böyle uyan, sergileme olanakları düşük mekenlardır ya da kişisel gayretleriyle devlete veya özel kurumlara ait ve aradabir fotoğrafa kapısını açan mekanlar bulmaya çalışacaktır. Bu tür yerler de genellikle garantili sergiler ararlar. Mesela yabancı fotoğrafçıları daha bir tercih ederler ya da yüksek kasttan biriyseniz kapılar yine açılıverir. Serginin niteliğinden çok yapılacak tanıtım tantanası daha öne çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan da bir takvim sorunu vardır. Bir serginin süresinin bir aydan kısa olmaması gerekir aslında. Bu da ideal bir zaman değil ama memeleket şartları dedik kabul ettik diyelim. E bir yılda 12 ay var, ama en azından Temmuz ve Ağustos aylarında pek sergi açılmaz. Yani hem izleyici azdır hem de galeri şöyle bir tadilata girse zaten bir iki ay gider. Sonuçta bir galeri yılda on sergi açar. Bana sorarsanız altı sergiden fazla olmamalıdır bu sayı. Fakat bırakın ayda bir sergiyi 10 günlük sergiler açılıyor bizde. Ama genel ortalama iki ila üç hafta. Fotoğrafçının emeğine yazık. Diğer taraftan akademili/alaylı profesyonel ve amatör fotoğrafçı sayısının hızla arttıgı, sergi maliyetlerinin daha azaldığı düşünülünce artan talebi bu kırık dökük yapıyla karşılamak güç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi böyle bir ortamda Mustafa bey gibi bir de gelin/damat fotoğrafları sergilemeye kalkarsanız hiç şansınız kalmıyor. Nedense Hindistan/Balat/Mardin fotoğrafları aynı yeknesaklıkla usanmaksızın sergilenir (bu konuda doldurmamız gereken yıllık bir kota mı var diye merak ediyorum) fakat ticari işlerin bu yüksek sanat atmosferine sızmasına pek izin verilmez. Sonuçta ancak az sayıda genç ve yeni ismin farklı konu ve tarzlardaki çalışmaları ile tanışıyoruz. Usta isimlerin doğru dürüst retrospektiflerini göremiyoruz vs vs. Yapıtları ve sahiplerini görme tanıma fırsatı bulabileceğimiz en işlevsel yerler olan galeriler/müzeler az ve eksik olunca biz de az ve eksik kalıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyecek söz çok ama bir yorum ana yazıdan daha uzun olursa ayıp olur. Yeri gelirse yazmaya devam ederiz nasılsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;br /&gt;Sami Aksoğan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-4791243459753588111?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/4791243459753588111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=4791243459753588111&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4791243459753588111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/4791243459753588111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/fotograf-galerisi-konsepti-ii-ve-ptfd.html' title='* Fotograf Galerisi Konsepti - II ve PTFD'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-52742425283169884</id><published>2007-08-17T11:21:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:47:51.110+03:00</updated><title type='text'>* Fotograf Galerisi Konsepti ? Ve Fotograf Sergileme Üzerine...</title><content type='html'>Epeydir, üzerinde kafa patlattığım ve profesyonel olarak çalıştığım gelin fotografçılığı ile ilgili çektiğim fotografları toparlayıp bir sergi yapmak istiyordum. Fakat bunun için zaman yaratıp da bir türlü motive olamamıştım. &lt;br /&gt;Nihayet bu kış işlerinde yavaşlamasını fırsat bilerek, sergiyi nerede açabilirim diye düşünmeye başlamıştım ki, aklıma hemen sadece fotograf sergileyen galeriler geldi. Diğer sanat galerileri gibi kavramsal birtakım göndermeler yapan işler aramayacaklarını ya da dünyayı yeniden keşfetmiş fotograflar istemeyeceklerini düşündüm. Ne de olsa fotograf galerisiydiler, onlar için fotografların iyi olması yeterlidir diye düşündüm, fotografa hizmet adına farklı alanlarda üretilmiş işlerin ticari işler de olsalar sergilenebilir olabileceğini düşündüm. Ne de olsa bunun dünyada örnekleri vardı... Yurtdışındaki fotografçıların ticari işlerini, müşterilerinin portrelerini, ya da düğün fotografçılarının da sergi açtıklarını bir yerlerde okumuştum. &lt;br /&gt;Bu sergiyle tarz olarak böyle bir alanın da varlığını insanlara gösteririm, belki tartışılır, camiamıza da bir ufuk açarım diye de safiyane bir düşünceye kapıldığımı da itiraf etmeliyim. Hemen birkaç gün içerisinde bir miktar fotograf toparlayarak bu mekanlardan birinin yolunu tuttum. Bu arada şimdiye kadar hiç sergi açmadığımı, yarışmalardan ve düzenlemelerden bir kaç karma sergiye katılmak dışında uzak durduğumu da belirtmeliyim. Dolayısıyla da böyle bir aktivite nasıl yapılır hiç bilmem. &lt;br /&gt;Çok iyi düzenlenmiş, pırıl pırıl bir mekana girince içimden burası doğru yer dedim. Biraz “sanatın kalbi” olan semtlere (Nişantaşı, Beyoğlu) uzaktı ama olsun... Buraya da insanlar sergiyi gezmeye gelirler dedim kendi kendime. Mekandaki görevliye bir sergi açmak istediğimi ve kimle görüşmem gerektiğini sordum. Görevli bu görüşmeyi yapmakla ilgili görevliyi çağırdı, ben de arz-ı halimi aktardım. Gelen görevli ile ofisine geçtik. Tabi bu arada görevliyi beklerken, mekandaki sergiyi gezdim. Öğrencilik yıllarında sevgili Sabit Hoca'nın dersleri için çektiğim onun da “olmamış git yeniden çek“ diye masanın üzerine fırlattığı eskizlerim geldi. Allah razı olsun, ne iyi yapmış hoca... O fotografları o gün masanın üzerine fırlatmasaydı bugün ben de sergidekiler gibi fotograflar çekmeye devam ediyor olacaktım. Neyse burası çok önemli değil. Dönelim mekandaki ofis ve görevliye... Ben sordum o cevapladı, belli ki dersini iyi çalışmıştı, galerinin bu yıl dolu olduğunu, sergi için ayarlamaları çok evvelden yapmak gerektiği gibi detayları aktardı. 3-5 dakikalık görüşmeden sonra fotograflarıma bile bakmadan “siz haftasonu gelin Filan Bey'le görüşün” dedi. Ne yalan söyleyim biraz hayal kırıklığına uğramıştım, böyle bir yerde bu tip görüşmeleri yapan birinin en azından fotograflar üzerinde biraz konuşması gerektiğini düşünmüşüm, benimki de amma saflık yahu.&lt;br /&gt;Uzatmayalım, hafta sonu yanıma “Filan Bey'i de tanıyan bir fotografçı dostumu da alarak galeriye gittik. Uzunca bekleyişten sonra nihayet yanımıza geldi. Bir miktar hoşbeşten sonra arz-ı halimi ona da yineledim.&lt;br /&gt;“Önümüzdeki 4 yıl doluyuz ama.” dedi. Ben de bunlar benim ticari işlerim dedim. “ O zaman hiç sergileyemeyiz” diyerek fotograflara baktı, bir kısmını çevirip ikinci kez daha baktı... Hatta, bir tanesini çevredeki insanlara çevirerek “Burada konusunda çok iyi örnekler var” dedi. “Ama bizim konseptimizin dışında” demesin mi? Peşinden de ekledi. “Bunlar 4 4'lük fotograflar, eğer evlenecek olsam fotograflarımı senden başkasına çektirmem” dedi. Buyurun buradan yakın, iş istemeye gitmedik ki birader, alt tarafı sergi için zaman istiyoruz. Bu hikayeyi aktarıyorum çünkü, fotograf dünyamızın ne kadar kısır ve atgözlüğüyle çevresine baktığını ve fotografı, sanatı tekellerinde tutmaya çalışma mantığını bir kez daha gördüm. Düşünüyorum... Bir fotograf galerisini konsepti nasıl olmalı ? Ben konsept lafından, bir fikri, bir düşünceyi, bir yaratımı anlatan kavramsal ve toplam düşünceler bütününü anlıyorum. Ama yanlış mı anlıyorum diye de muhtelif sözlüklere de bakmayı ihmal etmedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi sözlükte çok fazla ve farklı kullanımlarına dair bir sürü karşılığı üretilmiş ama ben onlardan sadece ciddi olanlarını aldım. &lt;br /&gt;1- Mimarlıkta kullanıldığı şekliyle; “mevzubahis bir projeye dair düşünce örüntülerinin tümü” imiş.&lt;br /&gt;2- Latince'de conceptus, concipere (cum ve capere) bütünüyla almak, içermek anlamındaki sözcükten geliyormuş. Bundan türeyen coceptio'nun ilk anlamı ana rahmine düşmek demekmiş. Sonradan kafada genel bir fikrin oluşması anlamına gelirmiş. Onu izleyen conceptus ya da kavram “bir nesnenin genel ve soyut biçimde düşünülmesi” demekmiş. &lt;br /&gt;3- Anlayış, görüş, düşünce; kavram.&lt;br /&gt;4- Belli bazı ögeleri bir araya getirerek oluşturulan yeni bir kavram. Bunun için Japon alfabesi fevkalade bir örnektir (her harf bir kavrama işaret eder çünkü). Örneğin, 'çatı' anlamına gelen harfi 'inek' anlamına gelen harfin üzerine korsanız, Japoncada 'ağıl' anlamına gelen yeni bir harf elde etmiş olursunuz. &lt;br /&gt;gibi tanımlar buldum. Eh ben de tutturmuş sayılırım, üç aşağı-beş yukarı anlamışım. Tanımdan yola çıkarak ve kendimi zorlayarak böyle bir konsept galeriler çeşitlemesinin neler olabileceğine dair galeri alternatifleri üretmeye başladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece siyah-beyaz fotograflar sergileyen bir galeri... Sadece kavramsal fotograflar sergileyen bir galeri... Sadece belgesel fotograflar sergileyen bir galeri... Sadece amatörlerin fotograflarını sergileyen bir galeri... Sadece satılabilir fotografları sergileyen bir galeri... Sadece ultra büyük ebat baskıları sergileyen bir galeri... Sadece bilinen meşhur fotografçıları sergileyen bir galeri... Sadece basın fotografların sergileyen bir galeri... diye devam edip çoğaltilabilecek bir çeşitleme yaptım. &lt;br /&gt;Kendimi bir an dünyanın sanat başkentlerinde hissettim. Ne güzel olur böyle galeriler olsa İstanbul'da dedim kendi kendime... Ama sanırım dünya da bile örnekleri çok azdır. Cahilliğimi bağışlayın belki de çoktur. Orasını pek iyi bilmiyorum. Ve birden neredeyse Türkiye'de sayıları birkaç tane olan bu fotograf galerilerinden birinin yöneticisinin moda deyimle “küratörünün -bir de böyle bir kişilik varya küratör-” konsept lafazanlığına sığınarak fotografçıları, sergileri elimine etme ve kategorize etmesinin nasıl bencilce bir düşünce olduğunu anlamaya çalışırken buldum kendimi. Anlayamadım da doğal olarak. Diğer fotograf galerileri de böyle bir eleme yapıyorlar mı bilmiyorum. &lt;br /&gt;Ama bildiğim şu; bu ülkenin ve “fotograf”ımızın gelişebilmesi için belirleyici durumda olan insanların nesnel, tarafsız ve olabildiğince kucaklayıcı olması gerektiği. Sanat ve sanatkar kavramı her insan için farklı olabilir. Zaten sanatkarlık insanın kendi kendine yakıştıracağı bir sıfat değildir. Ancak yaptığınız işlerle ve kalitesiyle sanatkarlık sıfatını size bu işi tüketenler verir. ( İzleyenler, seyirciler, müşteriler ya da o konuda söz söyleme yetisine sahip olanlar.) Ve hiç kimsenin tekelinde de değildir.&lt;br /&gt;Arkadaşlar, ülkemizin böyle lükslere ihtiyacı yok. Doğru dürüst, çarpık olmayan bir gelişme olacaksa bu her alanda olacak. Okmeydanı ya da Çavuşbaşı, Küçükarmutlu gibi çarpık gelişmiş semtlerimizin olduğu gerçeğinden yola çıkarak fotograf galerilerimizin camiamızdaki bu tek yönlü ve çarpık yaklaşımdan kurtulmamalarını diliyorum. İyi fotograflar fotograf galerilerinde sergilenebilmeli. İçeriği ne olursa olsun. 13/03/2006 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazı hiç bir mecrada henüz yayınlanmadı. Arzu edenler “lütfen” olduğu gibi esasına bağlı kalarak istedikleri her yerde yayınlayabilirler. Tabi ki isim belirtmelerini de rica ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18/03/2006 – isimsiz, Trabzon, Öğretim üyesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldukça ilginç görünüyor. &lt;br /&gt;Büyük kentlerdeki metro galerinde bu tarz çalışmalara da yer veriliyor. Amaç geniş kitlelerle paylaşmak ise Büyükşehir Belediyeleri (İstanbul, Ankara, İzmir) ile iletişime geçmenizi öneririm.&lt;br /&gt;Ancak kafama bir konu takıldı:&lt;br /&gt;İşinizin doğası gereği, bu fotoğrafların tamamı stüdyonuza gelen kişilerin "aile albümlerinde" kullanılmak üzere ve yine sanırım size bunun için ücret ödeyen kişiler tarafından çektirildi. Böyle bir sergi için modellerinizin iznini aldınız mı? Bu konuda br hukuki sorun doğabilir mi?&lt;br /&gt;Ayrıca;&lt;br /&gt;Uzun yılları kapsayan bu çalışmanızdaki emeğinizi takdir etmekle birlikte, geçen bu uzun yıllar arasında fotoğrafını çekip bir daha görüşmediğiniz bazı çiftler ayrılmış olabilir, başkalarıyla yaşamlarını birleştirenler de olmuştur. Bu fotoğraflar yeni eşler için tatsız birer süpriz olmasın sakın:)))&lt;br /&gt;Adrenalini yüksek bir sergi olacağı kesin sonuçta...&lt;br /&gt;Sağlıcakla... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sami Aksoğan, 16/03/2006 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Mustafa Turgut'' a değişik ve önemli bir konu üzerine yaşadığı deneyimi paylaştığı için teşekkür etmek istiyorum. 97 ve 04 yılları arasında İstanbul Fotoğraf Günlerinin düzenlenmesinde her aşamada görev aldım. 20-25 arasındaki serginin İstanbulda bir ay boyunca sergilenmesinin İFSAK''ın ilişki ve organizasyon olanaklarıyla bile ne denli sinir bozucu bir iş olduğunu gayet iyi biliyorum. Kimi zaman kapılarını fotoğrafa hiç açmamış galerileri tavla***, kimi zaman kurumları tavlayıp galeriler yaratarak bir şekilde bu iş yürütüldü. &lt;br /&gt;Birkaç yıldır bu gerilimli işten uzak durmanın huzuru içindeyim. Bu nedenle güncel durumu tam olarak bilemiyebilirim ama şu an sadece fotoğraf sergileyen galeriler denince aklıma Fotoğrafevi, İFSAK, İstanbul Fotoğraf Merkezi, Fotoğraf Vakfı ve Fototrek'' ten başka bir yer adı gelmiyor. Sayın Turgut Beyoğlu ve Nişantaşı dışında bir yerden bahsedince doğrusu hoşuma gitti.&lt;br /&gt;Şimdi meseleye Mustafa bey gibi yılların emeği işlerini paylaşmak üzere galeri arayan birinin gözünden bakınca farklı, kurum ya da galeri gözüyle bakınca farklı şeyler düşünmek mümkün. Arzu edilen Mustafa Bey'' in çok güzel olduğundan emin olduğum ticari/sanatsal çalışmalarını sergileyebilmesi ve bizim de onları izleme şansı bulmamızdır. Fakat galerilerin de bir tarz/ideoloji doğrultusunda programlarını belirlemelerinde hiç bir sakınca yok, hatta bence olması gereken de bu. Bazı galeriler tüm yaşamlarını belirlenmiş dar bir kavram ve tarz üzerine yürütebilirler, bazıları farklı tarzlara projeler çerçevesinde kapılarını açabilirler. Fakat fotoğraf galerilerinin çoğalması hatta daha doğru söylemek gerekirse fotoğraf üreten insanlara paralel oranda çoğalması için bu alandaki kurum ve kişilerin sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Konuyu Mustafa bey açtı, o yüzden bu son söylediğime onun alanından bir örnek vereyim. Bilemiyorum Mustafa bey üyesimidir ama PTFD(Profesyonel Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği) diye bir derneğimiz vardır(hala var olduğundan emin değilim ama umarım vardır) Bu derneğin üyeleri ki çok değerli fotoğrafçılardır, yıllarca hep etkin olamadıklarından, üyelerin ilgisizliğinden şikayet ederlerdi. Şimdi PTFD şöyle gümbür gümbür bir kurum olsaydı ve bir de fotoğraf galerisi olsaydı... Mustafa Bey işlerini sergilerdi biz de görsel kültürümüze yeni ufuklar açardık. Neden olmadığı üzerine düşünmek lazım. Sevgilerle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-52742425283169884?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/52742425283169884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=52742425283169884&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/52742425283169884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/52742425283169884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/fotograf-galerisi-konsepti-ve-fotograf.html' title='* Fotograf Galerisi Konsepti ? Ve Fotograf Sergileme Üzerine...'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-5286662187431205205</id><published>2007-08-17T11:20:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:48:02.729+03:00</updated><title type='text'>* Türkiye’de Tanıtım Fotografçılığının Durumu;</title><content type='html'>Kabul edilmelidir ki Türkiye’de reklamcılık sektöründe faaliyet gösteren ajansların çoğu ve bize ihtiyaç duyan  müşteriler,  profesyonel fotograf ve fotograf hizmetlerini değerlendirme konusunda eski zamanlara göre daha acemice davranmaktadırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum, sektörü genel olarak geriye götürmektedir. Sektördeki hizmet arzı ve taleplerinin doğru zeminlerde kurulması, hizmet arz ve taleplerinin mantık sınırları içerisinde; olması gereken profesyonel zeminde oluşmaması,  bizim verdiğimiz hizmetlere ihtiyaç duyanların gereken profesyonellikte eğitime sahip olmamalarıdır. Ajanslarda artık art direktörle değil de müşteri temsilcileri ile; direk müşterilerde de reklam müdürü diye konuyla uzaktan yakından alakası bulunmayan satış müdürleri ve benzeri konumda insanlarla muhattap olmak zorunda kalınması bunun en basit örneğidir. &lt;br /&gt;Buna bir de fotograf sektöründeki işgücünün; mesleki özniteliklerinin gittikçe düşmesi ile oluşan hızlı dejenerasyonu eklediğimizde karşımıza ciddi  sorunlar çıkmaktadır. Kendi sektörümüzde faaliyet gösteren ve işine –belki de haklı gerekçelerle- gereken özeni gösteremeyen, gerekli eğitime, ustalığa ve techizata sahip olmayan, ama hayatını da bir şekilde idame ettirmek zorunda olan meslektaşlarımızı da eklediğimizde sorunun büyüklüğünü daha iyi anlayabiliriz. Bu tür meslektaşlarımızın genel anlamda müşterileri ile yaşadıkları sorun-lar, müşterilerinin sektördeki bütün fotografçıların ve stüdyoların böyle çalışabileceği gibi bir basıt çıkarıma düşebilmelerine zaman zaman yol açabilmektedir. Bu müşteriler için büyük bir yanılgıdır, fakat aynı zamanda sektör için büyük bir tehlikedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanıtım fotografçılığı alanında faaliyet gösteren firmaların ve bireylerin sayısı, reklamcılık sektörü bazında düşünüldüğünde neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu topluluk, nicelik olarak küçük  olması sebebiyle, hem potansiyel müşteriler, hem de hizmet ve emtia aldığımız firmalar tarafından çok da ciddiye alınmamaktadır. Ne yazık ki, nicelik olarak dikkate alınmayan bu topluluk, nitelik olarak da kendi varlığını kabul ettirmekte zorlanmaktadır. Çünkü topluluk çalışanları (fotografçılar) arasında büyük kalite ve hizmet bedeli uçurumları oluşmaktadır. Bu durum, içerisinde bulunduğumuz piyasa ve ekonomik koşullar içerisinde herkesi zorlamaktadır. &lt;br /&gt;Rekabet serbestisi, sadece fiyatta–kaliteden ödün vererek–oluşmakta; kalite konusunda bir rekabet doğal olarak da mümkün olmamaktadır. Çünkü müşteriler kalite-hizmet-fiyat ilişkisini gözardı ederek, fotografçıyı daha ucuz işler üretmeye zorlamakta ve fotografçı da koşullar nedeniyle genellikle boyun eğmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak reklam söektörüne baktığımızda ise;  özellikle basılı ve görsel mecra açısından değerlendirildiğinde, işin başlangıcı artık fotograftan başlamaktadır. Fakat ne yazık ki ilkesel olarak ilk sırada bulunmasına rağmen, iş akışında ve bütçelendirilme sürecinde fotograf hep en sonda gelmektedir. Reklamverenlerde ve ajanslarda, fotografçının bütçelendirme işini artık müşteri temsilcileri yapmakta; ve öncelikli olarak “bu iş bütçesiz” ona göre fiyatlandırın korkutmasıyla işe adım atmaktadırlar. İş böyle başlayınca da bütün değerlendime, sonucun kalitesinden çok bütçe temeline oturmaktadır. Fotograf kadar önceliği olmayan bir sürü şeye bütçe ayırmakta rahat davranan reklamveren ya da ajans, sözkonusu  fotograf olunca birden bütçelerini tüketmektedirler nedense...&lt;br /&gt;Başka bir gerçek de ne yazık ki ajanslardaki yaratıcı elemanların bile artık fotograf değerlendirmede eskisinden daha az  seçici ve yaratıcı davranmalarıdır.  Fakat bu mevcut idari yapılanmanın değişiminden kaynaklanmaktadır. “ Önüme ne gelirse onunla çalışırım “ mantığı vardır artık. Bunun sebebi ise bahsettiğim bütçe sorunları nedeniyle vasıfsız ya da yetersiz fotografçılardan;  yine konuya çok da hakim olamayan müşteri temsilcileri ya da kişiler vasıtasıyla hizmet alınmasıdır. Ya da fotografçının yine aynı bütçesel sorunlar nedeniyle kalitesiz iş üretmesine göz yummaktan kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde, her sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de hizmet arzı ve mesleğe giriş çıkışlar kontrolsüzdür. Bu durum, sektörümüzdeki örgütlerin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bizler ticaret erbabı değil zenaatkarız. Doğru olanı, profesyonel olarak bu işi yapacak insanların, batı ülkelerinde olduğu gibi belli kurallar ve yeterliliklere sahip olduktan sonra hizmet arzına başlamasıdır. Fakat ne yazık ki; her alanda olduğu gibi yasal düzenlemedeki yetersizlikler bu fiziki ve çok ciddi sorunu doğurmaktadır.  Hizmet ajansları, matbaalar, profesyonel orjini başka bir sektörde olan  amatörler dahi tanıtım fotografçılığına soyunmaktalar.  Olması gereken herkesin kendi işini yapmasıdır. Fakat daha önce bahsedilen yasal düzenlemenin yetersizliği buna meydan vermektedir. &lt;br /&gt;Son teknolojik gelişmeler, hem profesyoneller olarak bizleri, hem de sektörün geleceğini etkileyecek boyutlara ulaşmıştır. Yeni teknolojilerin yatırım maliyetleri, sektörümüzde tüm zamanlarda yenileşmenin önündeki en büyük olumsuz faktör olarak karşımıza çıkmıştır. Uyum sorunları sürekli yaşanmaktadır. Kaldi ki şu an karşı karşıya bulunduğumuz teknoloji ve bilgi çağının dayatması, yenileşme zorunluluğunu, öncekilerden çok farklı boyutlarda bir çok değişkenle karşımıza çıkartmaktadır. Bunlar ana hatlarıyla aşağıda sıralanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dijital teknolojinin henüz istenilen profesyonel kaliteye ulaşmamış olmasına rağmen, üreticilerinin ve pazarlayanlarının bunu sadece sektör profesyonellerine değil, ilgili olan tüm kullanıcılara da (ajanslara, amatörlere, kişisel kullanıcılara) yanlış bilgilendirme yaparak; sanki son noktaya ulaşılmış gibi göstererek pazar sunumunu yapmaları büyük hatadır. &lt;br /&gt;Yine aynı pazarlama gerekçeleriyle üreticiler bu teknolojiyi eskimeden satma telaşındadırlar ve dijital teknolojiyi çek – gör – bitir mantığıyla sanki uzmanlık gerektirmeyen, herşeyi çözebilen bir yolmuş gibi sunmaktadırlar. &lt;br /&gt;Sadece bu sebepler bile artık daha aktif ve daha profesyonel düşünerek hareket etme gerekliliğimiz için yeterlidir. Kaldı ki bazı şirketler, kimi renk ayrım stüdyoları ve birçok matbaa üretim maliyetleri düşürmek adına kendi stüdyolarını yapmaya başlamışlardır ve kullanmak için de genellikle fotografçılık vasfını gerektiği gibi taşımayan insanları istihdam etmektedirler. Bu da çok kötü işlerin ortalıkta dolaşmasına yol açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse ne yapılmalı ? Öneriler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel Tanıtım Fotografçıları Derneği, baskı ve referans grubu haline gelmiş güçlü bir yapıya ulaşmalıdır.&lt;br /&gt;Dernek, devlet nezdinde yasal bir zemine oturabilmeli; ya da en azından tüm sektörün kurumları nezdinde  tanınırlık sağlanmalıdır. Bu  başarılabilirse “faaliyet izni=dernek üyeliği” koşulu getirilmesi için çalışılmalı yada “profesyonel kalite=dernek üyeliği” düşüncesinin yerleşebilmesi için çaba sarfedilmelidir. &lt;br /&gt;Meslek etik ve kuralları yazılı ve dikkate alınacak şekilde ortaya konulmalıdır.&lt;br /&gt;Sektör insanlarına, karşı karşıya olduğumuz erezyon tüm açıklığı ile anlatabilmek için toplantılar düzenlenmelidir.&lt;br /&gt;PTF Derneği diğer sektör dernekleri ile ortaklaşa projelere ( eğitim, sergi, seminer, çalışma grupları vb.) girmelidir.&lt;br /&gt;Sektöre işgücü sağlayan eğitim kurumlarının, sektör ihtiyaçlarını göz önüne alarak eğitim programlarını yönlendirebilmesi için öneriler götürülmelidir.&lt;br /&gt;Okullu veya alaylı tüm sektör çalışanlarının daha nitelikli ve verimli olmasını sağlamak üzere takvime bağlanmış çalışma grupları ve eğitim seminerleri yada kurslar düzenlenmelidir.&lt;br /&gt;Sektörün ihtiyacı olan bilgiyi sektör dışından değil sektör içinden alması sağlanmalıdır. Bu kendi saygınlığmızı daha da artıracaktır. Sektör dışından eğitim almış insanların sektörümüze bakışı malumdur. Kendilerini bilginin odak merkezi gibi görüp bizim sektörümüze bilgi fakiri gibi davranmakta ve hoş olmayan tutumlara girmektedirler. Gerçekte bunun böyle olmadığını biz biliyoruz, teknolojiyi ve bilgiyi ögrenmek için gerekli özveriyi ve çabayı zaten bireysel olarak gösteriyoruz. Bu çabanın bireysellikten çıkıp bir grup bilincine oturması gereklidir. Sektörün ve kalitenin topyekün gelişimi buna bağlıdır. Bunu başarabildiğimiz zaman rekabet kuralları olması gereken zemine oturacaktır.&lt;br /&gt;Unutmayalım ki zaman zaman fotografı bilmeyen insanlar bize işimizi öğretmeye kalkmaktadırlar. Potansiyel müşterilerin de sektörümüzü daha iyi değerlendirebilmesi ve hakkettiği saygınlığı göstermesini sağlamak için temsilcilerine ve isteklilere; ticari fotografın ve fotografçının seçilmesi değerlendirilmesi konusunda; eşgüdümlü olarak da fotografın kullanımına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Fotograf kullanımı ve tercihleri ile ilgili değerlendirme kıstaslarının standart kurallar çerçevesinde olmasını sağlamak için seminerler, gerekirse eğitim toplantıları düzenlenmelidir. Bunu yapmak, sektörde faaliyet gösteren meslektaşlarımızın işini kolaylaştıracaktır. Ne istediğini bilen bir müşteri ile çalışmak her zaman daha kolaydır.&lt;br /&gt;Dernek zenginler kulübü görüntüsünden çıkartılmalı, sektörde faaliyet gösteren tüm bireyler ve firmaların dernek çatısı altında toplanmaları sağlanmalı ve faydaları anlatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlaka eleştiriler, sorunlar ve çözüm önerileri bu kadar değildir. Bu makalede bahsedilenlerin tümü sektörde bulunan insanların sıklıkla karşılaştığı sorun yumağıdır aslında. Katılım ve tartışmak, sorunlarımızın daha kolay ve değişimin sancısız olabilmesi için gerekli olan tek şeydir. Sektörel sorunlarımızın çözümü için dayanışmaya ve yardımlaşmaya her zamankinden fazla ihtiyacımaz vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04/03/2005&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-5286662187431205205?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/5286662187431205205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=5286662187431205205&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/5286662187431205205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/5286662187431205205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/trkiyede-tantm-fotograflnn-durumu.html' title='* Türkiye’de Tanıtım Fotografçılığının Durumu;'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-7243160914234821202</id><published>2007-08-17T10:30:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:48:13.476+03:00</updated><title type='text'>* Kodak Türkiye ofisi ile alışveriş yapacak meslektaşlarımın dikkatine... Lütfen tamamını okuyun.</title><content type='html'>Ben İstanbul'da PTFD üyesi, reklam fotografçılığı yapan bir fotografçıyım. Temmuz 2002'de laesing yoluyla Kodak'tan 645 C modeli proback satın aldım.&lt;br /&gt;20/07/2002 Makinede daha ilk kurulumda CCD üzerinde ölü noktalar olduğunu tesbit ettik, servis elemanı bunun düzeltilebilecek bir şey olduğunu toz vs şeylerden kaynaklandığını ve CCD temizliği ile giderilebilecek bir problem olduğunu söyleyerek makineyi kurdu gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ilk çekimimiz sonucu fotograflarda keskinlik problemi olduğunu farkettik. Ve fotografların tamamında modellerin ya da objelerin etrafında keskin bir kontür alan oluşturduğunu tespit ettik.Firmanın verdiği yazılımda medium sharpen ile net olmayan fotograflar, high sharpen ile kontürlü fotograflar elde ettik. Makinenin standart dosyalarına ancak photoshop'ta iki kere sharpen verdikten sonra nispeten net fotograflar elde edebildik. Sonraki denemelerimizde ise homojen yüzeylerde harelenmeler ve renk bozulmaları olduğunu da farkettik. Ve bir türlü renkleri tutturamamamız da cabası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22/08/2002 Bir ay sonra gelip makinede problemleri tesbit ettiler. Proback'i mevcut problemleriyle geri alıp yenisini vermeye karar verdiler. Bu arada yine Kodak'tan satın aldığımız IBM Microdrive kartların ikiside çekim esnasında bozuldu. Bunlarda değiştirilmek üzere geri alındılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26/09/2002 36 gün sonra yeni proback'i getirdiler. Fakat yeni gelen proback'te aynı keskinlik problemiyle ve harelenmeler, bozuk renk ayarları ile geldi. Yine servise ve satış elemanlarına durumu anlattık. İngiltere'ye yollanıp kontrol edileceğini söyleyerek örnek fotograflar gönderip aynı fotografların benzerlerini çekmemizi istediler. Çektik ve gönderdik. 2 aya yakın süre de İngiltere'den gelecek cevabı bekledik. Tabi ki makineyi kullanamadığımızı belirtmeme gerek yok çünkü keskin çekim yapılamıyor ve renk problemleri var. O şekilde fotograf çekipte ajanslara ve müşterilere bozuk fotograf göndermenin ne anlama geleceğini anlatmama gerek yok. Bu arada dijital çekmek üzere yaptığımız anlaşmalar da birer birer müşteriler tarafından iptal edilmeye başladı. Kodak'a tekrar mukayeseli dosyalar gönderdik, provalar gitt; yazışmalar, telefon görüşmeleri ve bir sürü zaman kaybı malum...Nihayet kasım ayında proback'in fotograf makinesiyle uyum sorunu yaşadığı ve kalibrasyon için fotograf makinesiyle beraber Almanya'ya gitmesi gerektiğini belirten bir cevap İngiltere'den geldi. ( Bu arada kullandığım fotograf makinesi CONTAX 645 ve proback ile birlikte yeni aldığım sıfır bir makine.)&lt;br /&gt;10/12/2002 10 Aralık'ta proback'le birlikte contax'ı kalibrasyon için Almanya'ya göndermek üzere bizden aldılar.....Bir tanede kullanmamız üzere ekseni kayık DCS 760 bıraktılar. Ama onu da doğru dürüst kullanamadık. Terazide çektiğimiz fotograflar devrik geliyor, pili çabucak bitiyor, elimizde flash kart yok (arızalı, garantiden değiştirecekler sözde) dış çekime gidemiyoruz vs....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17/03/2003 Servise gönderilmek üzere alınmasının üzerinden geçen 97 gün sonra proback'le contax Almanya'dan geldi. Bir de ne görelim bizim contax'la proback sadece tavana doğru fotograf çekiyor. Düz tuttuğunuzda çalışmıyor, tavana tutunca çalışıyor. Hemen proback'i çıkarıp normal bir film magazini taktık. Ne görelim, makine aynı. Sadece tavana doğru çalışıyor. Yani bizim contax Almanya'ya sağlam gitti bozuk geldi. Aynı gün makinelerin her ikisini de geri verdik, tekrar tamir edilmek üzere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftalar ve aylar boyunca makul sürelerle akibetini öğrenmek için defalarca telefon görüşmeleri yaptık, her seferinde makinenin Alman'yadan henüz dönmediğini söylüyorlar. Mayıs ayında artık problem Kodak'ta müdür seviyesine çıktı. &lt;br /&gt;05/05/2003 Sağolsun... Bizzat müdürün çabasılya makinenin Almanya'ya gidemediğini, 3 aydır gümrükçünün rafında beklediğini öğrendik. (nasıl Aziz Nesin hikayeleri gibi değilmi?) Bizim Contax'ın gümrük evrakları istendi, ve palas pandıras makine Almanya'ya gönderildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13/08/2003 (makinenin alınmasının üzerinden 13 ay geçti.)Almanya'ya giden Proback, Contax ve garanti'den değişecek Microdrive hepsi beraber geldi. Derhal servis elemanı arkadaşla beraber seti kurduk testlere başladık. Ne oldu dersiniz ? Arka arkaya çekim yapmaya başladığımızda ne görelim; çekilen dosyaların kimi boş, kimi yarım, kimi pembe bir sayfa gibi...Makine olmuş ateş gibi, ekranında “çok ısındım arkadaş” mesajları çıkıyor. Çektiğimiz fotograf sayısı ise 30-40' ı geçmedi. Tabii keskinliği falan da kontrol edemedik bile. Neyse... servis elemanı arkadaş yeniden makineye firmware yükledi fakat ne çare. Proback iflas... çalışmayacağım diye tutturdu. Ve çalışmadı !!!! (Bu arada her iki Microdrive'ın da 3'er kere garantiden değiştirildiğini ve arada neredeyse hiç kullanamadığımızı söylemeliyim. Çünkü makineye takar takmaz cırt diye bir ses çıkıyor ve iptal...)&lt;br /&gt;Müdürle telefon görüşmemizde; “- senin proback sende kalsın bir tane de Pro 14 verelim, bu işi temizleyelim.” demez mi ? Pro 14'ü ver ama... arızalı proback benim ne işime yarar dedim. Teklifini geri çevirdim.&lt;br /&gt;Daha sonra müdürle tekrar görüşüldü, önceki ilk gelen proback'i bir daha deneyelim yine aynı problemler devam ederse o zaman çare üretelim dediler... Olur dedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25/08/2003 ilk proback tekrar geldi. Tabi ki yine keskinlik yok. Geri çevirdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19/09/2003 son kez, bizim arızalı probac'i hayata döndürmek için servis elemanı arkadaş canla başla mücadele etti fakat başarılı olamadı. Bizim proback dolabımızda arızalı bir halde duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;03/10/2003 Defalarca yüzyüze görüşmek için randevu ısrarımdan sonra müdür, satış elemanı ve servis elemanı arkadaşlarla biraraya gelebildik. Toplantıda yaptıkları teklifler:&lt;br /&gt;Alternatif 1 : İlk proback'ı sana verelim çalışmaya devam et. Alternatif 2 : Contax'ı sat, Hasselblad H1 al, sana Bir 645 H verelim. Alternatif 3 : Ürünü alalım, aldığımız parayı verelim. Fakat; leasingten aldığımız parayı öderiz. &lt;br /&gt;Her alternatifte zararları, ziyanları ben çekeceğim.  Mevcut haliyle kabul etsem, makine arızalı... İlk proback'i alsam keskin değil, kullanamayacağım. Contax'ı satıp Hasselblad almaya kalksam Contax'ı satarken 18,000 $'a malolmuş makine yarı fiyatına gidecek, gidip bir 18,000 $ daha verip Hasselblad alacağım. Kaldı ki H modelinde de aynı problemlerle karşılaşmayacağımın garantisi yok. Ürünü geri iade edemiyorum, benim malım değil, leasing'in malı. Onlar diyor ki “-biz karışmayız, probleminizi firmayla çözün” diyor. Bu arada makine sürekli arızada olduğu için sigortasını yenilemediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müdürle son kez telefonla görüşme yaptık, Proback'i geri verip yeni modeli çıkınca (ne zaman olursa olsun) ondan verilmesini; yeni model çıkana kadar da bana bir makine tahsis etmelerini istedim. Tabi ki kabul etmedi. Çaresizce pro 14 verme teklifini hatırlattım... “-Ben onu size bedelsiz vermeyi değil bedeliyle vermeyi kastetmiştim” demesin mi? Bir de pişkinlikle “- Size iskontolu fiyattan, maliyetine veririz” dedi mi üstüne... Ben de ne kadara vereceklerini sordum tabiatıyla... “Ben size pazartesi günü fiyatını bildiririm” dedi ve telefonu kapattı. Pasartesi, salı, çarşamba oldu... ne arayan var ne soran. Cep telefonlarından ben arıyorum telefonlar açılmıyor, firmayı arıyorum yoklar, not bırakıyorum vs. sonuç yok. Bir başka arkadaşımın cep telefonundan(tanımadıkları bir numara) tekrar aradım. Ve telefon açıldı.&lt;br /&gt;Diyaloğumuz aynen aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;Ben:     Müdür bey beni arayacaktınız fiyat bildirmek için...&lt;br /&gt;Müdür: Öyle mi? Ben de sizden haber bekliyordum... Kararınızı bildirecektiniz.&lt;br /&gt;Ben:     Cuma akşamı ben kararımı size bildirmiştim. bedelsiz Pro14 verme teklifinizi hatırlatmıştım, siz de bedelsiz olmayacağını, maliyetine verebileceğinizi söylemiştiniz ve bana pazartesi günü fiyat verecektiniz.&lt;br /&gt;Müdür: Öylemiydi? Hay allah unutmuşum, doğru öyle konuşmuştuk. Fiyatı sizin için 3000 $&lt;br /&gt;Ben:     Peki benim kaybettiğim 15 ay ne olacak müdür bey?&lt;br /&gt;Müdür: Orası sizi ilgilendirir, beni elimden gelen bu.&lt;br /&gt;Ben:     Müdür bey, ben bu arızalar ve geçen zaman zarfında bir sürü iş ve zaman kaybettin, çektiğim sıkıntı da cabası. Bütün bunların karşısında firmanızın ve sizin elinizden bu kadarı mı geliyor? Benim bu arızalardan dolayı her ay ....... TL iş kaybım var. Müşterilerim hep sözleşmeleri iptal etti. Bu makine çalışsaydı bunların hiçbirisi olmayacaktı. Üstelik leasing ödemelerini yaparken de çok sıkıntıya düştüm.&lt;br /&gt;Müdür: Mustafa Bey, sizin anlattığınız faraziye “vakko'dan elbise aldım, iş görüşmesine gidip işe girecektim, ama elbise defolu çıktı, ben de o yüzden işe alınmadım demeye benziyor” demesinmi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben adama anlaşmalarım iptal edildi diyorum o ne diyor... devam edelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben:     Müdür bey son söyleyeceğiniz bu mu, makul bir teklifiniz varsa düşünmeye hazırım.&lt;br /&gt;Müdür: Evet son teklifim bu.&lt;br /&gt;Ben:     O halde anlaşmazlığımızı hukuk çözecek.&lt;br /&gt;Müdür: Bir şey elde edemezsiniz ki, kim size aldığı paradan fazlasını öder?&lt;br /&gt;Ben:     Müdür Bey ben sizden para mı istedim?&lt;br /&gt;Müdür: doğru kimseye böyle bir şey söylemediniz. &lt;br /&gt;Ben:     Makineyi yeni modeli çıkıncaya kadar beklerim; geri alın diyorum kabul etmiyorsunuz. Kendi teklifiniz olan pro14 verme sözünü de yediniz, bana yapacak bir şey bırakmıyorsunuz ki, huhuka gitmekten başka...&lt;br /&gt;Müdür: Yapabileceğim başka bir şey yok, dilediğinizi yapabilirsiniz...&lt;br /&gt;Dedi ve telefonu kapattı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl ödediğimiz leasing bedelleri, işe yaramayan bir proback ve çekilen onca stres sıkıntıdan sonra elimizde makinenin arızalarıyla ilgili 8 tane servis raporu, leasing sözleşmesi ve bir adet vekaletle avukatın yolunu tuttuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm meslektaşlarıma önerim... Kodak veya başka bir firmadan makine satın alırken bunları dikkate almaları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle de leasingle alıyorsanız malın sahibi siz değilsiniz. Bunu unutmayın. Satıcı firma sizi hiç dikkate almıyor. Ben paramı aldım kardeşim gerisine karışmam diyebiliyor. Sizin arada ödediğiniz finansman giderleri, sigorta bedelleri, karşılaştığınız iş kayıpları onları hiç ilgilendirmiyor ve ilgilendirmeyecek te.&lt;br /&gt;İşte bu yüzden dikkatli olunuz... Benim başıma gelen Aziz Nesin'lik hikaye sizin başınıza gelmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz 2003&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-7243160914234821202?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/7243160914234821202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=7243160914234821202&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/7243160914234821202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/7243160914234821202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/kodak-trkiye-ofisi-ile-alveri-yapacak.html' title='* Kodak Türkiye ofisi ile alışveriş yapacak meslektaşlarımın dikkatine... Lütfen tamamını okuyun.'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-710930516158539783</id><published>2007-08-17T10:20:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:48:23.236+03:00</updated><title type='text'>* Telif Yasası Çağrısı / 2001</title><content type='html'>Arkadaşlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi de yakından ilgilendiren 1951 yıl 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri kanunu ve 2001 yıl 4630 sayılı kanunla yapılan değişiklikleri içeren metinler bu elektronik postaya eklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla ilgili meslek birlikleri ve kurumların, oluşumuna ciddi anlamda katkıda bulundukları bu yasaya ne yazık ki bizler - bizi de çok yakından ilgilendirmesine rağmen - hiç ilgi göstermedik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebebinin, mesleki birlik kuruluşuna sahip olmayışımız ve meslektaşlarımızın da bu konuyla çok da ilgili olmamalarından kaynaklandığını düşünüyorum. &lt;br /&gt;İncelendiğinde görüleceği gibi, ilgili yasa ve bir mesleki birlik kurumuna sahip olmak özellikle üretilen işlerin doğru tanımlanıp ücretlendirilmesi ve teliflendirilmeleri konusunda tüm sektör bireylerinin haklarını yeterince korumakta ve kollamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat şimdiye kadar bununla ilgili kişisel fikir paylaşımlarının ötesinde, tüm sektör bireyleri arasında tartışma konusu dahi olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin bildiği gibi telif yasaları bütün dünyada fotografçılar tarafından ciddi kabul gören ve kullanılan bir düzenlemedir. &lt;br /&gt;Bunun ötesinde ülkemizde meslek birlikleri; sektörlerin yasal platformda ve kurumlar karşısında temsili, sektör bireylerinin mesleki temsiliyeti, genel çalışma ilkeleri, mesleki etik ve ahlak kurallarının oluşturulabilmesi açısından her zamankinden çok önemli hale gelmiştir. Özellikle bizim sektörümüzde bunun gerekliliğine eminim hepimiz inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin müşterilerimiz ve sektör karşısında, yasal platformda ve kendi aramızda, bu anlamda bir temsiliyet sorunumuz olduğunu ve kendi içimizde de bir iletişimsizlik sorunu yaşadığımızı düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok basit örneklerle bunu açıklayabilirim: Bir fotografçıyı dolandıran bir firma bir süre sonra başka bir fotografçıyı dolandırabiliyor. Ürettiğimiz fotografları kopyalayıp başkaları kullanıyor. X ajans A müşterisi için çektirdiği fotografı B müşterisi için kullanabiliyor. Matbaalar ve renk ayrım stüdyoları bütün bu işleri yaparken kimseye sorma ihtiyacı duymuyor. İşin garip tarafı hemen hemen herkesin başından benzer olaylar geçmesine rağmen kimse bunu engellemek için bir şey yapmıyor. Beyler, bayanlar beleşe gidiyoruz... bizler hakkımızı korumadığımız için birileri sırtımızdan haksız kazançlar sağlıyor, buna ne kadar sessiz kalacağız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden bir meslek birliğine sahip olmak ve iletişimi sürdürmek, hem eser sahiplerinin haklarının korunması hem de sektör içerisindeki mesleki, ticari ve etik kuralların tanzimi açısından da her zamankinden daha önemli, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu e-postayı yazma sebebim bu konularla ilgili diğer meslektaşlarımın neler düşündüğünü öğrenmek ve küçük de olsa bir tartışma başlatabilmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi yasal haklarımızı kendimizden başkasının korumayacağı bir gerçektir. &lt;br /&gt;Sektörde ve yasal platformda haklarımızı koruyacak, genel çalışma ilkeleri, mesleki etik ve ahlak kurallarının oluşturacak, meslek mensuplarını sahiplenecek bir meslek birliğini kurmak için çok geciktiğimizi düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizlerin bu konudaki olumlu ve olumsuz düşüncelerinizi merak ediyorum. Gelin bu konuyu biraz tartışalım. Saygılar, selamlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21/09/2001&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-710930516158539783?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/710930516158539783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=710930516158539783&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/710930516158539783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/710930516158539783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/telif-yasas-ars.html' title='* Telif Yasası Çağrısı / 2001'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3899377035029937198.post-8898652831662836838</id><published>2007-08-17T10:10:00.000+03:00</published><updated>2007-08-17T18:48:38.978+03:00</updated><title type='text'>* Evlilik Günü Üzerine.../ www.mahmure.com</title><content type='html'>Başlığı görünce evlilik üzerine felsefi bir yazı okuyacağınızı sandınız değil mi?  Yanıldınız... Haddim olmaz.  Sadece evlenmeye karar verdiğinizde başınıza gelebilecekleri hikaye etmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce piyasada mevcut tüm gelin ve evlilik dergilerinden satın alacaksınız;  bu işin kolay yanı.  Onları önce şöyle bir gözden geçirecek daha sonra alıcı gözle tekrar kıraat edeceksiniz.  Kafanız karışacak.  Eğer bilgisayarınızın karşısına geçip portallardan evlilikle ilgili siteler aramaya kalkarsanız yandınız.  Karşınıza eş arayanlar,  arkadaş arayanlar , falanca hanımla filanca beyin kişisel evlilik sayfası gibi;  aslında hiç sizi ilgilendirmeyen arama sonuçları arasından cımbızla  ( bu arada cımbızınız iyi olmalı...)  ilgilendiklerinizi bulacaksınız ki,  bu çok zor.  Portal editörleri bu başlıkların altı ile çok fazla ilgilenmiyorlar.  Ne bulduysanız onunla yetineceksiniz. &lt;br /&gt;Telaşlanmayın,  bütün dergilerde ve bulabildiğiniz internet sitelerinde 6 ay öncesinden başlayarak,  yapmanız gerekenlerle ilgili bir  “düğün programı”  veya  “evlililk öncesi dikkat edilmesi gerekenler”  gibi bir takım öneri listeleri var.  Nikah yeri,  alış veriş listeleri,  gelinlik,  sağlık önerileri,  organizasyon,  davetiye,  nikah şekeri,  davet yemeği,  balayı,  müzikler vs. vs....&lt;br /&gt;Paniğe kapılmayın,  bunların hepsi tatlı telaşlar.&lt;br /&gt;Emin olun ki size hazırlıklarınız sırasında “seve seve”  yardımcı olacak “tecrübeli” arkadaşlarınız ve akrabalarınız olacak.&lt;br /&gt;Relax........&lt;br /&gt;Ha unuttum bir de fotograf meselesi var.  Hiçbir öneri listesinde gereken önemde vurgulanmayan,  şöyle bir geçiştirilen.&lt;br /&gt;Bu yazının yazılma sebebi olan da fotograf işte... Yapılan bütün hazırlıklardan,  evlilik günü icin özel olarak dikilen gelinlik ve damatlıktan,  nikahtan sonra havaya atılacak el çiçeğinizden,  ayakkabı altına yazılan isimlerden,  organizasyondan,  düğün pastanızdan,  saçınız ve makyajınızdan ve  yaşadığınız tatlı telaştan;  yani düğün gününde olan biten tüm detaydan geriye kalacak tek görsel malzeme olan fotograf...&lt;br /&gt;Gerçekten de bütün o tatlı telaştan  “eğer doğru yapıldıysa” elinizde bir tek fotograflar kalır.&lt;br /&gt;Yurtdışında bu iş nasıl yapılır biliyormusunuz.....?&lt;br /&gt;Bilenler burayı bir sonraki paragrafa kadar atlayabilir,  bilmeyenlere anlatayım...&lt;br /&gt;Birincisi bütün organizasyonun her noktasında fotografçı vardır.  Gelinin hazırlanmaya başlamasından tutun da,  damadın çorabını giymesine kadar...  Hatta bazı fotografçılar işi biraz daha ileriye götürüp senaryosunu bile yapar.  Bütün hazırlıklar fotograflanır.  Gelinle damadın kiliseye ya da nikah mekanına gelişleri -yurtdışında işin bu kısmı muhteşem bir törendir-  papazın karşısında elpençe divan duruşları,  yüzük töreni,  ve final  “öpücük” sahnesi.  Nikah sonrası gelinin çiçeğini fırlatması ve  nedimelerin havaya zıplamaları,  damat ve arkadaşlarının havaya şapka fırlatmaları,  arkasına teneke kutular bağlanmış gelin arabası,  davetlilerin yeni evli çifte hayran bakışları,  ve sıcak kutlamalar.... Gözünüzün önünde canlandı mı?  Ne kadar hoş değilmi?  Nikahtan önce yada sonra sadece çiftlere ait özel fotograf çekimleri -ki burası en eğlenceli kısmıdır- nikahın yapıldığı yere yakın veya uzakta,  parkların,  bahçelerin içerisinde,  ırmak veya deniz kıyısında,  bir tarihi eser çevresinde ve o şehre ait nuanslar taşıyan;  ama mutlaka doğal mekanlarda ve çevre ile bütünleşmiş olarak yapılır.  Bazen çiftler daha kişisel fotograf isterler o zaman da peşinden stüdyoda portreleri çekilir.  Tabidir ki bunun için başka bir gün seçilir.  Fakat aslolan doğal olmasıdır fotografların.  Ve olur da zaten...&lt;br /&gt;Sıradışı ve size özel fotograflar evlilik gününüzü mutlu ve gülümseyerek hatırlamanızı sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gelin adayı kendine özel bir şeyler üretilmesinden mutlu olur.&lt;br /&gt;Araya karbon kağıdı konmuş gibi çekilmiş fotograflar istediğinizi sanmıyorum, seçici olun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamana kadar Türkiye’de bu tarzda fotograf çekimi talep eden çok az çift vardı.  Bunlar da yurtdışında benzer fotografları görmüş veya çekimini izlemiş olan ve fotografa önem veren çiftlerdi.  Artık bu tür fotograf çekimi için talepler artmaya başladı.  Bu kendine özel,  değişik ve yaratıcı olmak düşüncesinden kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;Dünyada çok eskilerden beri bulunan bu tarz,  artık Türkiye’de yankı buluyor.&lt;br /&gt;Ve inanın çiftler çok mutlu oluyorlar.  Stüdyoya girip terlemeden,  sıkılmadan,  yorulmadan,  dört duvar arasına sıkışmadan... &lt;br /&gt;Genellikle düğün yerlerinde,  bazen Topkapı sarayının bahçesinde,  bazen Yıldız parkında,  bazen muhteşem boğaz manzarasında,  bazen Kız kulesine nazır,  bazen bir ağacın gölgesinde,  nereyi seviyorlarsa...&lt;br /&gt;Sadece kendileri için çekilmiş ve kendilerine özel.  Aksi damatlar bile sonradan vay be diyorlar.&lt;br /&gt;Hem biliyormusunuz İstanbul bu tür fotograflar için çooook zengin...&lt;br /&gt;Unutmayın, evlilik gününüzün tekrarı yok....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01/05/2001&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3899377035029937198-8898652831662836838?l=mustafaturgut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/feeds/8898652831662836838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3899377035029937198&amp;postID=8898652831662836838&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8898652831662836838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3899377035029937198/posts/default/8898652831662836838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mustafaturgut.blogspot.com/2007/08/evlilik-gn-zerine-wwwmahmurecom.html' title='* Evlilik Günü Üzerine.../ www.mahmure.com'/><author><name>mustafa turgut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07963268538671484114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_GgnzRsE7vDM/RsLRtTZFceI/AAAAAAAAAAU/ijHL3wvyEIo/s320/musti.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
